MEDYAHOMUNCULUS

İNSAN BAZEN AKIL OYUNLARINDA RAY DEĞİŞTİRİR (IRRATIONAL MAN)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Woody Allen'ın Son Filmi Irrational Man (Mantıksız Adam) filminin başrollerini Joaquin Phoenix ve Amma Stone  paylaşır. Kasabada küçük bir kampüste felsefe profesörü olan Abe’nin psikolojik, patolojik kırılmalarını ve kendi sorgu odasında iç benliğini nasıl ve ne ile ikna ettiğini seyrederiz. “İnsan neyin kötü neyin iyi olacağını aklıyla bilebilir” cümlesini yere bir tabut gibi indirebilir.

Bu film kader-kaza-istenç-yalan-amaç-araç kavramlarına farklı bir giriş yapar. “Orta yaş bunalımı” denilen bu üretilmiş hastalığın pençesi derindir. Ölüme yaklaşırken beş kala insan kendisini ayna tahlilinden geçirirken birden doktorun ve kozmetiğin ellerine veren  bir kişi haline dönüşmesinin süresi çok hızlıdır. Dert edinmeye müsait bir kavak gibi rüzgar bulamayınca içini kurutan bir tepki verir. İçten ve dıştan gelen yoksulluk diyoruz bunun adına. Bu virane çelişki N.Falletta’nın “Paradoks, dikkat çekmek için tepe taklak duran hakikattir” sözünü dizlerimin üstüne getirdi koydu.

Bu arada İrrasyonel İnsan /Irrational Man adlı William Barrett’in yazdığı Hece Yayınları’ndan çıkan bir kitaba da bakmak gerekir. Uygarlık içinde kamu-vicdan-atom çağı-değerler-aydınlanma ideolojisi- gölgeler arasında yalpalayan insan “gerçeklik”kavramına anti tavırlar oluşturur. Abe, düşüncelerin arasnda geçitlerde kalmışken, kendi içini terapist tayin etmiş, Abe, Abe’yle yaşar hale gelmiştir. İnsan can sıkıntısından kurtulmak için bazen akıl oyunlarında ray değiştirir ve mizanı toplumdan değil, aynada konuştuğu gözlerinden alır. İçinden imzayı attığı her şeyi dışarıyı hiç ursamadan yapar.

Heidegger, “Düşünme ancak, yüzyıllardır yüceltilen aklın, düşünmenin en inatçı düşmanı olduğunu anladığımız noktada başlar” demiştir. Bir yarışa girmiş gibi hissettirilen insan, kura kendini kaptırır. Hayal kırıklıklarını ömür çuvalına tepelemesine yığan kişi, birdenbire bir kişiye iyilik yaparsam, bu amaçsız giden hayatımın kimliğini değiştiririm diye düşünür.Abe de öyle yapmıştır. “Ayağa Kalkma “ projesinde ilk sırada birisini sevmek vardır. Bir kişiye tutunmak, insanı sanki dağı yaratmış hazzına sokar. Bu sırada Franz Kafka’nın günlüklerinden pencere açalım: “Arada bi sevginin varlığına neredeyse inanası gelir insanın”. Abe de öyle yapmıştır. Öğrencisi Jill ile fikri söyleşiler yaparken birden birbirine kapılırlar. Birinci basamak çıkılmıştır. Sırada tutunduktan sonra, bir amaç belirleme eylemidir. Bir gün bir kafede otururken, önlerinde olan insanların  konuşmaları dikkatlerini çeker ve Abe hayatının en kurnaz iyiliğinin haritasını bu sırada edinmiştir. Tek gerçeklik olarak bildiği bir şey vardır. Evlatlarını elinden alan bir yargıcı öldürerek bir anneyi ömür boyu rahat ettirmek. Yani birisi yaşasın diye diğerinin kanını emmek.

Tabi Goethe’nin Faust’unun, Gökte Konuşması bölümünde bir söz vardır ki;

Karanlık arzuları içinde bunalan iyi insan, asla ayrılmaz doğru yoldan”. Abe karanlık içinde doğru yolu buldum der ve her gün satranç ustası iyi bir dedektif gibi ya da Zenon’un paradoksunu iyi ezberlemiş gibi yargıçı izler ve meyve suyuna katılmış zehirle öldürür. Fikirlerle insanları diriltmeye çalışan yol gösteren profesör artık katildir. Başka bir insanın huzursuzluktan kurtulması için kendine oyun kurar. Neticesinde bu davranışı popülist bir eylem olacaktır. Belki de kahraman ilan edilecektir. “Bir çok iyi için kötüye kötülük yapmak meşrudur” diye maddeyi yürürlüğe sokar. Yargıcı zekice öldürmesi ile yakalanma ihtimalini sıfırladığını düşünür. Yanılır. Ama bütün işaretler ne yapar ne eder profesörü gösterir. Abe’yi survival güdü serbest bırakmaz. Artık aklına küçük düşmemek için karşısına hangi engel çıkarsa çıksın hepsini, yok edecektir. Hatta sevgilisini bile. Oyun içinde oyunun listesi kabarırken, ipuçlarını birbirine ekleyen sevgilisini kandırmaya ve o sırada onu öldürmeye azimliyken, çok aptal nedenlerin yardım etmesiyle asansör boşluğuna kendisi düşer. Abe lunaparkta sevgilisine şans oyunu oynayıp tüm oyuncakları kazanmasına rağmen, sevgilisi küçük bir fener alır ve onu çantasına koyar. İşte o gün, çantasından fenerin düşmesi ve Abe’nin ona basıp sendelemesiyle kendisinin ölümüne vesile olmuştur.

Burada tahmin dışı gelişen olayların yazgı anlamında her zaman olabileceğini seyredenin gözüne o fenerle yerleştirmiş olur. Tabi ki de kuyu kazıcıların bazen de kendi mezarlarını hazırlayışlarını testerelenmiş gibi garip bir vaziyette izleriz. Das wohltemperierte klavier/Johann Sebastian Bach’tan  dinleriz aklımıza serinkanlı soru işaretleri konuk olur. J.S.Bach, the Well-Tempered Clavier, book 1, Prelude and Fugue in C minor BWV 847 Jeno Jando da  derimize düzenli karınca olur.

Film hakkında underrated (hakettiği değeri görmeyen) film deselerde daha bunun için vakit erken diyorum. Filozof da olsanız suç işleyebilirsiniz. Bu durumda “sözleşme” kavramı güme gitmektedir. Bir de asansöre binerken korkmayın sakın, insanın kendi oluşturduğu boşluklara kendisini düşürmesi daha ürkütücüdür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)