MEDYAHOMUNCULUS

HER KİTAP ANNE DEĞİLDİR YA DA BAZI KIZLAR YANLIŞ KİTAP SEÇER (MADAME BOVARY)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Filmler insanın kurdudur…

Yıllar öncesi Fransa’da dili tutuk bir yazarın, Gustave Flaubert’in “Madam Bovary” adında yazdığı kitap 1857 de nice uyarı aldıktan sonra basılmasıyla, “kadın” başlıklı konuların hareketlenmesi aynı dönemlere rast gelmiştir. Öyle ya lanetli olabilmek için iki şeye ihtiyaç vardır: Bir kadın doğmak, bir de fakir olmak. Napolyon kanunlarına uyan Fransa halkı ihtilallere hazırlanırken, kendi kabalığını zor bırakacak gibiydi. Çünkü gücün kurucuları, başlıkları kendisi koyuyordu. Çoğumuz biliyoruz ki, Fransa’da 1882’ye kadar “boşanmak” ayıp sayılmış ve yasaklanmıştı. Sizin de düşüncelerinizi alevleyen şu sorudur tahminimce: Burjuvazi ve aristokrasi hazsız ve zevksiz yaşanmaz diyerek, “kadını” kullanarak kendince “sevap”(!) işlemeye devam etmişti. Erkeğin kendisi için kullandığı kadına toplum ve devlet laf atarken, asıl özneye hiç kimsenin dili uzanmamıştı. Yoksa dillerin de sahipleri mi vardı?

İşte yazarlar sansasyonel vakıayı gerçekçi bir biçimde nakil ederse belki de “olabilirlerin durumu ve kimliği” tekrar konuşulabilecekti. Flaubert de alımlama göstergebiliminden iyice anlamış olacak ki, kitabını okuyan her insana ucu açık bir üretkenlik bağışlamış oldu.

Madam Bovary okunduktan sonra günümüze kadar, yazarından daha da çok her algılayanın düşünce sahasında yeniden doğdu ve birçok bilim için araştırma konusu oldu.

Bu haz ve tutku çağında doğmak ve ölmek isteyen yani kısa ömürlü isteklere sahip karakterin birçok filmi çekildi. 1969’da ilk gösterime giren Bovary’nin 1991 yılında sunulan Claude Chabrol’ün yönettiği Jean-Michel Bernard’ın müziklerini yaptığı filmle ve 2015 yapımı Sophie Barthes’in yönettiği Bovary filmi arasında, bu yazımda gidip geleceğim. Yani beni okuyan; bir beni, bir kitabı, daha sonra iki filmi de ayrı ayrı alımlamak zorunda kalacak. Sıkı durun. Dört özneyle üzerinize geliyoruz!

1991 ve 2015 çekimlerini peşi sıra izledim. Aynı isimde iki insanla karşılaştım. Öyle ya Türkiye’de de Emine adında dokuz yüz farklı sima ile karşılaşabiliriz. 1991 yılı çekimi daha çok kitaba birebir uymaya çalışırken, 2015 yılına ait olan film metinde güncelleştirme yapmıştır. 1991’deki Emma oldukça hoppa ve istediği erkeği ayartabilen dişilikte iken, 2015 yapımı Emma asil, daha suskun, “bu huzursuzluk bana Tanrı vergisi”der gibi bir tablo ağırlığında görünür. Her ne kadar metinsel olarak uymasa da içimden 2015 yapımındaki Mia Wasikowska tipini Bovary’ye daha da çok yakıştırdım.

1960 yapımı “Tatlı Hayat” filmindeki gibi “bizi iç sıkıntısı öldürür” diyen bir babaya katılmamak mümkün değil. Kadınları da “sıkıntı ve takıntı” öldürür. Emma, annesiz ve kitaplarla büyümüştür. Yalnız burada tersten bir önerme vardır. Her kitap anne değildir. Ya da; bazı kızlar yanlış kitap seçer. Annesi yok olanın yatılı bir dindar okula verilmesi bazı ruhlara iyi gelmez. Nitekim Emma, aşk romanlarına gizlice dalmasıyla etrafındaki ‘yap-et’ örgüsünü günden güne beğenmemeye başlamıştı. İhtiraslı, bahtiyar, zengin bir kocanın ellerinde  dans etmeyi ne de çok hayal ededuran bu kızı, katolik kilisesinden atmışlardı. Emma için, gösterişi olmayan her şey soğuktu. 

