B+HORROR

ELI ROTH ÜZERINE…

Burak Bayülgen

@BBayulgen

BU YAZIYI PAYLAŞ

ELI ROTH’DAN YOLA ÇIKARAK KÜLT, MAINSTREAM, POPÜLER KÜLTÜR VE İMAJ ÜZERİNE TARTIŞMA

Önsöz:

                 Her ne kadar bir kıyaslama yapmayı yanlış bulsam da dönemin “görmenizi istemedikleri filmi” Eli Roth’un yaratıcı vizyonunda öyle ya da böyle “senenin en çok merak edileni” olarak sunulacak ilerleyen günlerde. Bu doğrultuda Eli Roth hakkında bugüne dek yazdığım çizdiğim her şeyi yeniden güncellemem ve imaj çalışması doğrultusunda “herkesin görmesi gereken B Movie’leri” yeniden gündeme getirmem gerekti. Öyle ki Eli Roth’un vizyonu sadece yönetmenlik koltuğuna oturmasıyla sınırlı değil. Bu yazıda doğal olarak sinema sektöründe pek çok rolü üzerine alan (yapımcı, yönetmen, yazar ve oyuncu) bir kimliğin daha çok imajı üzerinden yaratılan vizyona yoğunlaşılacak.  

BİR ZAMAN SONRA…

                 Bir zaman aralığı sayesinde kültleşmiş B movielerin ve özellikle bu sıfatın içinde barınan gore filmlerin ulaştığı yüksek seyirci ve fanatik rakamları, filmlerin prodüksiyon süreçleriyle ve gösterime girdikleri zamanki elde ettikleri gelirlerle çelişkilidir. Örneğin kült filmlerin en önemlilerinden sayılan The Rocky Horror Picture Show’un gösterim sürecinde elle tutulur bir başarı elde edememesi ile bu filmin günümüzde kült statüsünün olmazsa olmazı haline gelmesi arasında büyük bir ironi var. 4,8 milyon dolarlık bütçeye sahip Hostel tam rakam olarak 80milyon578bin934 dolarlık bir hasılat elde etti. 375bin dolar bütçeli Evil Dead ise 2006 rakamlarına göre 29 milyon dolarla geri döndü. Yine de bir mainstream film olmayı halen reddediyor…

                 Çoğunlukla B movie olarak etiketlenen gore filmlerin mainstream sinemanın avantajlarından yararlanabilmesi bir hayli riskli ve zor… Eli Roth da bu riski alarak Hostel serisini ve son olarak The Green Inferno’yu sadece fikir ve konu babında B movie geleneklerine uygun ama hedef kitle bakımından öze değil, herkese ulaştırmaya çalıştı. O halde “herkese ulaştırmak” ifadesini mainstream için gerekli bir öğe olarak sunmak daha uygun olacaktır ve bu ifade küçümseme yahut görmezden gelme manasını hiçbir surette taşımaz.  

-*-

                  Tarantino için B movie’lere olan düşkünlüğünü ve buna ek olarak alternatif ve dönemimizce kült olarak etiketlenen filmlere olan fanatikliğini mainstream filmler yaparak dile getirdi demek nasıl mümkün değilse de, B movie’lere düşkün Eli Roth’un bu fanatikliğini mainstream kavramı altında barınan ifadelerle dile getirmeye çalıştığını söylemek ise nispeten mümkündür. B movie’lerin mainstream eleştirmenlerce yerden yere vurulması ve hayatını korku ve fantastik sinemaya adamış daha underground yazarlar tarafınca daha detaylı ve ideolojik olarak yorumlanmaları bir referans da değildir. Mainstream’in beğenmediği B movie geleneğine sahip bir filmin diğer underground tarafa cazip gelir fikrinin ise hiçbir manası yoktur.

                 Buna rağmen iyi ve kötü film tartışmaları gerek mainstream, gerek underground ve B movieler için ortak paydalar taşımalıdır. Popüler kültürün içinde barınan her türlü film bu kültürden payını alabilir, almalıdır da... Ed Wood’un Planet 9 From Outer Space filmi kült ve B Movie saptamaları için gerekliyken, üzerinde tartışılması, beğenilmesi, nefret edilmesi ve göklere çıkarılması her devir için varolan popüler kültürün refahını sürmesiyle aynı şeydir…

-*-

                  Burada zorunlu olarak konunun Eli Roth’tan biraz çıkması gerekecek çünkü imaj ile kült film yanyana gelmesi çok tehlikeli iki kulvardır ve markalaşırcasına sadece karakter üretmek demek bütün olan hikayeyi ve diagesis’i işlevsizleştirmek demektir. Tüm bu re-makeler yeni jenerasyona bir Michael Myers nostaljisi yaşatmak için midir? İronik ama kült filmin özünde bu yoktur. Kült; tapma, tapınma anlamına geldiğinden, izleyici bu filmlere ve –bu filmlerden oluşan alt-kültürel dine- kendini kendi rızasıyla teslim etmelidir ve bu teslimiyetin motivasyonu da sadece mutantlaşmış bir hayvana duyulan merak olacak değildir.

