SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

İNSANOĞLU KUŞ MİSALİ... (BIRDMAN)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

INARRITU, GERÇEK İLE KURGU ARASINDAKİ ÇİZGİYİ KALDIRMAYA ÇALIŞMADAN, TEK PARÇAYMIŞ GİBİ YAPAN BİR ÜSLUPLA KENDİ GERÇEKLİĞİNİ KURGUDAN MUAF TUTUYOR.

- Peki bu hayattan istediğini aldın mı bari?

- Evet

- Ne istemiştin peki?

- Bu dünyada sevildiğimi bilip hissetmeyi.

 

Inarritu’nun son filmi Birdman, bu sözlerle açılıyor. Amerikan öyküsünün ve şiirinin şekillenmesinde önemli rol oynayan Raymond Carver’ın “Son Bölüm” şiiriyle. Fonda ise davul sesi var. Daha filmin ilk sahnesini görmeden karşılaştığımız bu ses, filmin bütün ritmini belirlemesinin yanında, ekrandaki Raymond Carver şiirinin harflerini bir bir dökerek geride bıraktığı “Amor” (İspanyolca “aşk” anlamına geliyor) kelimesiyle, film hakkında konuşmaktan da geri durmuyor.

 

MAZİSİYLE YÜZLEŞEMEYEN GAZİNİN HİKAYESİ

Birdman’in konusu için kısaca bayat diyebiliriz. Eski popüler günlerinden oldukça uzakta olan bir Hollywood yıldızının, yeniden hayata tutunma ve popüler olma çabasını anlatan bir film var karşımızda. Karakterimiz Riggan, doksanlı yıllarda çektiği Birdman filmleriyle parlamış fakat ondan sonra kayda değer hiçbir şey yapmamıştır. Şimdilerde ise Broadway’de bir tiyatro oyunu sahneleyerek (Yine Raymond Carver’ın “Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz” kitabından uyarlama) yeniden gündeme gelmeye çalışmaktadır. Hikayenin çatı katında bunlar olurken, zemin katta ise Inarritu hünerlerini sergilemektedir. Bayat kısmı, anlatacaklarının altına zemin olarak seren Inarritu, lafını sakınmayan bir tonda modern zamanlar Hollywood eleştirisi yaparken hiç olmadığı kadar orjinal bir biçim inşa ediyor. Karakteri Riggan’ın bir kaç güne yayılan çırpınışlarını tek bir plan-sekans edasıyla kurgulayan Inarritu, çıkışı olmayan bir labirent resmediyor aslında. Hiç durmayan kamera hareketleri ve sürekli bir döngü halinde olan mekan kullanımının da yardımıyla sizi St. James Tiyatrosu’nun bulunduğu caddeye hapseden Birdman, karakterleriyle birlikte Hollywood’un göbeğinde, Broadway’de hayata tutunmanın, nefes almaya çalışmanın deneyimini yaşatıyor seyirciye.

 

BANA BİR KUŞ VER, DUBLE OLSUN

Birdman’in en önemli kozlarından biri de Michael Keaton. Filmde doksanlı yıllarda “Birdman”i canlandıran Riggan karakterini, gerçek hayatta bahsi geçen yıllarda “Batman”i canlandıran Michael Keaton’ın oynaması, sinemada gerçeklik olgusuna farklı bir boyut kazandırıyor kuşkusuz. Filmdeki Riggan karakteri kadar acınası bir halde olmasa da, Keaton’ın da pek parlak bir kariyeri olduğu söylenemez. Bu anlamda Inarritu’nun derdini anlatmak için en doğru adamı seçtiğini söyleyebiliriz. Böylece, Riggan karakteri üzerinden yapılan kurgusal ve yapay bir eleştiriden daha çok, Keaton üzerinden yapılan gerçek bir eleştiri izlediğiniz hissi ağır basıyor. Inarritu filmdeki söylemlerinin gerçekliğini, Edward Norton’ın canlandırdığı Mike karakterinin ağzından “Gerçek her zaman ilgi çekicidir” diyerek de pekiştiriyor.

