TEK KİŞİLİK KARNAVAL

FAŞİZME KARŞI KÜLTÜREL BİR GÖSTERİ: İTALYAN YENİ GERÇEKÇİLİĞİ

Dilan Salkaya

@leblebikola

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

İkinci Dünya Savaşı sonrasında İtalya'da faşist rejimin yıkılarak yerine demokratik düzenin gelmesiyle, sinema da faşist ideolojilerden sıyrılıp toplumsal filmler üretmeye başlar. Sinemaya gelen yeni anlayışla beraber toplumsal yaşamın çeşitli yönlerini ve sorunlarını, sıradan insanın yaşam savaşını ve gerçekliğini anlatan filmler rağbet görür. Faşist Mussolini iktidarının, bir bakıma ülkeyi Nazilerle birlikte savaşa sürüklemesi, toplumun ekonomik düzeyini daha da geriletir. Bir yandan Hitler iktidarı ile birlikte taraf olup müttefiklere karşı savaşan Mussolini, diğer yandan da ülkesi içerisindeki yurtsever partizanlara karşı mücadele verir.

 

İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış bir toplumun yaşadığı yıkım, beyazperdede de karşılığını bulmalıdır elbet. Bu gereklilik, kimi yönetmenlerin kamerasını sokağa çevirmesine sebebiyet verir. Yeni Gerçekçilik akımı, halkın yoksulluğunu ve yoksunluğunu anlatmak üzere ortaya çıkar. Akımın isim babası, Visconti'nin James Cain'in Postacı Kapıyı İki Kez Çalar adlı romanından sinemaya uyarladığı Ossessione'nin (Tutku-1943) kurgucusu Mario Serandrei'dir.''1 Kimi tarihçiler ise Rossellini'nin 24 Eylül 1945 tarihli Roma, Citta Aperta filmini, Yeni Gerçekçiliğin doğum günü olarak kabul eder.

 

Yeni Gerçekçi filmler, faşizmin ve beraberindeki savaşın yıkıma uğrattığı, yoksullaştırdığı, işsizleştirdiği İtalya'yı gündeme getirir, bunu yaparken de açık havadan, güneş altında yapılmış çekimlerden ve profesyonel olmayan oyunculardan faydalanır. Özel efektsiz, yalın bir kurgu ve dekor kullanılmaksızın yeğlenen gerçek mekânlar en doğal hâlleriyle dikkat çeker. Savaşın verdiği zarar, stüdyoları kullanılmaz hâle getirir; donanım eksikliği, yeterli sermayenin olmayışı, yönetmenleri stüdyo dışında, profesyonel olmayan oyuncularla, az masraflı filmler yapmaya iter. Dolayısıyla filmler, giysi, ışık, dekor gibi öğelerden arınarak günlük gerçekliğe, bu gerçeklikte yaşayan insanların reel yaşamları üzerine eğilir.

 

“Roma, asker ve silahın olmadığı bir şehir olarak kalacak. Açık şehir.”

Roma, Citta Aperta

Anılarında, Roma, Citta Aperta’yı çekebilmek için evindeki eşyaları satmak zorunda kaldığını yazan Roberto Rossellini, daha savaşın yaralarını bile sarmaya vakit bulamadığı Roma sokaklarında filmini çekerken, Yeni Gerçekçilik adlı bir akımın temel taşını oluşturacağını tahmin etmemişti. Günlük hayata getirdiği farklı bakış açısıyla bir dönüm noktası kabul edilen filmini, Paisa (1946) ve Germania Anna Zero (1947) takip edecekti.

 

Roma, Citta Aperta, bir rahip ve bir komünist partizanın hikâyesini anlatırken, dokuz ay boyunca Nazi işgali altında kalan Roma halkının dramını verir. Filmin ilk yarısı diyebileceğimiz, tek çocuklu dul kadın Pina'nın (Anna Magnani) makineli tüfekle öldürülmesinden önceki kısım, mevcut kargaşayı en gerçekçi şekilde tasvir eder. Silahlar, askerler her yerdedir. Fırında ekmek kavgası vardır, kentin her yerinde savaş. Alman askerleri kadınları taciz eder, insanlar evlerinden atılır. Direnişçi, korkusuz, sayıları yüzleri bulan çocuklar ise henüz savaştan çıkamamış İtalya adına umut kaynağıdır.

Rossellini, kurmaca bir öykü yerine gerçek tanıklardan ve tanıklıklardan yola çıkarak kadınları, çocukları, rahipleri perdeye taşır. Eski Roma saraylarında ya da süslü salonlarda, güzel giysili kadınları, kara gömlekli faşistleri görmeye alışmış İtalyan seyircisi için bir dönüm noktası olur Roma, Citta Aperta. Rekin Teksoy, Sinema Tarihi kitabında şöyle der: ''Filmin başarısı, toplumun değişik katmanlarını baskıya karşı aynı amaçta birleştirmesinde, toplumun yeni dengelerini gerçekçi bir anlayışla yansıtmasında yatar.'' Komünizm, Katolik kilisesi ve İtalyan yurttaşlığı aynı eksen üzerinde buluşur.