                 Bu nedenle yukarıda değerlendirildiği gibi kült ile mainstreami kavgaya tutuşturmaktansa iyi ve kötü film ayrımına odaklanmak gerekiyor ancak iyi ve kötü değerlendirmesi sadece anlatım öğelerinin yapaycılığı ve gerçekçiliği ile sınırlandırılacaksa, mainstream filmleri seven birisini  gayet hakkı olan kült film izleyiciliğinden ve dininden çıkartmak zorunda kalınacaktır ki bu eylemi gerçekleştirmeye kimsenin hakkı yoktur.

 -*-

                  (Buradan sonra Eli Roth üzerine gerek estetik, gerek imgesel tespitler yaparken çokça film kültürüne başvurulacaktır.)

                  Eli Roth’un filmleri sahiplenmesine; yani yapımcılığını yapmasına rağmen tehlikeli bir biçimde filmlerinden ziyade, kamera egosu şişiyordu… Ancak kamera arkasındaki egosu değil, önündeki egosu… İmajı da… Eli Roth’un kült ve B movielere olan fanatikliği sorgulama gerektirmez, bu hususta bir die hard fandır Eli Roth. Bütün bu fanatikliğe hükmedebilme doygunluğuna rağmen kameralara verdiği kanlı ve promosyonel pozlar Eli Roth’un uğruna delirdiği B movie anti-estetiğini geride bırakmaya başlıyordu. Eserlerinin içeriğinde gittikçe abartıyı ve rahatsızlık ediciliği bol miktarda kullanıyordu ancak yine de söz edilen ve çokça anılan öğeler bu abartılardan ve anti-estetik içerikli filmlerinden çok Eli Roth’un bu kanlı promosyonel pozlarıydı.

                 Eli Roth filmlerindeki anti-estetikliği (anti-tez) kendi estetikliğiyle (tez) buluşturduğu zamanki sentez: bir imaj; yani bir “bakılacak” nesne ve ürettiği bir nevi ekstrem filmlere sığınarak havası iki kat artan yakışıklı bir film tutkunu. (Nasıl imaj ile kültün yanyana gelmesi tehlikeli dediysek, anti-estetik ile estetiğin sentezi de büyük sorumluluk ister.)

                 Dürüstçe bir sormak lazım: Bir yönetmen ve yapımcının adı söylendiğinde film kültürüne bağlı kalınarak yönetmenin fiziksel görünüşü mü yoksa yarattığı ve sahiplendiği karakter imgesi mi ilk olarak zihinlerde canlanır? Sadece karakter değil, -mesela- David Cronenberg deyince akıllarda karakter imgesinden de çok bir uslup ve görsel stil oluşabilir. Kuşkusuz bu yansıtma yöntemine mensup cevaplar bir yerde ortaklaşacaktır; –mesela- Tobe Hooper’ın yine film kültürüne bağlı kalınarak kendi anti-estetik karakterlerinin imgeleri kendi fiziksel imgesine ağır basar; Leatherface, Büyük Baba, Chop Top belirir.

                 Eli Roth deyince ise belirgin imge bu estetik kanlı pozlardı ki işte bu noktada Eli Roth’un kimliği ve herhangi bir imgesi film kültürüne ait özelliklerini yitirmeye başlıyordu… Demek ki alışılagelmiş olan, anti-estetik karakter üreten yönetmenleri estetik promosyonel imaj çalışmalarında (yani kendi film kültürüne ait etmenlerden uzakta) göremeyişimizdi…

                 Bir yolu vardı elbet, hem de Eli Roth için çok uygundu ama bu kulvar sinemadan da, film kültüründen de uzaklaşıyordu: Eli Roth’un yeri kameraların arkasından çok rock’n’roll sahnesi olabilirdi… Ve sahnesinin Rob Zombie’nin ya da Alice Cooper’ın sahnesinden eksik kalır yanı olamazdı. İşte Eli Roth bu mütevazılığı gösteremeyecek denli genç ve –evet- yetenekli, heyecanlı ve fanatikti.

