B+HORROR

‘GELIEBTE CLARA’ ÜZERİNE NOTLAR (HELMA SANDERS-BRAHMS)

Burak Bayülgen

@BBayulgen

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kadraj bir buharlı trende açılmaktadır; makinelerin çarkları endüstriyel bir mekanikleşmenin içine bir bestekarı nasıl konumlandıracağımızla alakalı olarak kompartımanlara daha sonra girmeyi tercih etmektedir. Bu yolculuğun ve –şimdilik- başarılı kariyerin ötesinde endüstriyel toplumun mekanikleşen insan ile olan tüm ilişkilerini –finansal çöküşe varana dek- gözler önüne sermek için henüz erkendir.

Trenin mekanik çarklarının akabinde metne bir kadın konumlandıracağız ve kadın müzisyenin nasıl algılandığına, bir orkestrayı yönetip yönetememesinin erkek bakışında ne derece incitici olduğuna da sıra gelecek ama Clara (Martina Gedeck) şimdilik emin ellerde çünkü kocası, bestekar Robert Schumann (Pascal Greggory) henüz akli dengesini yitirmemiş ve Clara orkestranın solisti olarak piyanonun başında, kocası Robert’ın eserini seslendirmektedir. Alkışlar dinmez. Müzikal anlamda kadına bahşedilen en erkeksi tavır; yorumculuktur… Derken karşımıza genç Johannes Brahms (Malik Zidi) çıkacak ve içi içine sığmayan tavırlarıyla oldukça karnaval geleneklerine uyan bir katarsisi konumlandıracaktır metinde. Robert ise kafasındaki gittikçe katastrofik boyuta varan seslerin içinde bunalıma daha da fazla haklılık kazandıracaktır; üretimlerinin durduğu noktada Schumann’ın kariyeri kadar finansal gücü de tamamen ellerinden alınmış olacak ve orkestranın Clara’nın geçici şefliğine bile verdiği tepki, bir erkek müzisyen figürü olmadan kadın müzisyen figürünün bir anlam ifade etmeyeceğini vurgulayacaktır. Böylelikle tüm bireysel ilişkiler mekanik bir toplumun içinde mahremiyetin de içine yedirilecek, dış tehlikelerin egemenliğinde, iç temaslar sonu daha da çabuk getirecektir.   

Johannes Brahms sembolik karnavalın duygusal ve fiziksel boşalmasının temsili olarak Clara’nın nefes almasını sağlayacak, ama yine de kadın başına konumlanamayacağı bir müzikal alan açacaktır. Bu alanda cilveleşme ve hafif meşrep şakalaşmanın mümkün olduğunu da belirtmekte fayda var. Bu, iç mekanın da ilişkileri bakımından (yakınlık-temas) önemlidir. Robert’ın intihara teşebbüs ettiği karnaval gününde ise (sembolik olarak değil) Brahms’ı göremeyeceğiz çünkü genç Johannes Brahms, metinde karnaval temsilini yerine getirirken, akrobatik hareketler ve çocuklara verdiği değer ile mekanikleşen ve şeffaflaşan toplum içinde herkese ayrı bir nefes alma olanağı sağlıyor, Robert ise tamamen bedensel indirgemeci yaklaşarak karnaval kültürüne adapte olmak için akli dengesinin zaaflarını kullanmayı bilinçsizce de olsa aşırıya götürüyordu. (İntihar teşebbüsüyle...) Brahms’ın önerdiği karnaval ise böyle bir şey değildir. Onun önerdiği karnaval, her türlü efendisine bağlı olmayı gerektiren ama hafif meşrep şakaları sanki senede belirli birkaç güne yayılmış bir şekilde uygulamaya koyabilecek bir duygusal boşalmadır. Johannes, sınırlarını tıpkı bu karnaval gelenekleri gibi doya doya yaşayacağı eğlence zaman diliminin senenin her gününe yayılmadığı sembolik anlatımının oldukça farkındadır çünkü ne zaman ki Clara ile olan ilişkileri artık bir arkadaşlığın önerebileceğinden daha fazla anlam teşkil etmeye başlayacak, o zaman çekip gitmeyi de bilecektir. Ancak, sonu getiren Johannes ile Clara’nın teması değil, Robert ile Clara’nın dışarıdan kaptıkları tehlikelerin bünyesindeki yakınlaşmalarıdır.

