SİNEPOEM

HEDONİZMİN BİR ADIM ÖTESİ: BUNALIM (CATHERINE BREILLAT SİNEMASI)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

‘ASKETİZM’DEN HAZCILIĞA SİNEMA İLE PEDAL ÇEVİREN; AYKIRI, CÜRETKAR VE KIŞKIRTICI BİR YÖNETMEN ‘CATHERINE BREILLAT’. FAKAT ONUN ŞEHVETİ ŞİİRE UZAK, BUNALIMA YAKIN…

 

‘Düz söylüyorum: İnsan olmak ayrıca cesaret ister.

İnsan korkusunu cesaretinde s/aklamak ister.

Korkumuz yoksa yoğuz.

İstemek yoksa şehvet yoksa yoğuz. Çok net.

Ölüm endişesi de yaşamak şehveti de

soluk alıp vermenin ulaşılmaz olmayan yüceliği.’

-Cem Uzungüneş-

 

Şiir ile başlamak istedim, şiirden uzak görseli dayanılır kılmak için. Sıkıntılıydı çünkü; İlk Sevişme, Kusursuz Aşk, Romance, Kızkardeşim, Cehennemin Anatomisi, Metres, Zayıflığın Esareti… Sanatsal erotik filmleriyle bildiğimiz Fransız kadın yönetmen Catherine Breillat’ın cesur ve çok tartışılan filmlerini izleyip, bunalımı hayatımıza boca ediyorduk.

 

AŞK OLMADAN CİNSELLİK OLUR MU?

Cinselliği yaşamak için aşka ne kadar gereksinim duyarız sorusunun, hemen her filminde hissedildiği bu aykırı yönetmenin filmlerindeki yanıtı çok açık: inanılanın aksine bir çok kadın, ruhunun boşluklarını ve akıl karışıklıklarını cinsellikle -aşk olmaksızın- çözümleyebilir.

 

Ticari sinema kaygılarından uzak olarak tanımlayabileceğimiz ünlü yazar, senarist ve yönetmen kendi diliyle kimsenin dokunmaya cesaret edemeyeceği cerahate adeta her filmiyle bıçak saplıyor.

 

FİLMLERİNDE ERKEKLERİN SADECE GÖLGESİ VAR

Tüm cinsiyetlerin, aşk ama en çokta seksteki savaşını kadın penceresinden tepkilere aldırış etmeksizin verebilen nadir isimlerden biri Breillat. Filmlerinin asıl önermesinin “ cinsellik anlaşılmaz, çünkü doğa anlaşılmaz” (Camile Paglia) cümlesi hiçte beyhude değil. Erkek egemen toplumunun ağırlığının altından kadınları başrole taşıyıp onların dünyalarını, fantezilerini, cinselliğini elini taşın altına koyarak sorgulayan Breillat, kadının tüm alanlardaki temsilini yeniden biçimlemiş ve üretmiş bir isim.

 

Sinema tarihinde hemen her filmde, kadınları başrolde(!) görmek mümkün ancak o kadınlar, cinsel ya da psikolojik toplumsal rol açısından erkeklerin biçimleyip, fantezilerini yansıttığı bir obje olmaktan öteye geçemiyor.

 

TAHRİK DEĞİL TAHRİP EDİYOR!

Tabi Breillat’ın filmlerine ilişkin en yaygın kanı filmlerindeki bir çok sahnenin erotizmin ötesine geçip pornografik olmasıydı. Elbette kültürel kodlarımızla çakışan çok cesur sahneler akıp giderken, farklı bir tespit yapmak zorlayıcı oluyordu. Oysa pornografi sadece zevke dayalı ve tahrik edici niteliklere sahip. Breillat’ın yansıttıkları ise porno filmlerine özgü müstehcenlik içerse bile tahrik edici olmaktan uzak bilakis tahripkardı benim gözümde. Yönetmenin seyirciye sunduğu bu kareler, şehvet ve uyarıcı olmak bir yana tiksindirici ve acıtıcı olarak tanımlanabilir sadece.

