TEK KİŞİLİK KARNAVAL

FİLMEKİMİ’NE BEŞ KALA

Dilan Salkaya

@leblebikola

BU YAZIYI PAYLAŞ

Her yıl sonbaharın en güzel zamanlarına konuk olup Ekim’in ve İstanbul’un misafirperverliğiyle daha da özlenen bir etkinlik; Filmekimi.

Bu yıl, 7-16 Ekim aralığında düzenleneceği planlanan Filmekimi’nin programı ufaktan şekillenmeye başladı bile. Biletler satışa sunulmadan, adı açıklanan filmlere kısa bir bakış atmak ise bana düştü.

Park Chan-wook’un sıra dışı aşk hikâyesi: The Handmaiden

Filmekimi 2016’yı, henüz haberimizin olmadığı seyirliklerle karşılamaya hazırlanırken, adı açıklananlar arasında göz ardı etmememiz gerekenlerden birisi olan The Handmaiden, tabiri caizse el kaldırıp kendisini hatırlatıyor. Park Chan-wook imzalı The Handmaiden, yönetmenin alışkın olduğumuz intikam temasının yanına eklediği aşk ve ihaneti sırtlayıp, seyirciyi, Japon işgali altındaki 1930’ların henüz ikiye ayrılmamış Kore’sine götürüyor. Sarah Waters’ın “Fingersmith” adlı romanından uyarlanan film, bugüne dek en büyük ticari başarıyı yakalayan Kore filmi olması nedeniyle de dikkat çekiyor. “İşgal zamanlarında aşk teması”na alışkın olsak da, filmin; sert, kanlı ve canlı sinemasıyla tanıdığımız Park Chan-wook’un imzasını taşıyor olması, hayal kırıklığına uğratmayacağı hissini doğuruyor.

Xavier Dolan’ın gerilim içerikli tiyatro uyarlaması: It’s Only the End of the World

Genç, dâhi ve uçarı yönetmen Xavier Dolan’ın Cannes’dan Grand Prix ile ayrılan filmi It’s Only the End of the World de, şüphesiz Filmekimi’nin biletleri erken bitecek olan yapımlarından. Attığı her adım merak konusu olan Dolan imzalı film, Marion Cotillard, Gaspard Ulleil, Vincent Cassel, Léa Seydoux gibi isimlerden oluşan zengin bir kadroya sahip. Bir tiyatro uyarlaması olan filmde, yakalandığı ölümcül hastalık sonrasında on iki yıllık bir aranın ardından ailesinin yanına dönen bir yazar konu ediliyor. Yönetmenin önceki filmleri kadar ses getirip getirmeyeceği merak konusu olan filmi, Filmekimi programınıza dâhil ederseniz pişman olmazsınız.

Céline Sciamma’dan çocuk gözüyle çocuk olmanın hikâyesi: My Life as a Courgette

My Life as a Courgette ise izleyiciler ve eleştirmenler tarafından Cannes’ın en sevilen canlandırması oldu, Tomboy (2011) filmiyle aklımızda yer edinen yönetmen Céline Sciamma’a Annecy canlandırma festivalinde En İyi Film ödülünü kazandırdı. Stop motion tekniğiyle oluşturulan film, yetimhanede büyüyen dokuz yaşındaki Courgette’in, her biri kendisi gibi sevgiye muhtaç olan arkadaşlarıyla birlikte hayata olan bakışını yansıtıyor. Filmekimi’nin belki de en evrensel içerikli yapımlarından biri olacağını söyleyebileceğimiz My Life as a Courgette, çocuk gözünden çocuk olmanın zorlukları üzerine renkli bir canlandırma.

Bir köpekten insanca ve arkadaşça yaşama dersleri: Todd Solondz’un Wiener-Dog’u

Frances Ha (2012) ve Mistress America (2015) ile tavrına ve duruşuna âşık olduğumuz Greta Gerwig, Todd Solondz’un son filmi Winer-Dog’da Danny DeVito, Julie Delpy ve Ellen Burstyn ile kamera karşısına geçiyor. Gerwig severler için adeta bir müjde niteliğinde olan film, dört farklı hikâyeyi birbirine bağlayan bir köpek etrafında dönen, dolayısıyla kurgusu ve tarzıyla da dikkat çeken bir yapım. Bir köpek üzerinden insanlığı ve arkadaşlığı aktaran Wiener-Dog, birbiriyle kesişen ayrı hikâyeleriyle ve mizah barındıran tavrıyla sıkmadan izlenecek bir film olduğunun sinyallerini veriyor.

Yılın en iddialı komedi filmi: Maren Ade’nin göz bebeği Toni Erdmann

Aile komedisi severler için ise Toni Erdmann’ı listeye alalım. Eleştirmenlerin, geride bıraktığımız Cannes Film Festivali’nden beğeniyle ve Cannes tarihindeki en yüksek puanla uğurladığı film, Maren Ade imzalı bir komedi. Bir baba ile kızı arasında yıllar sonra tekrar kurulmaya çalışılan acemi bir ilişkinin ekseninde şekillenen bir yapım aynı zamanda. “Heyecan ve yüksek tempo arıyorum!” diyenler için biraz naif kaçsa da, “Gülmek istiyorum!” diyenlerin Filmekimi programını hazırlarken yer yer kırılgan uçlara teslim olan bu duygusal filmi de listelerine eklemelerinde fayda var.

Biri Isabelle Huppert mı dedi?: Paul Verthoeven’in Kanada’dan esen Elle’i

Hollanda sinemasının hatırı sayılır isimlerinden Paul Verthoeven’in Elle’i de bonusumuz olsun. Isabelle Huppert’ın güçlü, vahşi, arayış hâlindeki bir kadına hayat verdiği filmin, aynı zamanda kara mizah ve gerilim dolu olduğunu söylesem sanırım ikna olursunuz. “Betty Blue” romanının yazarı Philippe Dijan’ın “Oh...” adlı romanından beyazperdeye uyarlanan filmde, Isabelle Huppert, Thing to Come’da (2016) sergilediği şahane performansını egale etmiş gibi gözüküyor.

YORUMLAR [0]