 

PELERİNİN CEBİ YOK

Birdman bir savaş filmi. Eski Hollywood yıldızı Riggan’ın bir anlamda alter egosu olan hatta “doppelganger”ine dönüşen Birdman’le savaşının filmi. Sonunda kazananı olan bir savaştan bahsetmiyoruz burada. Riggan’ın hayatının geri kalanına yön verecek bir savaş bu. Eğer bu iki düşmanın savaşı olsaydı, Riggan eski karısına Birdman’den “bazen benimle konuşup gerçekleri söyleyen bir ses” olarak bahsetmezdi. Riggan, Birdman’in yardımıyla “göründüğü gibi olmak ya da olduğu gibi görünmek” arasında bir karar vermek zorunda. Yani filmde sık sık zikredildiği haliyle, Riggan’ın sahnede mi yoksa gerçek hayatta mı rol yapacağına karar verişinin hikayesi bu. İlk sahnede ve film boyunca Riggan’ın odasındaki aynanın kenarında gördüğümüz “Bir şey neyse odur, o şey hakkında söylenenler değil” sözü de bunu kanıtlar nitelikte. Karakterin psikolojisi açısından filmin özeti bu söz belki de. Ama büyük resme baktığımızda daha büyük bir hikaye, hatta gerçeklik var karşımızda. Inarritu, Michael Keaton personası üzerinden yürüttüğü anlatısında Hollywood’un popüler tarafına, gişe canavarlarına göndermeler yapmaktan geri durmuyor. Filmin başlarında oyuncu sıkıntısı yaşadıklarında, Riggan ve menajeri Jake arasında geçen şu diyalog boşuna değil;

 

  • Bana iyi bir oyuncu bul. Mesela, Woody Harrelson?
  • Açlık Oyunları’nın yeni filminde oynuyor.
  • Michael Fassbender?
  • X-Men’in tanıtımını yapıyor.
  • Peki ya Jeremy Renner?
  • Yenilmezler’de oynuyor.
  • Ona da mı pelerin giydirdiler!...

 

Birdman’in sokak ortasında şov yaptığı sahnede ise açık bir şekilde Transformers ve bilimum patlamalı aksiyon filmlerine giydiren Inarritu, bunu söze döküp Birdman’e “Şu insanlara bak. Gözleri nasıl da ışıldıyor. Buna bayılıyorlar. Kana ve aksiyona bayılıyorlar. Felsefe parçalayan, bunaltıcı ıvır zıvırlara değil” dedirterek, izleyiciyi de aynanın karşısına davet ediyor. Sonuçta Barthes’in dediği gibi “Geçmişte tanrısal kahramanlar ve epik hikayelerle ortaya çıkan kültürel çalışmalar, şimdilerde çamaşır deterjanı reklamları ve çizgi roman karakterleriyle yapılıyor”du.

 

KATMERLİ DEJA VU

Zamanın gerisinde kalmak ve bunun farkında olmamak. Riggan’ı içinde bulunduğu çukura sürükleyen ve oraya hapseden en büyük sebep buydu belki de. Tıpkı “Sunset Bulvarı”nın Norma Desmond’ında olduğu gibi. Onun şanssızlığı, sinemanın sesli filmlerle birlikte yaşadığı devrimdi. Riggan’ınki ise çok daha katmerli bir devrim. Öyleki, değil zamanı yakalamak, onu yakalayanı bile yakalayamıyor Riggan. Kızı Sam’le olan ilişkisi de bu noktada önem kazanıyor. 2014 yılında bir popüler kültür eleştirisi yapıyorsanız, bunu Facebook ve Twitter’sız yapamazsınız. Özellikle de sizin yaptığınız filmi izlerken kendini sinema salonunda etiketleyen bir nesile hitap ediyorsanız. Riggan’ın kızı Sam’e göre de bir Facebook sayfanız yoksa “siz de yoksunuz” demektir mesela. Inarritu ise bu duruma bakışını tiyatroda seyircilere dönerek “Hayata telefon ekranlarından bakmayı bırakıp gerçek bir şeyler yaşayın” diyen Mike karakteri üzerinden vermeyi tercih eder. Sonuç olarak Riggan, Hollywood’un gişe canavarlarına giden yolun, kolunda ilerleyen akrep ve yelkovandan geçtiğini anlamakta zorlanıyor.

