KAYIP BAKIŞLAR

ELBET BİR GÜN KAVUŞACAĞIZ (LOVE, ROSIE - HORNS)

Serkan Murat Kırıkcı

@bodakedi

BU YAZIYI PAYLAŞ

Nerde anlatılacak bir aşk varsa mutlaka engeller, imkansızlarla dolu olmalıdır ki ilgi çeksin. “Mutlu aşk yoktur”un halen en önemli genelleme olduğunu da düşünürsek, ana malzemenin aşk olduğu her sanat dalına yansıyan olaylar silsilesi hep aynı sorunun peşinde ilerler: Acaba kavuşacaklar mı? Her romantik komedinin formülü de üç aşağı beş yukarı imkansızın peşinde koşmak ve her ne hikmetse bulunca kaybetmek üzere olup yeniden kazanma üzerine kuruludur. O meşhur düğün töreni basıp son anda kazanmalar, gurbet ellere gitmek üzereyken yoldan çevirmeler de heyecanı körükleyip, çiftimiz dudaklarını mühürlediğinde mendilleri ıslatmamızı ister... Bu ay gösterime girecek “Horns” ve “Love, Rosie” de aşkı işliyor... Farklı işleyişe sahip olsalar da çıkış noktaları ve finalleri ortak. İkisi de roman uyarlaması. İkisi de aşkı erkenden yakalama fırsatı sunuyor. Çiftlerimiz öncelikle çocukluk arkadaşları... Biri işi uzun vadeye yayarak yaşanmış bir olay tadında işlerken diğeri olabildiğince fantastik ve ironik olmaya çalışıyor... Araya giren engellerden sonra buluşma ve yeniden kavuşma konusunda da seyircisine istediğini veriyor...

LOVE, ROSIE

2014 yapımı Almanya-İngiltere ortaklığı “Love, Rosie”, İrlandalı yazar Cecelia Ahern’in 2004 yılında “Where Rainbows End” adıyla yayımlanan romanından uyarlama. İlk romanı “Not: Seni Seviyorum”un uyarlamasının başarısıyla tanıyoruz kendisini... 2003 yapımı “Calendar Girls”ün senaristlerinden Juliette Towhidi’nin kotardığı uyarlamayı peliküle aktaran isim de ülkesinde çektiği aile komedileriyle bilinen Christian Ditter... Aşık çiftimizi canlandıran Lily Collins ve Sam Claflin’e Christian Cooke, Jaime Winstone, Suki Waterhouse ve Tamsin Egerton’un eşlik ediyor.

Rosie ve Alex beş yaşından beri sıkı arkadaş... Aralarına hiç aşk girmemiş, sırlarını ve ilişkilerini birbirlerine anlatarak büyümüşler. O meşhur lise balosu yine her şeyin miladı oluyor ve hayallerine birlikte ulaşma erişme şansları kayboluyor. Sonrası ilişkiler, evlilikler, çocuklar... “Biz arkadaşız, sevgili değiliz!” diye haykıran iki arkadaş, seyircinin gözünde başka ruhlarda heba oluyor. Karşı cins arkadaşlığının sonu aşk mıdır? Böylesine güçlü bir bağ eninde sonunda dudaklarla mühürlenmek zorunda mıdır? Cevapları Rosie ve Alex’in suretinde bulmak mümkün. Her sahnesi bildik, mesajlarla dolu film, tipik bir aşk öyküsü. Tek artısı, bu kadar sıradan karakterleri ve klişelerle ilerlemesine rağmen gerçeklik hissi vererek herkesin kendinden bir parça bulmasını sağlaması... Ortalarından sonra sarkan süresi, daha önce izlemiştim hissiyle birleştiğinde sıkıcı bir seyirliğe dönüşen “Love, Rosie”, ancak iflah olmaz aşk bağımlılarına hitap ediyor.

HORNS

Joe Hill’in 2010’da yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanan “Horns” aşkı, çok farklı şekilde işliyor. Gerilim romanı listelerinin başını uzunca bir süre çeken romanın merakla beklenen uyarlamasını Keith Bunin kotarırken, yönetmenliği de 2003’de “Haute tension” ile tanıyıp sevdiğimiz Alexandre Aja üstlenmiş. Başrolde ellerimizde büyüyen Daniel Radcliffe’i görmek ilginç. Juno Temple, Max Minghella, Joe Anderson, Kelli Garner, James Remar, Kathleen Quinlan, Heather Graham ve David Morse da ona eşlik eden oyuncular.

Yine çocukluk arkadaşları var karşımızda ama akıllı davranıp ilk aşklarını birbirlerinde bulmuşlar... Ig ve Merrin’in başlarına gelenler ve işleyiş de çok farklı. Merrin ölü olarak bulunmuş ve baş şüphelimiz Ig... Kasaba sakinleri katil olduğuna çoktan hükmetmiş, beklentileri adaletin yerini bulması ve Ig’in gerekli cezayı çekmesi. Anma töreni sonrası alandaki kutsal şeylere nefret kusarak uygunsuz davranışlarda bulunan Ig, bir sonraki sabaha boynuzlarıyla uyanıyor. Bir yandan gerçek katili arama arayışı bir yandan boynuza bakanın tüm günahlarını itiraf etme yarışı... En azından cennette kavuşabilir çiftimiz belki... Çok farklı bir film “Horns”, romanın çok özel olduğu belli. Bolca gönderme ve metafor kullanırken dilini de sakınmıyor. Cesur ve gerektiği gibi sesi bir hayli gür... Ama filme uyarlanırken kafalar çok karışmış. Bir türlü yaratılamayan atmosfer yüzünden ne olduğuna karar veremeyen dağınıklığı ile bir çok sahnesi heba oluyor, aşık çifti gibi. Aja’nın bir türlü hakimiyet kuramamasıyla bütünlükten uzak. Fantastik gerilim olmaya çalışan ironik komedi diyebiliriz tam olarak. Kendini bu kadar ciddiye almayıp biraz rahat olabilse çok iyi bir film olacakken, kaçan bir fırsat.

Çocukluktan yeşeren aşkların hikayesi “Horns” ve “Love, Rosie”, farklı yollardan gidiyorsa da ruh eşinizi bulduysanız her şeyi boş verin, yaşadıklarınızın tadını çıkarın diyor. İçinizde aşk filizlensin yeter! Ne olursa olsun yeşerip büyür, birleşir eller...

 

YORUMLAR [0]