Emma babasının evine geri döndüğünde,  günlerden bir gün babasının bacağı rahatsızlanmıştır. Nicedir doktor olan, aile terbiyesini fazlaca görmüş Charles, Emma’lara gelmiş ve bu narin kıza gönlü kaymıştır. Yalnız Charles o sırada evlidir. Muayene güzergahında Emma’yı çok sık görme fırsatı edinmişken, talih Charles’tan yana olur, kendisinden yaşça büyük ve zengin olan karısı birden ölüverir. Emma Charles’ı kendi uzayına götürecek bir kaptan olarak görür. İşte kendisini tanımayan kadınların hali budur. Eğer hayal atına çabuk atlayabiliyorsak, adımlarımızı gerçekçi makinelere kaptırmak daha kolay olacaktır. Çünkü hayal insana bazen ne yol verir ne de kangren etmeyen ayakkabı.

Emma biletini evlendiği gün yakmış sayılırdı. Çünkü birden kahkaha atan, hemen üzülebilen bu dengesiz kızı aslında tam anlamıyla güldürebilecek hiçbir şey yoktu.

2015 çekiminde Charles daha naif ve yakışıklı ve karısına bağlı ve Emma’nın seçebileceği bir fizikte iken, 1991 yılı Charles karakteri oldukça yaşlı bir adamdır. Tipi de yakışıklı değildir. Yani Emma o tipi eş olarak seçmezdi zaten… Emma hiçbir şeyi tam olarak beğenmeyerek belki de ne doğuyor ne de ölüyordu. Kocasının hastalarla uğraşısı arasında canının birçok şeye karşı isteksizleştiğini, sanki papağanlığına yasak konduğunu hisseder. Ah Emma, maddi keyfin hiçbir mevsimi olgunlaştırmadığını sen de biliyor olmalısın. Burada senden küçük yaşta ki erkeklere kaçışın, ya da bir kiliseye bir yasak aşka gidip gelişin, kendini bir bedel olarak evrene sermek, annen dünyadan gittikten sonra geriye kalan ağıdını uzatmaktan mı ileri geliyordu? Noter katibi Leon’a, burjuva çapkını Rodolphe’a kendini bırakmanın özünde hangi sebepler gizleniyordu?

İnsanın aslı tiyatrocudur. Ergenlik çağını atlatınca da yani büyüyünce de değişik sahneleri artık ezbere biliyor ve oynayabiliyorsun demektir. Yonville’li hanımların tuvaleti hangi kumaştan, terzisi kim? soruları dilden yana, bu hayatta oldukça kazık yediğimizin göstergesidir. Dille geçen hastalıklar toplumu yıkar, bunu bilmiyor muydun Emma? ‘Nerede hangi opera var sorusundan ziyade, operaya gelecek olan bilmem kim hangi kıyafeti giymiş, kocası kim, ayakkabı tokası değerli taş mı?’ soruları arasında boğulmamalıydın sen. “Korku ve Titreme” kitabında “yaşamın vahşi bir kargaşa olduğundan” bahsediyor Kierkegaard. Avcılarla güreşmeyi sanırım yanlış anladın Emma...

Flaubert’in kendi yaşamını değişik suretlerde bu kitabın çekmecelerine koyduğu doğrudur. Babasının hekim oluşu, onun ayak muayeneleri, sürekli duyduğu anatomi ve tıbbi konular, hayatındaki kendinden büyük birisine olan kuvvetli aşkı, sonra tutkulu ve daha da olaylı başka aşkı, tanıdığı isimler, gördüğü taşra kuklaları hep bu bohçadadır. Okuyan ve seyreden için bu durum büyük bir zevktir. Duvara bardak dayamadan gizli konuları bir bilmece çözer gibi bu sayede öğreniriz.

Madame Bovary huzursuz ruhlardan birisiydi. Her şeyin vazgeçilir olduğunu öğrenmeye başladığı günlerde artık Rodolphe’un kendisini tercih etmeyişi ve onu bir mektupla hayatından çıkarışı, oynadığı tiyatroya çaresiz bölümler eklemiştir… Emma lükse fazla dalıp, eşyayla insanı unutmaya çalışma yanlışlığına girince, eve haciz gelmiş, o kınadığı Charles, bu ipek döşemeleri ödemek için daha da hasta insanların eline düşmesini bekler hale gelmiştir. Ölmeyi, sıkıntıların bitişi zanneden Emma not yazarak bu dünyadan gitmek istemişti. Hizmetçisi görse de arseniği içmişti. Aslında yalnız ölmek istemiyordu. Kitaba uygun olan hali yani 1991 yapımı ve asıl metindeki yazılan şeklini ben beğenmedim. Söylediğim gibi, 2015 yapımındaki gibi; ormana doğru kaybolarak ve ardında soru işaretleri bırakarak terk etmesi, yatağında intihar ederek ölmesinden daha da onurlu geldi. Dostoyevski’nin sözüyle nihayetlenelim: “Hangisi daha yücedir, ucuz mutluluk mu, lanet bir hazza dönüşen soylu ıstırap mı?”

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)