MEDYAHOMUNCULUS

HÜZÜN YOL KESİCİDİR ((AS GOOD AS IT GETS)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

'You make me wanna be a better man'*

*Daha iyi bir adam olmayı arzulatıyorsun bana…

 

Hüzünden Öte (More Than Blue) adlı film, 'Sinemada Hüzün' kavramını tariflemez, bilirsiniz. Ya da insanın içini en çok karartan sahnelerin olduğu filmler de “hüzün “ sınıfına giremez. Filmlerarasılık, “Kültürlerarasılık” kavramını irileştirir. Birey kendi içinde, bellleğine yerleştirmiş olduğu, donmuş ölü gözüken durdularını her imgeyi gördüğünde yeniden kundaklar. Önüne tabak koyar. Çok çeşitli insanların yatılı okuduğu bir yere benzer insanın hafızası. Bazen sorunlu mülteci fikirler de olur. Bazı zamanlar sakin bilgeler gibi, konuyu hususileştirir, derinlemesine araştırır.

Sinema filmleri de yazın eserleri görünge dünyasına aktaran, yazı ve görüntüyü yakınlaştırarak, yeni bir sanatsal tür meydana getirmiştir. Yazın kelimesinin anlamını hatırlayalım: “Olay, düşünce, duygu ve imajların dil aracılığı ile biçimlendirilmesi sanatı” demektir. Edebiyat, sinemadan ayrıdır. Lakin edebiyatta Goethe’nin “Weltliteratur” dediği dünya edebiyatı düşüncesi gibi, “Dünya Sineması Düşüncesi “ üzerine yoğunlaşmak ve çalışmalar yapmak, baş konusu “insan” olması gereken sinema için hayırlar getirecektir.

Bu ay işleyeceğimiz filmin ismi “As Good as It Gets”dir. 1997 Amerikan Filmi’dir. Üç farklı meslekten insanları “hüzün” de buluşturur. Yazar, garson, ressam ve onun insan seçen köpeği Verdell arasında “insanın edindikleri ve kaybettikleri” üzerine çok düşünürüz. Sanki filmi seyrederken küller üstünde bulut resmi kanatıyoruz endişesine bürünürüz. Karakterlerden Melvin Udall; bencil, antisemitik, obsesif kompülsif bozukluğu olan, homofobik, ırkçı, insanları sevmeyen birisidir. Bu sert dilli New York’lu, aşk romanları yazar. Çok ünlü, zengin ve yalnız bir kişidir. Herkes biraz geri durur bu adamdan. İnsan bıraktığı imajla kendi yaşam saltanatını oluşturur. Sevilmez ama çok okunur. Belirli takıntılarından biri de aynı restoranda, aynı masada kendi plastik çatallarıyla servisi Carol’un yapmasını istemektir. İnsanlar olarak alışkanlık edinerek, “beni hayat bırakmadı” kucağına bırakmak isteriz. Tüm tekrar yaptığımız işler bu yüzden olabilir.

İkinci karakter olan Carol’a gelince, astım hastası olan Spencer dokuz yaşında ve Carol’un çocuğudur. En ufak bir kulak enfeksiyonunda acile taşınması gereken bakıma muhtaç bir çocukla, ellerinin içine “hüzün” kelimesini bırakır. Carol, Melvin’in aksine varoş addedilen kesimde çalışan boşanmış bir kadındır. Hayata yetişmek için, duygulanmayı çoktan kitapların içinde kurutmuştur.

Üçüncü karakter ise babası tarafından üniversiteyi kazanınca eline bir tomar para sıkıştırılıp, bir daha eve geri dönmemesi söylenen, eşcinsel olan, insana olumlu dürüstlükler bırakan, yakınları tarafından malları çalınan bir  ressamdır. Bilge bir köpeği vardır. Adı Verdell’dir. Bu üç kişi, Melvin’in Güney Baltimore’a, Maryland’e yaptığı seyahatte, birbirlerinin hüzünlerine eşlik ederek, gerçek olan  huylarına tanık olurlar. Jack Nicholson olan Melvin halk ve sanat arasında ikisini de tanıyarak ve yer vererek oyun ve roman yazmak zorundadır. Lakin Carol ve Simon’u ve Verdell’i tanıması hayatındaki şu sözü açığa çıkaracaktır. Carol’a bir gün şöyle demiştir. İltifatı şöyledir: “Daha iyi bir adam olmayı arzulatıyorsun bana”. Melvin bu cümleyle, hüzünlerine karşılık geliştirdiği tüm kaplan davranışlarını Carol için ve onun sayesinde terkedebileceğini söyleyivermiştir.

