OYUN VE BÜYÜ

'İNSAN İNSANIN KURDUDUR' (LEVIATHAN)

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

            1588-1679 yılları arasında yaşamış İngiliz filozof Thomas Hobbes, 2014 yılında yaşamış Rus bir sinema sanatçısının eserine isim verecek olan kitabı yazdı: Leviathan.

Hobbes, kapağında küçük insanlardan oluşan gövdesiyle geniş bir ülkenin üzerinde devleşmiş, sağ elinde kılıç (güvenlik) sol elinde meşale (aydınlanma) tutan bir kralın resmiyle sundu kitabını. Şöyle diyordu: “Tanrının dünyayı onunla yaratmış olduğu ve yönettiği sanat olan doğa, başka şeyde olduğu gibi bunda da, yapay bir canlı yaratacak şekilde, insanın sanatı ile taklit edilir… Sanat iledir ki, yapay bir insandan başka bir şey olmayan, Latince'de CIVITAS denilen, DEVLET adlı o büyük EJDERHA yaratılır…”

           

Leviathan, temelinde bu doymak bilmeyen ejderha ve insan ilişkisini anlatan çok katmanlı bir öykü. Leviathan için bilmemiz gereken ilk şey “Levatyan’ın Kitab-ı Mukaddes”te geçen bir deniz canavarı olduğudur. İkincisi de, bu canavar imgesinin Hobbes’la devletin simgesine dönüştüğü.

   

Filmimizin kahramanı Kolya, eşi Lilya ve oğlu Roman’la “Rusya Ana”nın Barents Denizi kıyısında bir kasabada yaşamaktadır. Bu kasabanın muhafazakar-rantçı belediye başkanı Vadim, Kolya’nın arazisini satın alarak kar elde edebileceği ve seçim yatırımına dönüştürebileceği bir alan yaratmak ister. Kolya, arazisini satmak istemeyince, üstelik bir de avukat arkadaşıyla, belediye başkanının kirli işlerine burnunu sokunca “Leviathan”la tanışır.

Kitab-ı Mukaddes, Leviathan’ı gayet şairane sözlerle anlatır. Bir bakalım:

 

Timsahı (levatyan)ı, oltayla cekebilir misin?

Dilini urganla zaptedebilir misin?

Burun deliklerine sazdan ip gecirebilir misin?

Çenesini kancayla delebilir misin?

Sana yalvarıp yakarır mı,

Tatlı sözler söyler mi?

Daimi kölen olmak üzere

Seninle anlaşmaya varır mı?

Kızların eğlensin diye onu bağlar,

Kuşla oynar gibi onunla oynar mısın?

Ortaklar onu takas malı yapar mı,

Tüccarlar arasında bölüştürür mü?

Derisini zıpkınlarla,

Başını balıkçı mızraklarıyla doldurur musun?

Hele elini bir sür de gör; Öyle bir kıyamet kopar ki unutamazsın.

Ve bir daha asla yapamazsın. (41:1-9)

 

            Hobbes, Leviathan ismini verdiği, bu doymak bilmez devlet canavarının ortaya çıkış sebebini temelde güvenlik ihtiyacına bağlar. Bu güvenlik ihtiyacının karşılanması için bir “sözleşme” ile bireyler özgürlüklerinden feragat eder ve bir üst yapılanmayla “daha az özgür ama daha güvenli” bir sisteme geçerler. Bu devlet canavarının güçlenip büyümesi de onu yöneten “canavarın/iktidarın” hırs ve aç gözlülüğüne bağlıdır. Devleti bir vücuda benzeterek onun aygıtlarını da organlara benzeten Hobbes, işi şuraya vardırır: “Son olarak, bu siyasi varlığı en başta kuran, bir araya getiren ve birleştiren sözleşmeler ve ahitler, Tanrı'nın yaratılışta buyurduğu Fiat, veya insanı yaratalım* emrine benzer.” Yani her ne kadar teokrasi ve kiliseyle arası iyi olmasa da Hobbes, alttan altta şunu demiş olur: Devlet “tanrı”ya, vatandaş “kul”a dönüşür. Yasalar da yeni ayetlerdir.

   

            Zvyagintsev, filmine başlarken bizi önce Leviathan’ın yaşam alanı olan denizle karşılıyor, denizin gücüne karşı yenik düşmüş çürümüş üç tekneyle de yola devam ediyor. Kahramanları tanıdıktan bir süre sonra, mahkeme salonunda uzun uzadıya okunan “Leviathan ayetleri”ni yani Rus yasalarını dinliyoruz. Anlıyoruz ki bu “ayetler” gereği Kolya, arazisini belediyeye kaptırmış. Ancak pes etmiyor ve yetenekli avukatını elindeki güçlü kozlarıyla belediye başkanının üzerine salıyor. İşte bu hamle de “Leviathan’ı oltayla yakalamaya çalışmak” oluyor.

 

            Filmin giriş kısmını bitiren bu hamleden sonra Zvyagintsev, İncil’deki Hz. Eyüp (Job) kıssasının öznesine odaklanıyor. Kolya, evini, arazisini, ailesini, karısını, kendini kaybetmeye başlıyor. Ki bu kısım da önemli olmasına rağmen başka bir yazı konusu.