                 Alice Cooper ve Rob Zombie’nin artık estetik kaygıları olmadan her türlü promosyonel imaj çalışmalarına uygun bir “bakılan” ve “bakılmak istenen” kimlikler ve karakterler olması ise Eli Roth’a avantaj bile sağlıyordu.

 -*-

                 Belki de Eli Roth kendisi dışında markalaşacak ve kendi ifade alanında ciddi bir yer doldurma yaşatacak bir kült karakter yaratmaya müsait bir yönetmen değildi çünkü diagesis’in öznesi olmak ile filmin bütününün öznesi olmak birbirinden farklı şeylerdir. Yani, rock star öznelliğinden tamamen ayrı birşeydir yönetmen öznelliği. Yönetmenin kimliğiyle özdeşleşecek bir kült karakter için ise doygun yönetmen gerek… Ya da doygun rock star

-*-

                 Burada bir yönetmen ve yapımcıdan bahsediyor oluşumuz kulvarımızı görsel kültür ile sınırlamaya popüler kültürün eser ile yaratıcısı arasındaki kutsal ittifaktan ötürü müsaade etmiyor. 1920’li yıllarda Rudolph Valentino ile resmileşen popüler ikon mevzusu, yaratılan eser kadar, eserde söz payı olan oyuncunun (bahsettiğimiz kişi bir oyuncu olduğu için “söz payı” deyimini kullandık, eğer bahsettiğimiz kişi yönetmen, besteci, yazar veya ressam olsaydı o zaman direkt “eserin yaratıcısı” diyebilirdik) hali hazırdaki tüm davranış, giyim kuşam, stil ve fiziksel güzelliğini gündeme getirerek star olma koşullarını gündeme getirdi. Bu bağlamda; evet, Rudolph Valentino ilk popüler ikondu.

                 Her ne kadar kült filmlere uyabilecek yönetmen Eli Roth’tan bahsediyorsak da, bu durum Eli Roth’un fiziksel varlığının ve fiziksel varlığını ifade eden imajının görünmez hale getirilmesi gerektiğini söyleyemeyiz. Ve ek olarak bir sanatçının, eserinin niteliğinden bağımsız olarak varoluşunun kültür imgesi haline gelmesi, popüler kültürün ekstrem kulvarlara bile hükmettiğini gösteriyor ki nihilizme doğru kaymış sanatçılar bile esasen nihilism maskesi altında bir imaj çalışması yapmaktadırlar ve eserlerini bu maske altında soyutlayarak da bir nevi promosyon yöntemine girişmektedirler. Eserin kendisi nihilistleşiyorsa, bu durum eserin ait olduğu sanat akımına düşünsel olarak çok şey katacaktır ancak sanatçının kendisi nihilistleşiyorsa, günümüz popüler kültüründe ve tamamen isim yapmış kişiler üzerinden giden promosyon çalışmalarında eserin dünya çapında duyulmasına ve beğenilmesine; hatta kendi ülkesinde bile duyulmasına olanak sağlayamıyor.

 -*-

                 Bu sebeple popüler kültüre ve post-modern günümüzün sanat, yüksek sanat, anlam ve içerik arasındaki belirginsizliğine karşı olan tutumumuz, kült bahanesiyle popüler kültürü yaşayamayacağımız ve avantajlarından yararlanamayacağımız anlamını taşımamaktadır. Eli Roth da aynı zamanda oyunculuk yapan ancak bunu Alfred Hitchcock’un kendi filmlerindeki bir sahnede bir figür olarak yapmasındaki mütevazılığı göstermeyen bir korku filmi yönetmeni ve yapımcısıdır. Filmleri mainstream bir filmmiş gibi aza veya fanatiklere değil herkese ulaşmaya çalışıyor; bu filmler bir zaman diliminden sonra kült olabilir de, olmayabilir de… Ancak olsa da olmasa da sadece Eli Roth’un promosyonel çalışmalarıyla biçimlenecek, bu promosyonel çalışmalara ek olarak oyunculuğa da yönelmesinin ve Eli Roth’un popüler imaj ve mutlak karizmasının altında ezilecek değiller.  

     Son Söz:

                 Zaman Eli Roth’un yapımcılığını yaptığı ve yönettiği filmleri kesinlikle kült statüsünde inceletecektir çünkü o korku sinemasının tartışmasız rock’n’roll starı. Yine de şu anda popüler kültürü de (sevdiğimiz ve de sevmediğimiz tüm yönlerini) Eli Roth üzerinden incelemek kadar da zevkli bir tercih olamaz.

 

YORUMLAR [0]