Melvin kadınlar hususunda iyi bir gözlemcidir. Bir gün ona Zoe şöyle sorar: kadınları nasıl bu kadar iyi yazabiliyorsunuz? Melvin şöyle cevap verir: erkekleri düşünüyorum, sonra da ondan mantık ve sorumluluğu çıkarıyorum… Bu konu tartışılır. Carol erkeğin kaçırdığı sorumluluk ve mantığı kendi hayatında üstlenmiştir. Çırpınan balık olmayı çoğu erkek hiç te istemez. O yüzden laf etmesini öğrenerek bazen yazar olunabilir, lakin insan tanımına girmek kitap çıkarmakla eşleştirilemez. Peki erkek ve kadının hüznü ya da toplumsal hüzünler, filmin içinde geçen şu  replikle çözülebilir mi? "Aynı yastığa baş koyduğunda, her şey kabul edilebilir. Birlikte olmanın tek güvencesi budur."

Platon’un ‘Devlet’ kitabını okuyan her çiftin, evin içinde yastık sandalyesinde sorgulamaları pek de bitecek değildir. Tüm hesap dürülmeler bu zamanlar da mı yapılır? İnsanlar şöyle olsun demiyorum. Hani Henrick Norbrandt’a ait bir kitap vardır. Adı şöyledir: ”Her  sözcüğü bir aşk ilanı gibi duyumsuyorum”. Elbette şiirden kamışlarla makarnamızı illa bulutun üzerinde yemek zorunda değiliz. Lakin yastık birliğinden ziyade, insanın hüzünlerine ortak olunması, kişiyi kişiye oldukça sağlam bir şekilde yaklaştırır. Nitekim Melvin, Simon’a ve Carol’a karşı tüm zor durumlarında yardım ederek, onları yeterince şaşırtmayı başarmıştır. Carol, Melvin’e –“Beni uzaktan kumandanı sevdiğin gibi seviyorsun." "Düğmelerime basınca değişmemi bekliyorsun" dediğinde, Simon’un şu sözlerini tekrar etmeliyiz. –“Bir şey beni etkileyene dek sadece seyrederim. Yani, birine yeterince uzun bakarsan ondaki insanlığı keşfedersin.”

Bu arada Melvin’in şu sözü insanın insanlara olan güvensizliğini yeniden diriltir.

-“Dünya'nın tüm ihtiyacı buydu zaten. Bir oyuncu daha.” Sanat, edebiyat, estetik, hukuk oyuncularla doludur. Taklitten/mimesisden ziyade, içi boş –“muş gibi” edinilmişliği vardır. Tüm bunları da anımsayarak filme girdiğinizde şu cümleyi duyarsınız : -“Aşkın kime faydası oldu ki.” Ama çoğu zaman olmuştur. Hep de olacaktır. Deriye çiçek süpürgeleriyle vuran, insanı saydam bir kraliçe ve kral yapan bir mizacı vardır aşkın. Tabi bu arada hususi karakter oluşturmak da başkalarının hüzünlerini gidermede çok önemlidir. Melvin, cebinden çıkarıp her gün kullandığı plastik çatal bıçakla, bir çok çalışanın bu yüzden yorulmasını engellemeye çalışmıştır.

Kişisel alınan kararlar bir çok insanın işine yarayabilir. Meteliksiz olan, Simon’un hastane masrafı 61,000 dolardır ve sergisi de iyi gitmemiştir. Simon’a da bu kibirli gözüken adam (Melvin) evinden bir oda vermiştir. Carol’u gittikçe daha çok aşkla severken, onun hüzünlerinde yanında olmak, Carol’u damarlarından tutmuştur. Spence artık iyi olabilecektir. Esas Carol’un kendisine söylenen derin sözler, tüm içtenliğiyle onu etkilemektedir. Melvin, seçtiği kişi için gururunu terketmiş, Carol’un karşısına geçip, içinde atlar olan şu cümleleri söylemiştir: -"Sahip olduğun her düşünceyi dobra dobra söylemen ve neredeyse her zaman ifade ettiğin her şeyin tamamen dürüstlük ve iyilik hakkında olması. Bence, çoğu insan sendeki bu özelliği gözden kaçırıyor. Onlara yemeğini getirirken, masalarını temizlerken seni izlemelerini, hayattaki en muhteşem kadınla karşılaştıklarının farkında olmayışlarını şaşkınlıkla seyrediyorum. Gerçek şu ki; onların göremediklerini görmek, kendimi daha iyi hissettiriyor."

