OYUN VE BÜYÜ

HOLLYWOOD’UN HİTLER SEVGİSİ

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

Dünyanın en bilinen diktatörlerinden biri olan Adolf Hitler hakkında bugüne kadar elli binden fazla kitap yazılmıştır. Hakkında çıkan makaleler, köşe yazıları ve filmler de herhalde dünya kötülük tarihi içinde baş köşeye oturacak kadar yeterli bir malzeme vermiştir Hitler’e.

Hepimiz biliriz ki mutlaka her sene doğrudan yada dolaylı bir şekilde Hitler içeriğine sahip bir filmle karşılaşırız. Bu neredeyse bir Holywood geleneği haline gelmiştir. Yahudi soykırımının filmler yoluyla her sene hafızalarımızda taze tutulması öyle bir hale gelmiştir ki zaman zaman alay konusu bile olabilmektedir. Örneğin “Extras” isimli komedi dizisinin bir bölümünde konuk oyuncu Kate Winslet özetle şöyle der:  “Dünyanın yeni bir holokost filmine ihtiyacı mı var? Anladık, kötü bir dönemdi. Dört kez Oscar adayı oldum ama bir türlü alamadım. Benim bir holokost filminde oynamamın tek sebebi Oscar’ı garantilemek.”  (Bu dizideki komik göndermeden üç sene sonra Kate Winslet, soykırım içerikli “Reader” filmindeki rolüyle Oscar alır.)

Soykırım ve Hitler konulu filmlerin ısıtılıp ısıtılıp önümüze konmasını, sadece Holywood’un kalantor yapımcılarının Yahudi olmasına bağlamak, kahvede batak oynarken hoş olabilir. Biz çayımızı içip kalkalım.

Adolf Hitler, tarihin ilk diktatörü değil, sonuncusu da olmayacak. Kendisiyle aynı yüzyılda yaşamış, Stalin, Musollini gibi başka eli kanlı diktatörler de var. Onlar da utanç verici cinayetler konusunda gayet yüklü rakamlara ulaşmış kişiler. Peki neden Hitler bu kadar popüler? Neden başka faşistler, diktatörler, komünistler değil de Hitler öne çıkıyor? Komediden, drama, fantastik bilimkurgudan korkuya kadar her türde, her şekilde karşımıza çıkıyor Hitler, neden?

Nedenlere bir göz atalım:

Öncelikle evet, dünya eğlence sektörünü elinde tutan Yahudi iş adamlarının, yapımcıların bir misyon olarak soykırımı hatırlatmak istemesi önemli bir faktör. Bu son derece haklı ve doğal bir davranış. Hatta insanlık için alkışlanası ve bizim gibi toplumlar için de örnek alınması gereken bir tavır. Keşke biz de uğradığımız zülümlere dikkat çekebilecek kaliteli yapımlara imza atabilsek.

Bir diğer sebep olarak da Hitler’in ayırd edici karakter özelliği. Megalomani ve vicdansızca kararlar alabilmek her diktatörün ortak özelliği, bunlardan bahsetmiyoruz. Karizması ve sert mizacı da değil. O’nu diğerlerinden ayıran, kendisiyle ilgili üretilen ve gerçekten tarihçilerin bile çözemediği gizemli geçmişi, yükseliş öyküsü… Bilinçli bir şekilde üretilen yapay güç efsaneleri. Propagandadaki eşsiz başarısı ve kendini saklayabilmesi. Mesela Hitler’in kan görünce bayılan biri olduğunu pek az kişi bilir. Sevgilisinin bir Yahudi olduğunu da. “Kavgam” kitabında yaptığı yüzlerce imla yanlışı için editörüne ecel terleri döktürecek kadar yetersiz ve cahil olduğunu da pek kimse bilmez. Hitler, zayıf yönlerini saklamayı başarmış, kendisi etrafında gizemli bir sis perdesi oluşturabilmiş biridir. Bu da O’nu çekici kılar.

Hitler’in modern dünyada bir “ters ikon” olarak yaşabilmesini sağlayan en önemli özellikse sembol kullanımıdır.  Badem bıyık, sola yatık saç ve gamalı haç. Daha iyi kavramak için isterseniz kendiniz deneyin: Bir daire çizin, dairenin üstüne sola yatık saç, ortasına da badem bıyık çizin. Dairenin dışına da bir gamalı haç yerleştirin.  Tebrikler, bir Hitler çizdiniz.  İşte bu karakteristik semboller, Hitler’e marka değeri kazandırır ve “marka” para demektir.

Her markanın olmasa olmazı, onu diğerlerinden ayırd edici, kolay fark edilmesini sağlayan sembolleri taşımasıdır. Bu, star sisteminde çok kullanılır. Marilyn Monroe’nun sarı saçları ve uçuşan elbisesi, U2 vokalisti Bono’nun gözlüğü, Bart Simpson’un dik saçları, Şarlo’nun bıyığı, şapkası ve bastonu gibi… Bu sembolleşmiş unsurlar, onların kolayca tanınmasına ve taşıdıkları “marka”nın anlamlandırılmasına yol açar.