 

            Tanrılaşmış devlet yapısının küçük kodamanlarından biri olan Belediye Başkanı Vadim, kasabada saygı duyulan ortodoks kilisesi papazıyla dost. Sıkılıp bunaldığı bir anda şöyle diyor ona papaz: “Endişelenme Vladimir, Tanrı’nın işini yapıyorsun.” Vadim biraz içini döküp kirli işlerinden bahsetmeye yeltendiğinde de uyarıyor: “Bana bir şey açık etme. Günah çıkarmada değiliz. Senle ben aynı amaç uğruna çalışıyor olabiliriz.” Elbette ki aynı amaç uğruna çalışıyorlar, Tanrıdevlet’in bekası olmasa nasıl dönecek muhafazakar-rant çarkı? Canavarı kim doyuracak?

 

            “Tanrıdevlet” ile Tanrının yetkilerini yeryüzünde kullanma yetkisine sahip ruhban hakimiyetli “Teokratik devlet” arasında bir fark yok çünkü. Sadece Leviathan’ın ağzında kimin oturduğu farklı. Birinde din adamlarıyken diğerinde devlet başkanı olabiliyor. Filmdeki köhnemiş teokrasiyi sembolize eden harabe kilise metaforu da bu işe yarıyor zaten. Tanrıdevlet ve teokrasinin her biri kendi ruhban sınıfını yaratıyor. Günümüz tanrı devletinde ruhban sınıfı, yerini yerel otoriteye bırakıyor. Kendi Eyüb’ünü (Kolya’yı) türlü zorluklar ve belalarla yoğuruyor. Modern avukatımız Dimitry, bu yüzden gerçeklere tapıyor. “İtiraf bile etsek, kanunlar onu kanıt saymıyor” diyor. Çünkü Hobbes’a göre bile ölümlü bir tanrı olan Leviathan, Teğabün Suresi 4. Ayette anlatılan güçte değil: “Göklerde ve yerde olanları bilir. Gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı da bilir. Allah kalplerde olanı bilendir.”

 

            Allah, dünya düzeninin insan zekasına bırakılamayacak kadar önemli bir mesele olduğunu bildirir. Çünkü insan, kendi hırsı ve çıkarları için elindeki yetkiyi kendi lehinde kullanmaktan kaçınmaz. “Eğer Hak, onların keyiflerine uysaydı, gökler, yeryüzü ve bunlardaki kimseler kesinlikle bozulurdu. Hayır, Biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar, zikirlerinden yüz çeviriyorlar.” (Mu'minun:71) Ancak hiçbir şeye ihtiyaç duymayan bir kudret, hiç bir çıkar gözetmeye ihtiyaç duymayacağı için, insanlar arasında adaletle hükmedebilir.

 

            Tanrılaşmış bir devlet de tanrısallık iddiasındaki ruhban yöneticilerin olduğu teokrasi de şirktir. Bu anlamda her ikisi de Leviathan olur. Çünkü Allah, yönetim ve yetkilerini kimseye devretmiş değildir: “Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf/40)     Teokrasiden kaçayım derken yeni tanrıdevleti yaratan Hobbes da çok iyi biliyor ki insanın uydurduğu her tanrı ölümlüdür. Yine de bu ölümlü yapı, rızıklandırma, can alma, özgürlüğü kısıtlama, ahlak değeri belirleme gibi çoğaltabileceğimiz tanrısal alanlarda kendisine söz ve hüküm hakkı verir.

 

    Filmde, tanrıdevlet metaforu olan, Leviathan denilen canavarı üç şekilde görürüz: Sahilde bir balina iskeleti olarak Roman’ın karşısına dikilir önce; sonra Lilya’ya, heybetli bir balina olarak gösterir kendir kendini ve nihayet de bize, ailenin evini parçalayıp yıkan kepçe suretinde karşımıza çıkar.

 

    Filmini bitirirken Zvyagintsev bize iki dinsel ayini gösteriyor, biri mahkeme salonunda Kolya’nın mahkum edilme kararının okunması, diğeri de ortodoks kilisesinde Belediye Başkanı Vadim ve onun muhafazakar eşrafının ayini. Biri kurumların tanrılaşmış hali diğeri tanrının kurumsallaşmış hali. Her ikisi birbirine muhtaç, birbirini besleyen Leviathan’ın araçları.

 

    Kendi sınırlı aklıyla bir düzen tutturmaya çalışan insanoğlunun, özgürlüğünü, iradesini, yaşam alanını ve hakimiyeti sistemlere, ruhbanlara teslim etmesinin sancısını çekmesine şahit olduğumuz Leviathan, kapanışını yine canavarına göndermelerle ve çürümeyle yapıyor. Biz de taptaze ve dipdiri bir ayetle: Allah, hakimlerin en güzel hüküm vereni değil mi? (Tin:8)

 

* Yaratılış (1:26) “Ve Tanrı ̧şöyle dedi: “Bizi yansıtan, bize benzeyen insan yapalım.”

 

YORUMLAR [0]