Mekanikleşen ve şeffaflaşan toplumun içinde finansal gücün akıl ile ne derece birbirine bağlı olduğunu gayet net bir şekilde anlıyoruz: Metinde yeteneğin, yaratıcılığın ve yaratıcılığa bağlı üretimin sanatsal değeri, asla finansal değeriyle aynı konumda değildir. Metnin bu açıdan bize sunduğu fırsatlardan yararlanırsak; Schumannlar ilk etapta çok fertli bir ailedir ve hatta yeni bir ferdi daha aralarına katacaklardır. Burada iç mekan da kendini oldukça yetkin bir şekilde ifade eder. Tüm odalar müziğin yankılandığı, genç Johannes’in de içinde kaldığı, bol bol çocuk sesinin geldiği, hizmetlilerin çocuklarla ilgilendiği, yemekleri hazırladığı ve hatta piyano sesini duydukları zaman ağladıkları yerlerdir. “Ancak Balzac’ta…” der David Harvey, “bu fikir genelde zaman ve mekanın tek bir bireyin zihninde ve varlığında o bireyin dışında kalan dünyanın bütün kuvvetlerinin içselleştiği yüce bir anı betimler.” (Harvey, 2006: 67) ve hatta şöyle der Harvey: “Pons’un iç mekanı yalnızca onun değil, aynı zamanda Avrupa’daki sanatsal üretim evlerinin eşmerkezli bir aynası olduğu için çift anlamda değerlidir.” (Harvey, 2006: 67) O halde bu iç mekan betimlemelerinden de yola çıkarak bir Schumann’ın diğer bir Schumann’ı tamamladığı çemberde metin bize kesilen damarlardan ilkinin Robert’ın akıl sağlığı (iradenin yok oluşu) olduğunu vurgulamaktadır. Aynı zamanda zaman ve mekanın da irade sonucu yok oluşunu… Bu kesilen damar, yazının başında “henüz erken” olarak dillendirdiğimiz mutluluğu da şeffaf toplum hem dış mekan, hem de iç mekan içinde eritmekte, tüm dış tehlikelere rağmen bireyler arasında bir yakınlık kurdurtarak Robert’ın yok oluşuna (hem fiziksel, hem de sanatsal) zemin hazırlamaktadır. Tren, makineler ve çarklar, ironik olarak bir mekanikleşmeyi, şeffaflaşmayı, başarı ve huzuru izleyiciye sunarken, insan ilişkileri; hatta aile kurumu dahil olmak üzere hemen hemen her şey, artık burada hiçbir Schumann’ın hiçbir Schumann’ı tamamlayamadığı bir iç mekana kadar indirgenmiştir. Hem Robert’ın aklı başında değildir, hem de Clara’nın “tek başına” bir kadın olarak hizmetlileri bile doyurabilecek finansal kaynağı yoktur.  

 

-*-

 

Robert’ın ölümünden sonra ise karnavalesk bir nefes alma, bir kez daha kadını tek başına bir müzisyen olarak konumlandıramayacağımız zaman ve mekana tekabül edecektir. Öyle ki tek başına bir kadın, ancak bir başka erkek figürün temsilinde kendini gerçek anlamıyla bir kadın olarak ifade edecek; bu da bir kez daha kadına erkeğin en değer verdiği ama gerçek anlamda bir kompozitörle eşdeğer bulmadığı “yorumcu” sıfatıyla mümkün olacaktır. Clara, son bir kez daha nefes almak için karnavalesk Brahms’ın dünyasına girecek, Brahms’ın 1. Piyano Konçertosu’unun ilk seslendirilişinde solist olarak yer alacaktır. Endüstriyelleşen, şeffaflaşan, mekanik bir devrin seri üretimden ne anladığından ziyade, sanatsal üretimin, dehanın ve yorumun bir araya geldiği bir tamamlanışla (Brahms’ın Clara’yı, Clara’nın Brahms’ı) metne noktayı koyacaktır film.

Son bir kez Brahms’ın karnavalında katarsis yaşayan Clara, yine de senenin tümüne değil ama sadece belirli bir süresine yayılan bu sembolik karnavalda Brahms’ın kurallarına da uyacaktır. Artık aralarındaki dostluğun daha fazla anlam ifade edeceği bir yolda değil, ölümüne kadar arkadaş kalacağı bir yolda ilerleyecektir. Tıpkı kilisenin izin verdiği ölçüde, her türlü şakalaşmayı, her türlü parodiyi kucaklayan karnaval kültürü gibi.     

 

                

 

 

YORUMLAR [0]