MEDYAHOMUNCULUS

İNSANI İNSANA YASAK KILAMAZSINIZ (PLEASANTVILLE)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Olmak istediğimiz yerle ayrılamadığımız yer arasında dünya farkı değil, varlık ve yokluk ilişkisi vardır. Evin, tarlanın, kurumun içine sıkışmış olmak bir tarafa bir de ülkenin içine tıkıştırılmış olanlar da yok mudur? Vatanını göremeden ölen namı büyük Apaçilerden Geronimo, hapiste ölmek ister miydi?

Her gün uyanarak da gitmediğimiz yerlerden, durduğumuz mekana düşeriz. Bu kutsi bir haldir. Genç olmak ve ailenizi değiştirememek ya da odalardan yayılan seslerin rüyanızdaki sese hiç benzememesi sizi şaşkına çevirir. Bellek size gününüzü göstermiştir!

Sabit olan bir durumu halden hale sokabilmeyi iletişim araçları sağlar. Tabi bu dediğim meseleyi Neil Postman'ın “Amusing Ourselves to Death” (Televizyon Öldüren Eğlence) kitabıyla bağdaştırmalıyız.

Üç silahşörle konumuza devam edeceğiz. Sinema, bellek, iletişim araçları. Ben de rüyadan hayata, sonra sinema filmine zıplayan bir insan olarak, görüntüme büyü yaptım ve “Pleasantville” adında bir filmde gezindim. ”Rave On” isimli müziğiyle “Yaşamın Renkleri” olarak tercüme edilen bu film, 1998 yılında Gary Ross yönetmenliğinde çekilmiş bir Amerikan yapımıdır. Peter Weir'ın yönettiği “The Truman Show” filmini anımsayarak seyrettiğim bu çekilmişte; evinde ki huzursuzluktan sıkılan ve oradaki mutlu aile tablosuna, sıcak yemeğin etrafına beraber oturulmasına, anne babanın ilgisine aşık olan David,  hiç bir kötülüğün uğramayacağı(!) bir yer olan Pleasantville dizisi ile büyümüştür. Bir gün ablasıyla kumanda kavgası yaparken, iletişim araçlarının aletleriyle “Aslında olmayan şeyin” içine gerçekten girerler. Uzamın iktidarı vuku bulmuş, David dizideki ailenin çocuğu olmuştur.

“Televizyon Zamanı'nı izliyorsunuz, pek çok eski programı yayınlayan tek kanal. Üstelik hepsi de siyah beyaz. Çünkü bu bütün aile için eğlenceli! Televizyon Zamanı. Unutmayın. Başından ayrılamayacaksınız” sözleriyle gözlerimizi bir ev kadar açarız. “Tam yirmi dört saat, baştan sona ailevi değerlerle dolu. Sıcak bir selamlama.” Dizinin bölümleri ise şöyle “"Berber Dükkânında Sorun", "Bir Günlüğüne İtfaiyeci","Büyük Maç... ","Bud İşe Giriyor.” Görüldüğü üzere bu film; ‘toplumsal birliktelik temalı konularla insanlara ne sorun olur, nerelerde birleşiriz’ öğretisini bilinçaltına yerleştirir. “En sevdiklerinize siz de katılın” reklam cümlesiyle de hangi kişiler bizim ailemiz, arkadaşımız olur? Bunu seyirciye dikte eder. İzleyeni izlediğimiz bu filmde “etkilenenden etkilenme babı” yani “öznenin vurduğu gerçek olmayandan gerçek olana bir geçiş” vardır. Yani izleyici, David karakterinde kendi etkilenmişliğini seyredip, olmayan bir mekanda kendine yardım etmeye kalkışır. Bu durum rüyadan eve sonra hiper gerçekliğe düşüşümüzü betimler.

Bilim fuarında birincilik kazanan,  erkeğin kalbine gidecek bir yeri bilen, köftesini ihmal etmeyen pembe yanaklı anne, eşinden güzel iltifatlar da almaktadır. Gelecek günlerde dünyanın gidişatını hep beraber konuşurlar. Ozon deliğinin büyümesi yanında teknolojinin gelişmesiyle insan ölümlerinin artacağını ayrıca kötü alışkanlıklarla hastalık kapma olasılığının yükselmesini dedi-kodularlar. Bazı kelimeler yasaktır “Süper” gibi. Ev-aile-toplum-düzen bunun peşi sıra gelen mutluluğa öyle kaptırmışlardır ki, bu diziyi seyredemeyen gerçek hayattakiler, televizyonu bozulan bir arkadaşını kaybetmişcesine üzülmektedir.

