KAYIP BAKIŞLAR

GİTMELER VE AYAKTA KALMALAR ÜZERİNE… (AWAYDAYS)

Serkan Murat Kırıkcı

@bodakedi

BU YAZIYI PAYLAŞ

              Thatcher İngiltere’sinde geçen, dönemin sosyal koşullarına mercek tutan filmlerin sayısı hızla çoğalıyor. Ses getiren This is England sonrası sayıları iyice artan holiganizm soslu filmler, dönemin İngiltere’sinde küçük hayatları mercek altına almaya devam ediyor. Ait olacağı topluluğu arayan insanlarla dolu bir kasabada kimi zaman bir topluluğa, kimi zamanda birkaç kişiye odaklanan örneklerin ortak noktalarından dönemin bütünlüğüne kavuşmakta mümkün… Müzikleriyle, futboluyla eğlencenin takibindeki insanların sebepsiz kavgaları fonda görünse de, anlaşılıyor ki hepsi benlik arayışının bir sonucu. Aidiyet ve benlik arayışları, bir topluluğa ait olma çabalarıyla dışa vuran öfkeler haricinde birde fonda sürekli uzaklara gitme çabalarını görmek de mümkün. Tüm bu kapana kısılmışlıktan nasibini almış karakterler filmlerin kadrosunu oluşturuyor nihayetinde.

              2009 yapımı Awaydays de bu yolun yolcusu… Benzer konulu tüm filmlerin özelliklerini barındıran bir örnek. 2002’de kısa filmle başlayan, 2005’te de saçma sapan bir gençlik komedisi The Long Weekend’e imza atan Pat Holden ilk başarılı işini yaratmış oluyor böylece. 4 yıllık ara belli ki yaramış. Kewin Simpson’un senaryosundan iyi atmosfer çıkaran Holden, yarattığı bu atmosferi anlattığı dönemin hit parçalarıyla süsleyince ortaya, konusunu çekici bulmayanların bile atmosferi için seyredeceği bir film çıkmış.

              Tanınmayan ama iyi performanslarla dolu kadroyla da, derdine odaklanan, bunu da iyi yansıtan film, sex, drugs and rock’n roll, moda, futbol ve kavga dolu çemberine iki karakteri yerleştiriyor. Kızkardeşi ve babasıyla sıradan bir yaşam süren bir gencin bir maçta şahit olduğu olay sonrası, holiganların parçası olmak istemesiyle başlayan maceranın sonu pek de önem taşımıyor aslında. Filmin nasıl sonlandığının da pek önemi yok. Zira dönemin hayat hikayeleri belli ki benzer, finalleri farklı olmuştur elbette. Elvis aracılığıyla holiganların arasına katılmak isteyen Carty’nin bu amaca ulaşmasıyla, beklendiği şekilde dışlanması şaşırtıcı değil elbette. Elvis’in deniz kenarında Berlin’e gitme hayalleri kurması, ‘ah o gemide ben de olsaydım’ demeleri de… Kim nereye ait oluyor, nerde mutlu, nerde kendini buluyor ve ifade ediyor bilinmez ama önemli olan ayakta kalmak işte… Filmde sıkça kullanılan Ultrawox marşı Just for a Moment’ın sözleri de o arayışa yardımcı oluyor nihayetinde…

We'll never leave here never

Let's stay in here for ever

And when the streets are quiet

We'll walk out in the silence

 

Asla terketmeyeceğiz burayı

Sonsuza dek kalacağız

Ve sustuğunda sokaklar,

Dışarda sessizce yürüyeceğiz

 

 

 

YORUMLAR [0]