TERSPEKTİF ANALİZ

HİÇBİR ŞEYİ OLMAYANLARIN SUÇU (BADLANDS)

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

Elini seri şekilde kana bulayan katil ikililerin öyküsü, kült için hep sıkı bir nedendir.  “Bonnie and Clyde  (1967)”, “Natural Born Killers / Katil Doğanlar (1994)” gibi başat örneklerde geçen kişisel, bir o kadar stilize katliamlar seyirciden epey ilgi gördü. Öyle ki bu tip katiller hem sinemada hem de gerçek hayatta modalaşarak sevenlerini peşlerinden sürüklediler.

Dayanıklı seyircilerin eline geçmezse şiddet takviye edecek olan bu yapımların her keresinde çok kanlı olması gerekmiyor. Bunun en açık ve çarpıcı kanıtlarından biri, Amerikalı yönetmen Terrence Malick’in 1973 yapımı, muhteşem filmi ‘Badlands.’ Başrollerini Martin Sheen ve Sissy Spacek’in paylaştığı film, çöpçülük yapan Kit Carruthers’in aynı bölgede oturan Holly Sargis’le tanışmasıyla başlayan çarpıcı bir öyküye odaklanır. Daha çok Avrupa sinemasından aktarma gibi duran Kit ve Holly tam da bu nedenle psikopatolojik açıdan onarım bekleyen tiplerdir. Birbirlerine sadakatle bağlılıklarına rağmen bir türlü seyirciye güven vermezler. Gerçi böyle bir arayış ya da kaygıları olmadığını da anlamamızı sağlarlar bir şekilde.

İkilinin birbirlerinden aldığı yarım devre elektrik, Holly’nin babası tarafından kesintiye uğratılınca Kit, olabildiğince soğuk ve absürd bir şekilde içindeki katil ruhsatını kullanmaya karar verir. Bu andan itibaren Holly artık birey olarak iflas etmiş, kontrolü gönüllü olarak ve tamamen James Dean’e benzettiği sevgilisi Kit’e bırakmıştır. Fakat Badlands tam bu noktada, muadillerine oranla ikilisine daha mesafeli ve sürpriz bir ilişki tattırarak hem avantajı ele geçirmiş, hem de türün tüm açıklarından faydalanmıştır.                        

Böyle bakıldığında Badlands’in ünlü yönetmen Quentin Tarantino’nun en çok etkilendiği filmler arasında olması hiçbir açıdan şaşırtıcı değil. Diyalogları akla yakın değilse de tam anlamıyla birinci sınıf. Filmdeki tek bir karakterin bile işgüzarlık etmesine fırsat vermemiş Terrence Malick. Ayrıca Martin Sheen’in fiziksel yapısını; artısını, eksisini hesaplayarak her defasında bir kostüm gibi kullanmış. Bu tür çekici ayrıntılar, tamamına bakılırsa filme çok şey katmış, fakat filmi esaslı kılan esas noktaysa öykünün kurgusal açıdan girdiği anayolu bir an bile boşlamaması. Örneğin Kit ve Holly’nin kanundan kaçışları esnasında mekân olarak seçilen yerler, karşılaştıkları insanlar, aralarındaki iletişimsizlik v.s. konuyu hiç mi hiç amacından saptırmıyor. Sürekli ana meselenin -elle tutulur bir ana mesele yok tabii- etrafında dönüp duruyoruz. Kit’in işlediği cinayetlere anlam veremeyen Holly’nin, Kit’in eylemlerini onaylamadığı halde arıza çıkarmadan kabullenmesinin, sinir bozucu düzeyde absürt  gözükse de, heyecanımızı boşladığını söyleyemeyiz.

Terrence Malick’in nevrotik karakterlere daha bir iştahla baktığını, gösterişsiz filmografisine rağmen biliyoruz. Holly işte bu tutumun bir meyvesi. Tam, otizme yatay geçiş yapmaya aday bir ilkokul çocuğu gibi görünüyor. Ezberinde hayatla ilgili, ciddiye alınacak hiçbir şey yok. Babasının öldürülmesine yeni bir deneyim, katiline kahraman gözüyle bakıyor. Kit onun önüne, kasıtlı olmasa da gittikçe kabarık bir dosya çıkartıyor. Fakat tüm bunlara rağmen Kit’in hoşgörüsüz, gaddar biri olduğunu söyleyemeyiz; hele Holly’e karşı hiç. Kaldı ki cinayetleri de bir elin parmakları kadar. Gerekçeleri var; özentisiz olmak için gayret sarfediyor. Ne yaparsa yapsın işin içine sanatsal bir içerik, özgün bir motif katıyor kendince. Tabii bunlar bir katili aklamak için yeterli nedenler kesinlikle değil. Yani Kit için sözü çok uzatmadan psikopat diyebiliriz son kertede. Ama diğer keskin örneklerle kıyaslandığında onun mayasında bir tılsım olduğunu da kabullenmek zorundayız. Demokrasi için yaptığı vaazı haddini aşmadan yapabiliyor oluşu kişiliğinin defosu değil, katma değeri. Eğitimi değilse de; zekası, yeteneği bir yığın şeye elveriyor. Kanundan kaçmak, kendilerini yakalamak isteyenleri haklamak, göz ucuyla sürdürdüğü hayatının işvesi ne yazık ki. Ona bazı notlar da düşüyor film boyunca. Bunların bazılarını bizim için Holly aktarıyor onun ağzından.

“Dalga geçmiyorsan ve kanun üstüne geliyorsa öldürebilirsin.”, “Suçlu olmak istiyordum ama bu kadar büyük değil”

Badlands, eleştiri ya da mesaj için özel mesaisi olmayan bir film. Martin Sheen ömründe bir defa oynayabileceği bir rolü oynamış sanki. Dramı suçundan fazla bir film. Tabii nesi dram, nesi suç kestirmek güç. Suçu övmüyor, çoğunlukla bir nedene bile dayandırmıyor; ama ‘çorak’ topraklarda ne yeşereceği üzerine de düşündürücü bir not düşüyor.

 

 

 

 

YORUMLAR [0]