 

Catherine Breillat’ın filmlerini çok uzun aralıklarla kendimi zorlayabileceğim günlerde seçip izlemiştim. İlk Sevişme (Une Vraie Jeune Fille) filminde; ergenlik çağında bir kızın taşrada cinselliğini keşfi konu ediliyordu. Dizginlenemeyen bir merak ve doyumsuz bir talepkarlık etrafında cinselliğin ilk keşfi… Yönetmen yıllar sonra Kızkardeşim (À Ma Soeur) isimli filminde benzer bir konuyu seçmişti kendine. Bu kez keşif farklı iki bakış açısından sunulmuştu seyirciye; kardeşlerden güzel olanının aşkı ve cinselliği keşfi, şişman ve yalnız olan kardeşin şahit olduklarını anlama çabası. Tabi seksle şiddetin kol kola girmesi iki filmde de kaçınılmaz son.

 

Breillat, romantik aşk tabusunu her filminde alıp yere çarpmaktan geri kalmıyor. Kusursuz Aşk’ta (Parfait Amour) verilmek istenen tam da bu; cinselliğin yıkıcı etkilerinin kadın gözünden seyirlik hali… 37 yaşında iki çocuk sahibi bir kadının, 28 yaşındaki işsiz güçsüz bir adamla tutkulu ilişkisi üzerinden kışkırtıcı ve rahatsız edici bir söylemi vardı bu filmin. Gerçek bir öyküden yola çıkılan bu örnekte, sonuçlarına katlanılması yürek isteyen bir ilişkiye şahit oluyoruz.

 

BREILLAT FEMİNİST Mİ?

Breillat’ın feminist bir söylem içerisinde olduğu tezini savunanları anlamakta güçlük çekiyorum. Zira kadınların zaaf ve açmazlarını bu kadar yalın ve cesurca perdeye taşıyan bir feminist düşünemiyorum.

 

1999’da tüm dünyada sansürlenerek gösterime giren Romance ise son derece iddialıydı. Söz konusu kadın bedeni olduğunda sükut edip koltuklarına gömülen sinema kamuoyu aynı sömürü erkek bedeni olduğunda ayağa kalkmıştı. Fakat sanırım Breillat bu kanıyı yıkmaya azmetti… Yönetmen, temel meselesi olan kadın cinselliğini, Romance filminde de -estetik olmaktan uzak- bir şekilde, bir kadının sevgilisinin dışında başka erkeklerle cinsel arayışlara girmesini anlattı.

 

AŞK BİR GÜÇ MESELESİ…

Breillat’ın tüm kadın kahramanları tabir-i caizse birer amazon. Kadın-erkek ilişkilerinin cehennemine korkusuzca giriş yapıp, yüzleşmekten çekinmiyorlar. Üstelik kaybedeceklerini bile bile… Romance 2-Cehennemin Anatomisi’nde (Anatomie de L'enfer) sorunlu ve intihar eğilimi olan bir kadın çıkıyor karşımıza. Bir eşcinsel barında tanıştığı adamı hayatına çağırıp, kendini izlemesini ve anlatmasını öğütlüyor. Sorgulayan bir kadın ve sanık sandalyesinde bir erkek(!)… Uzun diyaloglar, ağır aksak bir gerilim başlıyor küçücük bir odada, tabi erotik ritüellerle süslenerek…              

 

Catherine Breillat’ın 2007’de gösterime giren Metres (Une Vieille Maîtresse) adlı filmi ise diğer filmlerinden ayrı bir yerde konumlandırılabilir. Metres, daha kolay anlaşılabilir ve yumuşak öğeler taşıyor. Adı bir fahişeyle skandallara karışmış genç bir erkek Fransız aristokrasisinin gözbebeği kızıyla evlenir. Genç adam 10 yıl süren ilişkisinin bittiğine herkesi inandırır ama kendini…

 

2009’da yaptığı masal uyarlaması Barbe Bleue’dan beri sessizliğini koruyan Breillat, her zaman ilgilendiği konulara farklı bir yaklaşımı olarak görülebilecek Zayıflığın Esareti (Abus de Faiblesse) ile farklı bir üsluba saptı. Kendi gibi yönetmen bir kadının; kısmi felç sonrası ölüme yakın, kaybedeceği hiç bir şeyi kalmayan ve zayıflığına mahkumiyetini anlattı bu kez. İlk defa hazcılıktan uzak, kişisel ve zayıf bir filme bakakaldık.

 

Görüntünün kendini, anlamın önüne çektiğimiz anda Breillat’ın beyazperdeye sunduğu her film hedonizmin bir adım ötesinden başka bir şey değil… Bu nedenle izlediğim her Breillat filmine doğru yerden bakmaya çalıştım. Elbette görmemek için gözler kapanabilir fakat bu var olan gerçeği yok etmez…

YORUMLAR [0]