KAYIP BAKIŞLAR

HİÇLİKTE ÇOKLUK (NOTHING)

Serkan Murat Kırıkcı

@bodakedi

BU YAZIYI PAYLAŞ

HİÇLİĞİN İÇİNDEKİ ÇOKLUK ÜZERİNE, KIYIDA KÖŞEDE KALMIŞ GÖMÜLÜ BİR HAZİNE OLARAK İZLEYİCİSİNE KAVUŞMAYI BEKLİYOR ‘NOTHİNG’…

Dört kez tekrarlanarak başladığı üzere, izleyeceğimiz her şey gerçeğe dayanmaktadır. Karakterler gerçek insanlardır. İsimleri de kendi isimleridir. Her şey eksiksiz bir biçimde araştırılmış ve onaylanmıştır. Dokuz yaşından beri arkadaş ikili Andrew ve Dave’in öyküsünü anlatan film “gerçek!” diye bağıra bağıra başlar…

Gergin, her şeyden ürken, anne babasının ölümünden sonra evden çıkmaya korkan Andrew, iki yolun bağlantı noktası arasına sıkışmış evinde internetten seyahat acentası işletmektedir.

Benmerkezci, bildiği yoldan giden, rock yıldızı olma hayalleri suya düşünce, bulduğu sıradan bir işte çalışan Dave, Andrew’un yanına taşınır. Böylece ikili hayatta kalmak için birbirlerinden güç almaya başlamıştır. Yıllardır süren dostluklarıyla her şeyin kendince güzel gittiği bir yaşam sürmektedirler…

Ne yazık ki, hiçbir mutluluk sonsuza dek sürmez… Önce Dave’in sözü keser tabloyu, “Sarah ile taşınıyoruz” diyerek işe gittiği sabah her şey olabildiğince hatta olabildiğinden de fazla değişecektir… Terfi beklerken, zimmetine para geçirme suçuyla aranan biri olduğunu öğrenmesi ilk şoku olurken, artçı şoklar da peşi sıra gelir… Hem kovulmuş, hem terk edilmiştir, bu da yetmezmiş gibi aranıyordur artık… Kıyamet kapıdadır, kapının dışındadır. Dave’i tutuklamak üzere gelen polis, evi yıkmak için gelen işçiler, Andrew’u tutuklamak üzere gelen polisler… İkili çığlıklar eşliğinde evin içinde iyice köşeye sıkışmıştır. Kapı açılır, bembeyaz bir ışık her şeyi sarar… Sesler kesilir, hiçlik başlar…

Küp’le büyük sükse yaparak adını duyurarak 2000’ler sinemasına bolca uğraşacağı bir konsept kazandıran Vincenzo Natali’nin 2003 yapımı fantastik bilim kurgusu, sürrealist komedisi “Nothing” hiçliği tetikleyen olayları seri bir şekilde anlatıp, görüntü ve esneklik bakımından tofuya benzeyen hiçliği işlemeye başlar…

Başlangıçtaki kaotik yirmi dakika yerini bembeyaz bir fonda kocaman bir hiçliğe bıraktığında, kaos bu kez ikili arasında yaşanmaya başlar… Beyaz bir fon üzerinde geçen ama sıkmayan, diyaloglarıyla bolca eğlendiren Nothing, iki dostun arasında yaşananları da bir bir deşer ki, dönüp kendinize bakmaya da mecbur kalırsınız… Nefretin neleri yok ettiğine yapılan vurgu başta olmak üzere, arkadaşlıktaki evrensel tüm kavramları irdeleyen film, ne yazık ki sinemalarda fazla boy gösteremeyenlerden.

Toronto Film Festivali’nde ilk kez izleyici karşısına çıkan, gezdiği festivallerden 2 ödül ve 3 adaylıkla döndükten sonra doğrudan ev sinemasına mahkum olan Nothing, Natali’nin diyaloglara dayanan öyküyü az ve öz resmetmesiyle, her an her şeyin olabileceği hiçliğiyle, temposu ve sürükleyiciliğiyle az sayıda izleyicisinden değerini bulmuş görünüyor en azından…

Hiçliğin içindeki çokluk üzerine kıyıda köşede kalmış gömülü bir hazine olarak izleyicisine kavuşmayı bekleyen Nothing, onca hiçliğin arasında iki arkadaş arasında yaşananlara dair keyifli bir seyir nihayetinde, finalde gelinen yere ise söyleyecek söz yok…

YORUMLAR [0]