Çağımızın görüntüleri de bu filme çok benzer. Televizyon için yapılan kavgalar, birbirinden “diziyi seyredemedim” diyerek boşananlar, günlerce aç kalıp kendi odasına ayrı televizyon alanlar yok değildir. İnsan kendisini çoşkulandıran şeylere ne yapıp ne edip sahip olur. David kızkardeşiyle yaptığı tartışmanın sonucunda tamirci meleğine çarpıp, boyutlar arası yolculuk yaparken, filmi seyreden bizler de filmi ele geçiren diziye, yaşamdan rüyaya yerleşiriz. David gerçek hayatta atılgan değilken bir lokantada çalışır ve Plesantaville’nin dışından kurallar getirmiş olur. Aşçı aslında ressamdır. Evin annesi aslında mutsuzdur ve gerçek anlamda sevilmemiştir. Kasaba halkı eşleriyle ayrı yatakta yatarlar ve sevdiğini öpmek yasaktır. Vadiye-göle gidip muhabbet ederler ama dokunmak hor görülür. Aslında tüm çiçekler rengini yitirmiştir. Betty, gerçek hayatta randevusu ertelenince filmde onu seven basketbol oyuncusuyla görüşür ve ona dokunmayı öğretir. Ne zaman ki arzuya izin vermeye başlarlar; dudaklara, yanaklara, hatta sokaktaki güle, kırmızı rengi geri gelir.

Kasabada Bud ve Betty değişik bir akım başlatmıştır. İnsan neyden hoşlanıyorsa bunu engelleyecek bir devlet olmamalıdır. Şemsiye, çift kişilik yatak, resim yapmak, müzik dinlemek yasaktır. Başkan bu duruma toplantılarında değinir ardından Bud ve aşçı arkadaşı tutuklanır. Kasaba öyle renksizdir ki kitapların sayfaları boştur. Ne zaman ki Bud, çok kitap okuduğu için hikayeleri anlatmaya başlar, o zaman kitabın yazıları geri gelir. Kütüphanelerde kuyruklar oluşur. İnsanlar hayal kurmaya hızla devam etmektedir. ‘Hayır’ diyebilen, kendi arzuları peşinden gidebilenler çoğalmaktadır. Bud’ın annesi artık eşine köfte yapmamıştır. Aşçının onu resmetmesine izin verir. Evin babası hanımının evden gittiğine değil de düzeninin bozulduğuna, akşam yiyemediği köftelere hayıflanır. Çünkü insan bencildir. Hizmet edenin fire vermesine asla katlanamaz. O yüzden ne hastalanması ne üzülmesi ne de kaçması istenir. Burada; kuralcı kasabanın erdem ve değer kavramını insana yasaklar koyarak yapmaya çalışan, adeta “ kilisenin emirleri budur” diyerek dikte eden insanların kendi toplumunu soldurduğunu görmekteyiz. Abdülgaffar el-Hayati ne demişti: “Aşk başka bir alem kurmaktır”. İnsandan insanı yasaklarsan sokak huzurlu olacak diye, evlere ölüleri dikersiniz. Bu hep böyledir.

Toplum ve beden arasına sıkışmış insan, ilkelerini bir kaç insana göre kuruyorsa, tüm insanlar tek celsede bir gün devletini boşayabilirler. İnsan düşününce mutsuz oluyormuş öyle mi? Herkes görevini bilmeliymiş. Kadın köfte yapmalı, erkek para getirmeli, evlatlar süper not almalıymış... Meli-malı haftası yapıp bunu yılda sadece bir haftaya sıkıştırabilir miyiz lütfen? Ömür boyu iştirakimiz mümkün değildir.

Hayalinde de devrim yapabilir insan. Nitekim David, filmin senaryosunu izleyici olarak değiştirmiştir. Burada kitlenin medya kuvvetine çok şeyler yapabileceğinin müjdesini vermiş oluyor. Bud ve Betty, hissetmeyi renksiz kasabaya finalde herkese öğretecektir. Her şeyin sonu olduğu gibi Bud ve Betty’nin de sonu gelecektir. Betty hayalde kalmayı tercih eder. Çünkü değişmiştir. Bud sorunlu evine düşer. Annesi kendisinden yaşça küçük olan birisiyle beraber olmaktan vazgeçmiştir. Aile hayatını düzene sokmaya karar verir. “Bundan sonra ne olacağını biliyor musun“ sorusuna Plesentaville kasabasındakiler “bilmiyorum” diyerek cevap verirler ve film biter. Filmden diziye, yaşamdan hayale düşerken, kapılar-kutular arası düşünmenin yasak edilmediği devrim haliyle, dünyanın kırmızı yanaklı bir kıza dönüştüğünü görmüş olduk böylece. “Şimdi dalgalan kendi ateşinle, ey ezgi…” (Doğu-Batı Divanı-Goethe) İnsanın arzusunu kurallar gömemez, sadece renk bahçeleri kurulmasına müsaade edilmelidir.

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)