SANATA MEYYALİM VALLA HAYRETTEN

GALİPTİR BU YOLDA MAĞLUP (THE ASSASSIN)

Hasan Hüseyin Toydemir

@hhtoydemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

HSIAO-HSIEN HOU’NUN ‘THE ASSASSIN’İ DÖVÜŞTÜRMEK YERİNE DÜŞÜNDÜRMEYİ SEÇEN BİR DÖVÜŞ SANATLARI FİLMİ. İÇİ BOŞ KAVGA SAHNELERİYLE DOLU BİR FİLM YAPMAK İSTEMEYEN YÖNETMEN, HEM TÜRE YENİ BİR SOLUK GETİRİYOR HEM DE BÜTÜNLEŞMESİ ZOR BİR KARAKTERİN İÇİNE KOLAYLIKLA GİRMEMİZİ SAĞLIYOR.

“DÖVÜŞ” BUNUN NERESİNDE?

Kırmızı Balonun Yolculuğu (Flight of the Red Balloon), A City of Sadness, Café Lumière, Three Times gibi filmleriyle dünya sinemasının takip edilen yönetmenlerinden biri olan Hsiao-Hsien Hou’nun, 8 yıl aradan sonra çektiği yeni uzun metraj filmi The Assassin (Sukastçi) ile kendine yakışır bir dönüş yaptığını söyleyebiliriz. Yönetmenin sinemasının karakterine uygun, kalıplarını genişleten bir film olmuş The Assassin. Çünkü daha önce denemediği bir türde, kaba tabirle “dövüşlü” film çeken yönetmen, hem kendi sinemasının hem de örneğini verdiği tür filmlerinin sınırlarını zorluyor. Alışık olduğumuz uzak doğu dövüş sanatları filmlerine hiç benzemeyen The Assassin, türün kurallarını altüst edip köşesine de çekilmiyor. Boş bir “kural-yıkıcı”lık değil yaptığı. Ait olduğu türün esasında ne kadar zengin bir yelpazesi olduğunu görmemizi sağlıyor. Ordan oraya uçup kaçan ya da bir hareketi öğrenmek için yıllarını veren kahramanların gölgesinde kalan kısımları aydınlatmaya çalışıyor. Belki de bu sayede kungfu, wuxia, taekwondo ya da adını ne koyarsanız bu tekniklerin altında boş bir şiddet olmadığının altını çizmiş oluyor yönetmen. Filmde ceviz kabuğunu dahi doldurmayacak kadar az yer alan dövüş sahnelerinin yerine karakterlerin psikolojilerini, duygularını kısaca halet-i ruhiyelerini anlamamız için uzun ve uzak(geniş) planlara yer veren Hou, uzun bir yolculuğa çıkan ana karakter Yinniang’ın katettiği ruhsal yolculuğa da şahit olmamızı sağlıyor böylece.          

 

PERDELERİN ARDINDA

Yıllar önce kendisine verilen söz tutulmadığı için ormana kaçan, daha sonra da bir rahibenin yanına eğitilmesi için verilen Yinniang, eskiden yaşadığı topraklara dönmek zorunda kalır. Üstün yetenekleri olan Yinniang kusursuz bir suikastçidir. Ruh gibi etrafta dolanan, çıt çıkarmadan insanların aralarında dolanabilen bu kadının tek kusuru acıma duygusudur. Onu eğiten hocası da, Yinniang’ın içindeki bu “yumuşak” ve insani kısmı yok etmek istemektedir. Bu yüzden bir zamanlar nişanlı olduğu kuzenini öldürmesini emreder. Filmin temel hikayesi buradan hareketle şekillenir. Tarihsel olarak Tang Hanedanlığı’nın gerileme döneminde geçen hikaye, İmparatorluğun sınır eyaletleri üzerinde askeri baskı kurmaya çalışması ve bu sırada güçlenen Weibo eyaletinin kendi içinde yaşadığı çatışmaları odağına alıyor. Bu anlamda Yinniang’in kendi içinde verdiği savaş arka planda kalacak kadar önemsizdir(!). En azından yönetmen Hou, böyle düşünmemizi ister. Bir zamanlar aşık olduğu ve hala içten içe bağlı olduğu kuzeni eyaletin başındadır. Bir karısı bir de cariyesi vardır, çoluk çocuğa karışmıştır. Biz de bütün bunları Yinniang’ın gözünden, onunla beraber öğreniriz. Suda yürüyüp izini belli etmeyen karakterimiz, öldür(e)mediği kurbanlarının dibine kadar sokulup onları izler. Biz de sallanan perdelerin ardından, hiç acelemiz olmadan yavaş yavaş izleriz olan biteni. Konuşmaları, fısıldaşmaları duyarız. Bir anlamda mahremlerine şahit oluruz. Sadece izleriz. Çünkü Yianniang’ın elinden bir şey gelmez. Ne öldürebilir kuzenini ne de geçmişi ve şimdiyi değiştirebilir. Araya kaynayıp giden bir hayattır onunkisi. Filmde bahsi geçen hikayedeki kuş gibidir. Aynadaki görüntüsüne şarkılar söyleyip dans eden bir kuş. Ta ki vadesi dolup göçene kadar.

