TERSPEKTİF ANALİZ

EMİNE’NİN YAZGISI (KOR)

Aziz Er

BU YAZIYI PAYLAŞ

Zeki Demirkubuz, Türkiye sineması denildiğinde hem içeride hem de dışarıda ilk akla gelen isimlerden. 1994 yılında C Blok filmiyle başladığı yolculuğa hala başarılı bir şekilde devam ediyor. İnsan ruhunu ve davranışlarını beyazperdeye aktarırken, edebiyatla kurduğu derin ilişkiyi de filmlerinde hissettiren yönetmen, 1997 yapımlı Masumiyet’ten bu yana sinemamızın en çok tanınan ve tartışılan yönetmeni oldu.

            Filmlerinde sokağı ve insanı referans alan Demirkubuz, hayata dair sorduğu soruların cevabını ararken, izleyicisinin de, gizli saklı yaralarıyla, ruhunun zedelenmiş yanlarıyla yüzleşmesini sağlayarak, kendisine olan ilgiyi her hikâyesinde biraz daha arttırdı.

            Zeki Demirkubuz’un son filmi Kor yine alışılageldik biçimde, bir kadının etrafını saran erkek çemberinden oluşuyor. Kocası Cemal’in (Caner Cindoruk) Romanya’da kaçak bir işçi olarak tutuklanmasından sonra, evinde giysi dikerek hayatını geçindiren Emine (Aslıhan Gürbüz), kocasının eski patronu Ziya (Taner Birsel) ile karşılaşır. Hasta çocuğunun ameliyat parasını da arayan Emine, Ziya’nın yardım teklifini geri çeviremez. Geçmişte de Emine’den hoşlanan Ziya durumu fırsat olarak değerlendirip Emine’yle yakınlaşır. Romanya’dan geri dönen Cemal ise, ikili arasında geçenleri öğrenir ancak vermesi gereken tepki konusunda oldukça kararsızdır…

            Filmle ilgili yapılan en genel izleyici eleştirisinin, 145 dakikaya varan uzun süresinin olması, normal gibi gözükse de Cemal’in bu kararsızlığını bire bir olarak bize de hissettirmeye çalışan yönetmenin bilinçli bir tercihi gibi duruyor. Filmlerinde eril dili ve ataerkil söylemleri devam ettiren yönetmen, Cemal ile kendisine de meydan okumuş gibi. Cemal karısı tarafından aldatıldığını hissetmesine rağmen ondan kopmamak için bir mücadeleye girişiyor. Cemal Emine’den daha çok, kendisini suçlar gibi davranıyor. Çünkü aldatılmasının nedenini parasızlık olarak görüyor. Bu yüzden de bir karakter olarak, çatışması gereken Ziya’yla çatışamıyor, aksine ona hayranlık duyuyor. Ziya’nın yanında çalışmaya başlayıp kendisini işine veriyor ve evliliğini sürüncemeye bırakıyor.

            İki erkeğin ortak arzu nesnesi durumundaki Emine ise Cemal’i haklı çıkartacak şekilde Ziya’yı seçiyor. Kadın erkek ilişkilerine genel plandan bakmayı seven yönetmen, Ziya’nın karısından boşanmayı seçerken takındığı tavrı bir yana koyup, kocasından boşanmak isteyen Emine’nin yaşadıklarını diğer yana koyup karşılaştırıyor. Emine daha çok geride ve ikinci cins olarak, yaşadıkları yasak ilişkinin sorumluluğunu Ziya’nın üstlenmesini istiyor.

            Emine, etrafındaki erkek çemberinden çıkamıyor. Hatta bir karakter olarak yok olmaya varan bir sessizliğe gömülüyor. Eyleme geçmeyi değil geçirilmeyi bekliyor. Ziya’ya borçlu hissettiği ve o istediği için sevişiyor. Gecenin bir yarısı Cemal’in yanına gidip konuşup ayrılmak istiyor. Ancak dışarı çıktığında onu arabayla alan Ziya oluyor. Emine kendi varlığını ortaya koymakta güçlük çeken bir ana karakter olarak karşımıza çıkıyor.

            Kor’un, yönetmenin görsel olarak iyi filmleri arasına girdiğini söyleyebiliriz. Sabahın erken saatlerinde ya da gece yapılan çekimler filmin karakterlerinin karanlık yanlarıyla örtüşüyor. Ancak hikâyesini elipslerle bölümlendiren yönetmen, kendi sinema dilinin ruhunda ayrıksılık yaratacak bir kurguyla karakter davranışlarını nedensiz bırakıyor. Her zaman alıştığımız bütünlükte yaşayan karakterlerden uzak, daha bilinçsizce davranan, kendi sevgisini ya da nefretini hissedemeyen kişiliklerle oluşturulan film bu nedenle içine girmesi zor bir hale geliyor…

            Bu film ve ana karakteri Emine üzerinden tartışmamız gereken konu; Türkiye sinemasında, uzun yıllardır var olan erkekçe bakışın, filmlere sessizce sızıyor olması. Yönetmenler bunu bilerek ya da bilmeyerek bir şekilde yapıyor. Kadına şiddetin, tecavüzün, erkeksiz yapamayan kadının sunumunu yapmak, bu söylemin yalnızca devam etmesine yarıyor. Özellikle geçmişimizde toplumsal gerçekçi filmlerde yapılan ‘’göstermek’’ hatası ‘’değiştirmek’’ ile yer değiştirmeli bana kalırsa. Emine gibi kendi varoluşunu erkekler üzerinden anlamlandırmaya çalışan bir karakter yerine, yazgısını tek başına dönüştürmeye çalışan kadınları beyazperdede görmek her izleyicinin hakkıdır diye düşünüyorum…

 

 

 

 

YORUMLAR [0]