 

MASKE DÜŞTÜ MASKE GÖRÜNDÜ

Riggan her Hollywood yıldızı gibi kendine aşık bir adam. Aynı Norma Desmond gibi o da içinde bulunduğu durumu kabullenemiyor. Ve bir paranoyayla yaşamaya mahkum ediyor kendisini. Her film yıldızı için potansiyel bir durum aslında bu. Bir bakmışsınız bütün dünyanın konuştuğu bir adamsınız, bir de bakmışsınız sizin rolünüzü başka bir adama vermişler. Gün gelir o adamla bir uçakta seyahat ederken, bir kaza sonucu ölseniz kızınızın gazetede sizin değil o adamın resimlerini gördüğü anı düşünerek üzülecek hale gelirsiniz (Filmde bahsi geçen kişi George Clooney. Gerçek hayatta Clooney, Michael Keaton’dan sonra Batman rolünü oynamıştı). Riggan da her gün bu kabusla yaşıyor. Ve kendini, aynasının kenarına sıkıştırdığı Wallace Stevens şiiriyle teselli ediyor. Film boyunca verdiği savaşın sonunda ise kendi olmayı seçiyor. Filmin ilk sahnesinde kendisine “Bu hale nasıl düştük?” diyen Birdman’e, geldiği hale değil olduğu kişiye bakarak cevap veriyor. Benliğinin parçası olan herşeyle barışıyor. Bu anlamda finalde Dövüş Kulübü’ne benzer bir tercih kullanan Inarritu, alter egosunu silahla yok etmeyi denetiyor Riggan’a. Üstelik film boyunca peşinde koştuğu gerçeklik temasına uygun bir biçimde, sahneye koyduğu oyunun gala gecesinde tüm izleyicilerin gözleri önünde. Ama ortaya çıkan sonuç beklenmedik oluyor. Riggan bir süreliğine Birdman’den kurtulduğuna inanıyor. Ta ki hastane odasında aynaya bakana dek. Yüzündeki bandajla maskeli bir süper kahramanı andıran Riggan, hemen bandajları çıkarıyor. Birdman artık omuzlarında oturmuyor, arkasında uçmuyor ya da konuşmuyor. Benliğiyle bütünleşik bir halde ona bakıyor. Riggan geçmişini ve şimdiki halini kabullenmişe benziyor. Öyleki, kendisine bir gün önce “Oyununu yerle bir edeceğim” diyen eleştirmen, “Cahilliğin umulmayan erdemi” başlığıyla oyununu manşete taşımış olmasına rağmen, hiçbir şey umurunda değil gibidir. Belki de eleştirmenin, yazısında “Amerikan tiyatrosunun ihtiyacı olan kan” benzetmesini yapmasından rahatsız olduğu içindir. Yoksa o da popüler kültürün bir parçası mı olmuştur. Hatta popüler kültürün “kan”ının tiyatroya bulaşmasına o mu sebep olmuştur yoksa? Riggan’ın o anki halinin sebebi ne olursa olsun, başka bir boyuta geçmiştir sanki. Hiç yaklaşamadığı, babalık yapamadığı kızının omuzundaki bir dövmeden fazlasıdır artık. Belki de filmin başında ekranda beliren Raymond Carver şiirindeki gibi huzurludur (Buradaki huzurdan kasıt ölüm olarak da okunabilir. Çünkü aynı şiir Carver’ın mezar taşına da yazılmış). Belki de film boyunca nerdeyse hiç kesilmeden duyduğumuz davul sesinin bu şiirden bıraktığı “aşk” kalıntısını bulmuştur Riggan. Ya da Norma Desmond’ın söylediği gibi, artık “kelimelere ihtiyaç duymuyordur, -yeni- bir yüzü vardır” çünkü. Asıl soru şudur belki de: Kızının gözlerinin içini güldüren, Riggan’ı kabullenen Birdman midir, yoksa Birdman’i kabullenen Riggan mı?      

 

 

 

YORUMLAR [0]