SİNEPOEM

İKİ KADIN, BİR İNATÇI TUTKU VE MELANKOLİYE ANLIK İNTİKALLER (FLORES RARAS)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

New York, 1951. Elizabeth Bishop (Miranda Otto) utangaç, güvensiz şair… Yersiz aceleden uzak, yavaş seyri seven kadın…

 

‘Öğrenilmesi güç bir şey değildir, kaybetme sanatı

Görünürde o kadar çok şey niyetlidir ki kaybedilmeye

Hiç de felaket sayılmaz, onların kaybolmaları

Her gün bir şey kaybedin

Kabul edin, anahtarları kaybetmenin telaşını

Boşuna harcanan saati

Öğrenilmesi güç şey değildir, kaybetme sanatı’

(Elizabeth Bishop)

 

Adres, Rio de Janeiro. Elizabeth, arkadaşı Mary’nin (Tracy Middendorf) evinde misafir olmak üzere gider yukarıdaki dizeleriyle birlikte. Brezilyalı mimar Lota de Macedo Soares (Glória Pires) ile yaşayan arkadaşı Mary, geleceğinin şekillendiğini bilmeden, sarılarak karşılar onu. Anlaşamayan iki insan Elizabeth ve Lota yakına düşmüştür artık. Mary için ise korkulan günler ve takip başlar.

 

Muhafazakar sorunlar ve ekonomik korkular yoktur bu topraklarda. Eşcinsel bir çift vardır karşımızda ve nadir çiçek getiren belirli bir tazelikle birlikte ‘tabuları’ yıkan bir aşk. Bu alımlı aşkın başarılı yönetmeni Bruno Barreto; iki nadir çiçeğin ruhunu, tutkusunu poetik bir fonda, teşhir edip yıpratmadan gözlerimize dokunur.

 

Aslında, iki nadir çiçek ruhunun tasvirleri dikkat çekici. Lota tıpkı bir erkek(!) gibi; iki kez iş ve aşk alanında inisiyatif almış güçlü bir karakter. Ürkek Elizabeth, Lota’nın incelikli, sessiz ve güçlü aşkına karşı koyamaz. ‘Minha Flor’diye seslenir Lota Elizabeth’ine: Çiçeğim, sevgilim… O kadar samimi anlar var ki her karede, cinselliğin gözümüze sokulmadığı ama coşkulu bir tutkunun cesaretine tanık oluruz.

 

Ancak, aşk bu… Mary’i saf dışı bırakan bu tutku, Lota ve Elizabeth arasında farklı dünya görüşü, başka bir kültürel kontrastı önümüze serer bir çırpıda. Önce dostuna ihanet edip sevdiği kadını elinden almaktan korkar Elizabeth. Lota bu telaşı hızla kovar: ‘Eğer dostluğu aşkın önüne koyuyorsan bu nasıl bir hayattır ki?’ Elizabeth kararlı-kararsız cevap verir: ‘Bu kadar hızlı ilerlemeyen bir hayat.’

 

Yavaş yavaş aşkın ve şiirin sularına açılan ve özgür (!) Amerikan kültürü ile büyüyen Elizabeth’in, Brezilya’daki darbe zeminin "zafer" olarak dillendirilmesinin sarsıcı etkisini ise bir akşam yemeğinde, sevdiği kadının bakışları ve sözleriyle yaşar. Reaching for the Moon (Aya Ulaşan) / Flores Raras (Nadide Çiçekler), Amerikalı şair Elizabeth Bishop ile Brezilyalı mimar Lota de Macedo Soares arasında 1951 ve 1967 yılları arasında geçen tutkulu ve fırtınalı bir aşk zemininde ilerlerken, Elizabeth'in alkolizm ve Lota'nın zihinsel istikrarsızlığına da bakış atıyor.

Bir zamanlar düşük noktada dizeleri kaleminden akıtan Bishop, Lota’nın desteği ve aşkıyla Pulitzer Ödülü kazanır bir süre sonra. Güçlü, zeki ve tutkulu, modern, kusursuz bir hayat yaşayan iki kadın vardır artık. Oysa bu kadar zengin bir şey elde etmek zordur. Görünürde Elizabeth bunun hezeyanlarını haykırır: ‘İstediğime sahip olamadığımda yalnız ve mutsuzum. İstediğime sahip olduğumda ise onu kaybedeceğimden eminim…’ Güçlü(!) Lota ise ‘Yaz işte… Bir felaketi andırsa da’ der. Şairin payına yazmak, mimarın payına felaket düşer.

 

Kendi kendine buluşlar içinde bir aşk hikayesine nefis bir örnek Flores Raras. Aynı zamanda güç dengesinin bir ilişkide kaymalar oluşturduğuna ve ters orantının nasıl bir tutkuya mıhladığına dair bir romantizm. Salt bir biyografi değil asla, eşcinsel bir aşk hikayesi hiç değil. Sadece aşk…

 

Aşk varsa suç da vardır… ‘Aşk nadir ve olağan bir çiçektir’ derken içime, Rio de Janeiro Flamengo Parkı’nın ışıkları, aşkın ışığına karıştı.

 

 

YORUMLAR [0]