Başarılı ve sürdürülebilir marka yaratmak; üretim, pazarlama, satış, dağıtım, servis, halkla ilişkiler ve reklam gibi tanıtım faaliyetlerinin bir bütün olarak ve doğru şekilde yönetilmesi ile sağlanabilir. Bütün bunlar maliyet anlamına gelir. Elde hazır bir markanız varsa, pazarlamaya,  tanıtıma ve halkla ilişkilere harcayacağınız masraf azalır.  Nasıl mı?

Bir kadının seksi olduğunu anlatmak için “Marilyn Monroe gibi.” demeniz yeterlidir. Derhal kafamızda bir kadın portresi çiziliverir. İri göğüslü, sarışın, balık etli vs. Bir çok kadın sanatçının neden Marilyn taklidinde resimler çektirip yayınladığını anlamışsınızdır sanırım. Kendisini sayfalarca anlatacağına, tek bir fotoğrafla ne gibi özellikler taşıdığını anlatabilir çünkü.

Her marka, sürdürülebilir olmak ister. Bu da tekrar ve standardizasyon zorunluluğunu getirir. Standardizasyon kar getirir. Eğer Marilyn Monroe unutturulmuş olsaydı, bugün Paris Hilton, Madonna ve Lady Gaga olmayacak, kimse bunlardan para kazanamayacaktı. Bu sebeple Marilyn asla ölmez.

Buradan bakıldığında Hitler’in, Marilyn Monroe’dan bir farkı olmadığını görebilirsiniz. Filmlerde üretilen kötü karakterlerin mutlaka Hitler’e bir göndermesi vardır. O baş kötüler de Hitler’den beslenir. Darth Vader dediğiniz adam aslında kimdir ki?

Karakter üretimi açısından Hitler, para getirisi olan bir “kötü”dür. Peki Hitler’in varlığı başka ne işe yarar? Para yetmez. Eğer bugün dünyada bir diktatör üretmek isterseniz Hitler’e dönmek zorundasınız.  Dünyada bir lideri “diktatör” ilan etmek için, yine Hitler’e dönmek zorundasınız. Çünkü Hitler, öyle bir örnektir ki mutlaka üreteceğiniz diktatörde aynı özellikler olmak zorundadır. Bu konuda da bir standardizasyon söz konusudur. Mesela; Hitler, yüksek oranda halk oyuyla gelmiştir, propagandayı çok iyi kullanır, medyada güçlüdür, sigaraya karşıdır, halk içinde ayırım yapar vesaire vesaire… Bir karakter olarak düşündüğünüzde istediğiniz lidere badem bıyık ve saç çizerek Hitler’e çevirebilirsiniz. Hiç tanınmamış bir ülke başkanını uzun uzun kötüleyeceğinize “Hitler gibi bir adam.” demeniz yeterlidir. Ortalama zekaya sahip her insanın kafasında, “O diktatör”ün ne özellikler taşıdığıyla ilgili bir kanı oluşturabilirsiniz. Kolay, maliyeti düşük, emeği az bir yöntem.

Eğer bir diktatörü size sunulan şekliyle algılamak isterseniz, durum böyle. Peki Kur’an’a baktığımızda Hitler’in durumu nedir? İlk akla gelen şey, Hitler’in “modern Firavun” olacağı şeklindedir ki bu doğrudur da, ancak eksiktir. “Firavun”, bir özel isim değil, bir devlet başkanlığı sıfatıdır. Kur’an’da “Firavun” olarak geçen kişinin asıl adı önemli değildir çünkü.  “Firavun” aynı zamanda bir cins isimdir ki bugünkü zalimleri de “Firavun” olarak nitelendirmemize izin verir. Ancak Firavun, sadece Hz. Musa’yla savaşan kişi olarak düşünülemez. İşte bu noktada bize dayatılan Hitler’den ayrılır.

Firavun, hem bir kişi, hem bir sistem hem de bir toplumdur. Kur’an’da Firavun’a baktığınızda bir diktatör görürsünüz evet,  ancak hanedan, kodamanlar, haman’la oluşturulmuş bir “firavun sitemi” vardır.  Bütün bu sistemi destekleyen, oradan nemalanan bir “firavun toplumu” vardır. Koskoca Firavun’un, yapımcıların dikkatini Hitler kadar çekememesinin sebebi de budur: Şablona oturmaz. Hollywood’un gösterdiği Hitler, genetiğiyle oynanmış Firavun’dur. Sistemi ve toplumundan arındırılmış, geriye sadece kukla yapısı kalmış bir Hitler (Firavun) kolayca şablon olarak kullanılabilir. İstediğiniz kişiye monte edebilirsiniz.

            Oysa Kur’an’ın “Hitler”ine baktığınızda sadece bir kişiyi görmezsiniz.  İnsanları ve ülkeleri sömürmek için kan döken; halkını büyücüler /eğlence sektörü/ televizyonla aptallaştıran;  kodamanlarla/finansörlerle parayı yöneten bir sistemi / topluluğu görürsünüz.  

Bize Kur’an’ın öğrettiği “Hitler” bakın ne diyor:

“…Firavun şöyle dedi: Ben size kendi fikrimden başkasını göstermem. Ve ben aydınlık/doğruluk yolundan başkasına da kılavuzlamam.” (Mümin - 29)

YORUMLAR [0]