 

SAVAŞIN İÇ HALİ

Bir suikastçi olup ustalık mertebesine ulaşmak mı yoksa içindeki merhametten kaçmayıp kendin olmak mı? Yinniang’ın bu ikisi arasında karar vermesinin hikayesi aslında bize anlatılan. Tabi bu tercihlerin her ikisi de yarım kalmak anlamına geliyor onun için. Ya bu yaşına kadar aldığı eğitimi çöpe atıp yeni bir başlangıç yapacak ya da aslında olduğu kişiyi inkar edecektir Yinniang. Asıl savaş ormanın içinde, çayırlarda ya da çatılarda değildir o yüzden. Savaşın hasını ana karakterimizin içine yerleştirmiştir yönetmen. Filmdeki dövüş sahnelerinin azlığı bir anlam daha kazanır böylece. Kılıçta usta olan Yinniang’ın o muazzam dövüş tekniğinin fragmanıyla yetinmek zorunda kalırız belki ama daha güzel bir teknikle tanışırız bu sayede. Acı duymaya alışan ve acıyı hissetmeyen bir yüreğin, acıtmamak için çırpınma tekniği. Görsel olarak hiçbir aksiyon vaat etmeyen bu teknik, duygusal anlamda ve hatta sinemasal anlamda büyük bir haz sunar. Bir tane koreograf ayarlayıp filmin her karesini slow motion ya da hızlandırma tekniğiyle seyircinin ağzını açık bırakacak dövüş sahneleriyle doldurmak dururken, karakterin içinde patlak veren bir savaşı göstermenin tekniğidir bu hazzın kaynağı. Bir iç savaşın en anlamlı halidir yaşanan. Günümüzde en çok su götüren mevzulardan “insanlık”ın kazanabilme ihtimalini gösterebilmiştir en azından. Ve bu savaşta kılıçlar(silahlar) değil vicdanlar konuşacaktır.

 

KAYBEDENLERİN ŞARKISI

Güçlü olmak neyi gerektirir? Nasıl bir sorumluluk getirir arkasından? Önüne geleni öldürebilecek bir güce sahipsen ve seni yenebilecek neredeyse hiç kimse yoksa bunun sonu nereye varır? Gücün en büyük paradoksu budur belki de. Fiziksel olarak büyük bir güce sahip olmanın (kas, hız vs.)  sonuçları öldürmek, yaralamak ya da yok etmekten fazlasıdır. Ne yaptığını sorgulayacak kadar güçlü olmak neden sorusunu arkasından getirir. Ve böylece asıl güç savaşı başlar. Bunca güce rağmen öldürmemektir esas olan. Yinniang’ın muhasebesi böyle bir muhasebe değildir belki. Sadece acıma duygusuyla hareket ediyordur ya da başka sebepleri de olabilir. Ama sahip olduğu güçle yaşadığı paradoks aynıdır. Filmde az ama öz kullanılan dövüş sahnelerinden şunu anlamamız beklenir; Yinniang yüce bir savaşçıdır ve kusursuza yakın bir stili vardır. En önemli özelliği ise korkusuz olmasıdır. Dövüşürken bu kadar cesur olan bir insanı şiddetten alıkoyan şeyin duyguları olması ilginçtir. Savaşın büyüğünü koyduğu gibi çelişkinin yamanını da karakterinin içine koyuvermiştir yönetmen. Ve bu çelişki onu adalet duygusuna itecektir. Suikast için kullanamadığı hünerlerini iyilik için kullanmayı seçer. Böylece hem geçmişinden kaçmak zorunda kalmayacaktır hem de eğitimini alıp ustalaştığı onca şey boşa gitmeyecektir. Yinniang’ın kalbi de kılıcı da adalet için çalışacaktır bundan böyle. Büyük savaşı kaybetmiştir belki. Duygularını açık edememiş ve çocukluğundan hatıra kalan aşkını yaşayamamıştır belki. Ama içindeki savaşın kazananı olabilmiştir. Bu da onun ölene kadar aynadaki yansımasına söylediği şarkısı olacaktır. Bir suikastçi olmak için yumuşak olan yüreği onun belki de en büyük hediyesidir. Ve o şarkının sözlerini sadece bu savaşı kaybedenler bilmektedir.           

 

YORUMLAR [0]