MEDYAHOMUNCULUS

İNSAN, SADELEŞEMEYEN BİR OYUNCUDUR (THE DANISH GIRL)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

İmajlar ve sunumlar; edebiyatı, felsefeyi, sanatsal organizasyonları, elbette sinemayı etkiler. Bizatihi insan makine haline getirildikten sonra da insan kendi kendini yiyen her şeyi sokağa bırakır. Yayınevleri ve yazar, görüntü yönetmeni ve senarist de bu sonuçtan bağımsız değildir. Elimizde mojitolarla, yuvarlak ayaklı masa toplantılarında modernizm ve post modernizmin etkilerini ne kadar konuşsak da, tren çoktan kalktı ve dağı deldi. En çok da biyolojik cins ve rol olarak cins konusu üzerinde duracakken Descartes ve Judith Butler’ın da bu konu hakkında temel oluşturabilecek çıkarımlarını gözden geçirmemiz gerekir. Göz ardı edilmeyecek düalizm şudur ki; insan, biyolojik cinsiyetten ve toplumsal cinsiyetlerinden meydana gelir: İnsanlar kendilerine doğuştan verilen kimlik cinsiyetinden ve bedenlerinden oluşurlar ve kişinin toplumsal cinsiyeti, bedeninden bağımsızca seçebileceği cinsiyettir. Beden üzerine atfedilen yönlendirmeler, doğumdan bu yana ifade ve örgü değişikliğine yol açar. Kimilerine göre türünün haricinde olan eğilimler sadece hastalık diye yorumlansa da aslında insanın kendi sahnelerinde gündelik giydiği “yakışan kıyafeti” bürünmek de olabilir. Toplumun içinde yer alan iktidar kavgası bir yana; insan, sadeleşemeyen bir oyuncudur. Karaciğeri ve kalbi bedensel uyarıcılara zemin hazırlarken, aklına sormadan da refleksif tutumları vardır. Sinemanın törpülenen ve kışkırtılan insana dair “yeni oluşagelmiş” haklara karşı üstendiği rol ise, endüstrinin kurbanı olan sanatın vazgeçmediği bir alışkanlıktır.

ERKEĞİNİ KENDİ CİNSİNDE KAYBEDEN KADIN

            Yeni gösterime giren ABD yapımı The Danish Girl (Danimarkalı Kız) adlı film, sevgililer günü olarak satın alınan şubat ayı için de oldukça mahsus yapılmış bir hareket gibi görülebilir. Yönetmeni Tom Hooper, senaristi Lucinda Coxon’dur bu filmin. Einar Wegener (Eddie Redmayne) ile Gerda Wegener’in (Alicia Vikander) 1920’li yıllarda çift olarak yaşarken, Einar’ın hissettiği şeyden kaçamadığını ve kendisine yakalandığını görüyoruz. Gerda ressamdır ve Einar’ı çoğu kez model olarak kullanır. Burada “erkek çocuklarını küçükken kız gibi yetiştirince ileride biyolojik kimliğini değiştirir” düşüncesi bir yana, Einar yetişkindir ve yumuşacık dokulu prenses kıyafetlerini parmaklarıyla takdir ederken birdenbire etinde hazır bekleyen kimlik misafirini görür ve içeriye alır. Artık bedenden taşan siluetin aileye, sevgisine, etrafındaki yerleşik kültüre diyeceği çok şey vardır.

“Cinsiyet kimliği, bilgi ve bilinçle başlar, bilinçli ya da bilinçsizce de tek bir cinsiyete ait olunur. Cinsiyet rolü, kişinin toplumda sergilediği davranışlar, özellikle de diğer insanlarla oynadığı rollerdir.’’ Robert Stoller, 1968

David Ebershoff'un kitabından uyarlanan bu film, Einar’ın Lili’ye dönüşümündeki durum karşısında toplumun hazır olmayışını, Lili’nin sokakta yediği dayaklarıyla bize anlatır. Her türlü özgür serime dünya hazır mıdır? İnsan gösteri alanında tercihlerini rahatça sunabilir mi? En çok sevdiği insan, diğer insanın seçimlerinde ne derece yanında olur? Tüm bunların cevabını bir çırpıda vermek zordur. Lili’nin kendi yazgısında Gerda’ya rastgelmesi, yaşadığı değişimsel panoda biraz daha ona serbestiyet kazandırmıştır. Yüksek seslerle olmasa da kendi erkeğini kadın cinsine kaptırmış gibi hisseden Gerda’yı yatağındaki nefesten alıkoymuştur. Tüm film boyunca çift olmanın aslında cinsel farklılıktan da kaynaklanmadığını, başa gelen zorluklara her türlü müdahaleyi beraberce yapabilmenin esas olduğunu bizlere göstermiş olur.

Sanatsal karakter oluşumu her aileye nasip olmaz. Kendisinde yaşadığı bu şeyin ne olduğunu öğrenmek için tedaviye bile başvuran Lili, hastanenin bahçesinde dinlenirken, Gerda ziyaretine gelmişken, ölüme gider. Cinsiyet değiştirme ameliyatını ilk yapan kişilerden olan Lili, buna rağmen acaba üstlendiği rolden uzaklaşabilmiş midir? İnsanın şunu unutmaması gerekebilir: Her ne oluyorsa olsun, diğer insanların can-mal güvenliğini rencide etmeyince ve haset ve hırsı yanyana getirmeyince, insana dair olan hiçbir şey alelacele cevaplandırılmamalıdır. Sakince tüm olgular akla götürülmeli. Tüm olagelen şeylerin çözümlerinde surat asmadan ve savaş çıkarmadan davranabilmeliyiz. ‘Sinema masum mudur’ tartışmasına hiç girmeden serinkanlılıkla insanın ve onun tarihine inmek erdemiyle...

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Hep Ağlıyordu Gemiler Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall/2016)

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)