 

Beyaz Telefonlu Filmlere Başkaldırı
İtalya’daki faşist rejim, sinemayı yıllarca bir propaganda aracı olarak kullanır. Kimi tarihçilerce “değersiz” olarak nitelendirilen, aslında “yetersiz” demenin daha doğru bir tanım olacağı birçok film de bu dönemde çekilir. Halkın odağını faşizmden kaydırmak, kitleleri eğlendirmek için komedi ve müzikal türünde yapılan, ağır melodram içeren bu niteliksiz “beyaz telefonlu” filmler, 30’lu ve 40’lı yıllar arasında, tam da faşizmin debdebeli döneminde çoğalır. Çoğunlukla gösterişli ve lüks imajları pekiştiren mekânları kullanan filmlerin bazı sahnelerinde beyaz telefonlar görüldüğü için bu adla anılırlar. Halk tarafından bir küçümseme ifadesi olarak da kullanılan bu tanım, Roma, Citta Aperta’daki telefon konuşmalarında siyah telefonun kullanılması ile geçerliliğini kaybeder. Rossellini, Beyaz Telefon Dönemi'nin sonrasındaki değişimi, çeşitli sembollerle, bazen de katolik kutsala gönderme yaparak sunar. Papazın, komünist partizanların yanında olup onlara yardım etmesiyle, hatta daha da ileri giderek kahramanca ölümü göze almasıyla film, inanç olgusunu da vurgular.
           
Pina, eşini kaybetmiş ve oğluyla ortada kalmış dur bir kadındır. Birlikte olduğu Francesco, Nazilere karşı yapılan direniş hareketinin lideri Marcello'nun arkadaşıdır ve Gestapo, Marcello'nun peşindedir. Marcello’yu saklamak için evlerine aldıkları bir gün Naziler apartmanda arama başlatırlar ve çıkan arbedede Pina kurşuna dizilerek can verir. Filmin ikinci yarısı, Gestapo'dan kaçan Francesco, Marcello ve onlara yardım eden rahip Don Pietro üçlüsü etrafında geçer. Marcello'nun arkadaşı Marina'nın evine sığınırlar fakat Marina, Gestapo'nun ajanı çıkar. Talihsiz tesadüf, Francesco ile arkadaşlarının tutuklanmasına sebep olur. Alman askerleri tarafından işkenceye maruz kalan Marcello yine de direnişçiler hakkında bilgi vermez ve bu uğurda hayatını kaybeder. Francesco ise hücrede kendini asar. Marcello'nun cansız bedeninin yanında dua eden peder, Alman subaya ''Ruhunu istedin ama bedenini yok ettin!'' diyerek nefretini kusar. Solucanlar gibi çamurun içine batacaklarını söyleyerek bir anlamda ''üstün Alman ırkı'' olgusuna eleştiride bulunur.

 

Filmin dikkat çeken bir diğer noktası da, yönetmenin Alman subaylardan birisine üstün ırk olmadıklarını söyletmesidir. “Biz üstün ırk falan değiliz. İnsan öldürüyoruz. İnsanlara zulmeden bir ırk üstün olamaz.” diyen subayla birlikte bir nebze de olsa İtalyan halkı yüceltilir. Ladri di Biciclette’de (1948) işçi kesim savunulup burjuva eleştirisi yapılırken Roma, Citta Aperta’da Nazi eleştirisi yapılarak işkence gören, eziyet ve zulme maruz kalan Roma halkının savunması yapılır. Tıpkı Marcello gibi katolik kutsalın temsili peder de davası uğruna ölür, bildiklerini söylemez. İdam edileceği yere doğru yürüyen Don Pietro ne Tanrı'ya, ne arkadaşlarına, ne de aldığı eğitime ihanet eder. Özgürlük uğruna yapılan her hareketin ve mücadelenin haklı olduğunu bilen Don Pietro, kendisinde sakladığı sırlarla beraber Tanrı katına ulaşır, bir anlamda özgürleşir. Kurşuna dizilirken kentin çocukları tel örgüler arkasından onu izler ve ıslık çalarlar. Pietro ölür, ıslıklar susar, yankısı ise sabit kalır.

Peki neden "açık şehir"? Sebebi, Almanlar ve İtalyan direnişçilerin ortak kararı olan “Roma, asker ve silahın olmadığı bir şehir olarak kalacak. Açık şehir.” cümlesinde yatmaktadır. Öyle olmamıştır tabii ki. "Sözde anlaşma"dan öteye geçememiştir bu söylem ve filmde de görüldüğü üzere Alman askerleri kentin her yerinde faaliyet göstermiştir. Film daha senaryo aşamasındayken Roma'daki Alman işgalinin sürüyor olması, filmin gerçekçiliğine katkı sağlamıştır. Öyle ki çekimlere başlandığında bile işgalin tam olarak sona ermeyişi, kameraların gizlenerek çekim yapılmasına neden olmuştur. Tüm bu olumsuzluklar ise filme avantaj sağlayarak onu bir 'temel taş' konumuna yükseltmiştir.
           
İtalyan Yeni Gerçekçiliği, elbette ki toplumun sorunlarına ayna tutmuştur. Ancak sokağa çevrilen kameralar sokağı değiştirmeye yetmemiş, sadece olanı gösterip çözüm önerisi sunmaksızın izleyeni yıkımla baş başa bırakmakla yetinmiştir. Sonuç olarak da dünyayı yorumlamak, dünyayı değiştirmeye yetmemiştir. Rosellini’nin Roma’sı da bir İtalyan milliyetçiliği söylemine gömülmüş, belki de bu yüzden akıllarda özgürlük sesleri değil de kurşuna dizilip can veren Pina kalmıştır.

 

 

 

YORUMLAR [0]