Bir kadın, kendisinin erkeği tarafından görülmekliğini çok önemser. Erkek için de durum bundan farklı değildir. Carol’un kendi ifadelerinde şu cümlelere rast geliriz: -”Bugün otobüste çok sevimli bir çift gördüm.Ve kendimi, onlara çok kötü bir bakış atarken yakaladım.” Kadın ve erkek mutlu bir ikilem içinde olmayı hep istemiştir. Bilinçle ikilem dedim. Ayrı birer kol ve bacaktır. Önemli olan çatışmalar değil, aralarındaki müzikli uyumdur. Simon, Carol’a: -“ Mağara adamlarının duvarları yontma nedenisin.” dediğinde hüznün yıprattığı kadın kendi bedenine yeni doğmuş gibi bakar. İnsanın kendisinde olan güzellikleri başka birisi söyleyince görmesi ne garip bir durumdur. ”Siz insanlar, hem bu kadar duyarlı, hem de sert olmak zorunda mısınız?” replikleri ile çayımızı yudumlarken, filmde “Verdell” isimli Simon’un köpeğinin bile Melvin’e gerçekten bağlanışını, Melvin’in de köpeğe olan yakınığına oldukça şaşırır, vucudunuza ılık sular gönderirsiniz. “En azından kibarca yaklaşamayacaksan, lanet çeneni kapa! Ben boğuluyorum, sen ise suyu tarif ediyorsun!”  ifadesi en güzel cümlelerden birisidir. Belki de tüm hüzünler buradan çıkar.

Yanlış hareketler ne kadar çok kişi öldürmüştür. Acıyı ve hüznü doğurtmuştur. Melvin herkesi mahçup etmeyi başarmış, Simon’un “sen ne kadar şanslısın, kimi istediğini biliyorsun. Bunun için boynunu eğmelisin” demesiyle, Carol’a itirafını gerçekleştirmiştir. “Hiçbir seçenek kendini evdeymişsin gibi hissettirmez” diyen Melvin’in sözüne kulak vermeli, “seksin canı cehenneme. Bu seksten çok daha iyiydi. Birbirimize tutunduk” diyen Carol’u duymalı, “dışarıda, evinin kaldırımında oturmak hayal edebileceğim tüm yerlerden çok daha iyi hissetmemi sağlıyor” diyen Melvin gibi birisi varsa, belki ona şans vermeliyiz.

Filmin içinden bağıran şu renkli kuşları da lütfen duyun: “Neticede hepimizin aşmamız gereken korkunç hikayeleri var ve bazılarımızın harika hikayeleri var. Oldukça güzel hikayeleri. Göllerde, teknelerde, arkadaşlarla ve salatalarla geçen hikayeleri.”

İçimiz tazelenmeli. Kendi tasarladığımız manzaralarda yaşıyoruz. Görüntüye biraz da hükmedebilme keyfini çıkarmak gerek. Şu şarkıyı, ”danielle brisebois - my only “ dinleyerek, serinleyiniz. Melvin’in Carol’a arabadaki çaldığı müzik parçasının içinde şu cümleler vardı. “Sevgilim, ne zaman yakınımda olsan, uçar gider yalnızlığım”. Sizin de hüzünleri hayatınızdan kaldırmanız için neşeli ve bilgeli itkiler bulmanız gerekmektedir. Tek bir insan hüzünlü ise toplumun bütünü asla mutlu olamayacaktır. O yüzden hüzünleri çözme işi, sorunları eksiltmektir. Bunu da sinema, dünyaya uzttığı el sayesinde pek çok şekilde yapabilir. Tüm ifadeleri dürüstük ve iyilik olan arkadaşlarımız varsa onları da yanımızdan ayırmamak dileğiyle…

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)