SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

HER SON YENİ BİR “BAŞLANGIÇ” MI? (INTERSTELLAR)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Nolan da kim ola?

Bundan 14 yıl öncesine kadar çok az kişi biliyordu Christopher Nolan ismini. 1998 yılında çektiği ilk filmi Following (Takip) ile olumlu tepkiler alan, 2000 yılında vizyona giren Memento (Akıl Defteri) filminde kullandığı akıllara durgunluk veren hikaye anlatımıyla sinema izleyicilerini ve eleştirmenleri kendine hayran bırakan bu adamın, şu ana kadar da beklentileri boşa çıkarmadığını söyleyebiliriz. Özellikle Batman serisinin ikinci filmi The Dark Knight (Kara Şövalye) ve Inception (Başlangıç) sinema tarihinde eşine az rastlanır türden filmler.

Ne var bu yıldızların arasında?

Filmi ilk kez izleyen ve uzay bilimiyle pek ilgilenmeyen izleyiciler hala bu sorunun cevabını düşünüyordur herhalde. Nolan ise bu soruya cevap olarak kısaca “gelecek” diyor. Bize de uzatmak düşmez. Ama yine de bir iki kelam etmek şart. Çünkü filmin söylemek istediği her şey bu “gelecek”te gizli. Yakın bir gelecekte başlıyor filmimiz. İnsanoğlunun kendisini hor kullanmasına kayıtsız kalamayan dünyamız, türlü felaketlerle cevap vermektedir insanlığa. Onlar da kaçacak başka bir yer aramaya başlar ve gözlerini uzayın derinliklerine diker. İşte yıldızların arasına yolculuğumuz da böylece başlamış olur.

Bu kabuslar neden, Nolan?

Filmin, insanların dünyaya yaptıklarının ardından düştükleri çaresizliği temel alarak başlaması oldukça yerinde bir tercih. Günümüzden ne kadar uzakta geçtiğini tahayyül etmek de bize düşüyor tabi. Kendi yaptıklarımızdan pay çıkarırsak, yaklaşık bir sonuca varırız muhtemelen. Peki filmin tamamının söylediği şey, bu başlangıçla ne kadar örtüşüyor? Nolan, dünyaya yaptıklarından dolayı kötü bir bugün yaşayan insanlara, başka bir dünya verdiği gelecekle şunu söylüyor aslında; Herkes hata yapabilir, bu dünya için artık yapacak bir şeyiniz yok. O halde alın size yeni bir dünya. Bunun da rahatlıkla anasını ağlatabilirsiniz. Ne kadar da iyimser değil mi?

Bilim mi? İlim mi? Film mi?

Hepsi... Bu durumun en büyük etkenlerinden biri de kuşkusuz ünlü fizik profesörü Kip Thorne’un filmin yapımcılarından biri olması. Çalışmalarıyla bilim dünyasında daha önce de dikkat çeken ve farklı teorileriyle sivrilen Thorne’un, bu kez Nolan’ın müthiş sinema dilini de arkasına alarak daha öncekilerle kıyaslanamayacak büyüklükte bir gündem yarattığı kesin. Filmin bilim konusunda ne kadar gerçekçi olup olmadığı yeterince tartışıldı, görünen o ki daha da tartışılacak. Bence bir bilimkurgu filminin, bilimdeki doğruları ne kadar iyi yansıttığından daha önemli olan şey, bilimi kendi gerçeğini anlatabilmek için ne kadar iyi kullanabildiğidir. Filmi sevin ya da sevmeyin, Nolan bu konuda dersine çok iyi çalışmış.

2 saat 49 dakika mı? Bir kez daha çal Nolan...

Filmin bilime yoğunlaştığı kısımların anlatım açısından tek eksiği kısa olmaları. Sonlara doğru hızlanan kurguyla beraber kafanız gerçekten karışıyor. 5. boyut ve gezegenler arası zaman farkı beyin yakma ihtimali yüksek konu başlıkları. Sadece bu iki mesele bile saatlerce işlenebilirdi. Filmin anlaşılma konusunda çektiği sıkıntı, yapımcıların farklı bir pazarlama yöntemi uygulamasına da vesile oldu. Amerika’da başlatılan “sınırsız” bilet uygulamasıyla, filmi bir seferde anlayamayan izleyiciler, bu biletle istedikleri kadar izleyebiliyorlar. Filmin bir “yönetmenin kurgusu” versiyonu var mıdır bilmiyorum ama bana sorarsanız eldeki malzemeyle çok rahat bir mini dizi çıkarmış. Üstelik çok daha anlaşılır bir versiyon olacağı da kesin. Şu an ise elimizden gelen tek şey, bir kez daha izlemek.

Her şeyde olur ama saygıda kusur olmaz!

Nolan karakterleri hep geçmişleriyle derin bağlar içindedir. Bu durum Yıldızlararası için de geçerli. Ama bu sefer hem karakterler hem de filmin kendisi başka bir geçmişle daha bağlantılı. Karakterlerin bağlantısı oldukça eskiye dayanıyor. En eskiye... “Her şey bir toz bulutuyla başladı...” cümlesine. Nolan hikayesini anlatmaya dünyanın oluşumuna vesile olan toz bulutlarıyla başlıyor. Ama bu kez “toz”, bir oluşuma değil bir sona götürüyor dünyayı. Filmin geçmişle bağı ise o kadar eskiye dayanmıyor. 1968 yılına... Kubrick’in bilimkurgu başyapıtı “2001: A Space Odyssey” (2001: Bir Uzay Macerası) filmine. Yukarıda belirttiğim gibi Nolan, derdini anlatmak için bilimi ustalıkla kullanıyor. Ama, mevzu bahis bilimkurgu olunca “usta”ya saygıdan da geri durmuyor. Yıldızlararası, Kubrick’in filmine ithafen irili ufaklı göndermelerle bezeli. Hepsine uzun uzun değinmeye gerek yok ama en basitinden az önce bahsettiğimiz “toz bulutu” muhabbeti bile buna küçük bir örnek olarak gösterilebilir. Kubrick de filmine insanlık öncesi dönemden başlamış ve Nolan’ın filmindekine benzer bir kurguyla sona erdirmişti. Tek fark; Kubrick geçmişi kanlı canlı gösterirken, Nolan daha dolambaçlı bir yolu tercih ediyor.

Son tahlil

Yıldızlararası iyi bir film. Özellikle bilimi ve teknolojiyi çok iyi kullanan, hem gerçekçi olabilen hem de kurmacayı sahte bilimle harmanlayıp  keyifli hale getiren bir film. Yine de, filmin başında tükenmiş halde tasvir edilen dünyamızı o hale getiren bizlere, yeni bir yaşam alanının verilmesiyle son bulmasını istemezdim. İnsanlara, elindekilerin ya da gelecekte elde edeceklerinin kıymetini bildirmek için daha doğru bir final seçilebilirdi kanımca. Bu da benim hüsnü kuruntum işte...

YORUMLAR [0]