TERSPEKTİF ANALİZ

EIGHT BELOW: SIKI DOSTLAR

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

Hayatında hiç köpek sevmemiş hatta onlardan ölesiye korkmuş olanlara bile gözyaşı döktürecek iki-üç filmden biridir Eight Below (2006). Film biter bitmez bir köpek edinmek ya da mahallenizde gördüğünüz ilk köpeği ‘ısırmak’ isteyebilirsiniz. Yazıya öneriyle başlamışken, ekleyelim. Yakın zamanda Antarktika’ya açılma şansınız yoksa karın habercisi şu günlerde Eight Below’u izledikten sonra, şehrin ortasında kızak köpekleriyle turlama isteği içinizi kemirebilir.

Eight Below, hem gerçek bir öyküye hem de Japon Yönetmen Koreyoshi Kurahara’nın 1983 yapımı Nankyoku Monogatari’sine yaslanıyor. Sanatsal açıdan bakılırsa Japon uyarlamasının birkaç adım gerisinde. Ne de olsa filmde yaşanan olaylar 1958’de bir Japon keşif ekibinin başına gelenleri konu ediniyor ve Amerikalıların sığ Hollywood empatisini kullandıkları sürece bu gerçeğe damardan yaklaşmaları olanaklı değil.  Zaten ne zaman Uzak Doğu uyarlaması bir Hollywood filmi yapılsa otomatikman orijinalinin gerisine düşüyor. Neyse ki Eight Below’da, doğanın mucizesi köpeklerle kurduğunuz dostluk sayesinde sanatsal ihlaller filan aklınızdan çıkıyor.  

Dr. David McClaren’in, jeolojik hareketler açısından ters bir zamanda, göktaşı aramak için Melbourne Dağları’na gitmek istemesi üzerine, yolculuk rehberi Jerry Shepard (Paul Walker) ve sekiz tane kızak köpeği (cinsleri Alaska Malamutu, aşırı benzerliklerinden ötürü genellikle Husky ile karıştırılıyor) göreve soyunurlar. ‘Kutup Macerası’ böyle başlar. Kar ve köpeklerin ten uyumu, görüntülerde hiç kurgu olmasa bile saatlerce izlenecek güzelliktedir. Ara sıra düşen temposuna rağmen hiç sıkılmadan, gerekirse hüngür hüngür ağlayarak izleyeceğiniz bazı heyecan verici duygusal olaylar gelişir. Köpeklerle insanlar arasındaki kulvar farkını ortadan kaldıran şeylerin hikayesidir bunlar.  

Filmin başrollerinde oldukları şüphe götürmeyen iki Alaska kurdu Max ve Maya’nın kar fırtınası altındaki görüntüleri boğazınızda düğümleniyor.  Köpeklerin kendi aralarındaki hassas emir komuta zinciri, karşılıksız bağlılıkları ve elbette sınırsız sadakatleri Eight Below sayesinde onlardan kapabileceğimiz erdemlerden sadece birkaçı.

Antarktika’da, Malmutlardan kendi çapında bir S.W.A.T ekibi oluşturmuş Jerry Shepard’ın, köpekler hayati tehlike altındayken verdiği tepkiler hiç tatmin edici değil. Kendinizi onun yerine koyduğunuzda, köpeklere bir an önce yardım götürmek için gerekirse tüm Amerika’yı yakabileceğinizi hissediyorsunuz. Ölülerin arkasından konuşmak yakışık almaz ama Paul Walker’ın tutuk performansına Shepard karakterinin çiğ tepkileri eklenince hassas izleyiciler için bir bazı elektrik kesintileri yaşanabiliyor.

Eight Below, sınırsız bir prodüktörlük ve bir o kadar sınırlı bir yönetmenlik kariyeri olan Frank Marshall’ın birkaç filminden biri. Marshall’ın daha önce, gene gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan ve gene karlar altında geçen Alive’i (1993) çektiği düşünülürse yönetmenin maceraperest biri olduğu ortaya çıkıyor. Alive’de insanların verdiği mücadeleyi Eight Below’da köpekler veriyor. Hangisi daha sarsıcı derseniz, oyum hiç tartışmasız köpekleredir.

Köpeklerin muhteşem oyunculukları sebebiyle, başrol oyuncusu olduğu halde bir figüran havası veren yakışıklı aktör Paul Walker’ın 3 yıl önce trafik kazasındaki ölümü filmi tekrar izleyenler için ayrıca bir kederlenme sebebi. Ancak Frank Marshall, filmdeki köpekleri daha da ciddiye alıp onların performansları karşısında sırıtmayacak oyuncular seçebilseydi bu güzelim öyküyü “pazar sabahı sineması” algısıyla boğuşmak zorunda bırakmazdı. “Amerikan Pastası” serisinin ‘kıl’ çocuklarından Jason Biggs’e forma şansı tanımak, rol arkadaşı sekiz kurda büyük haksızlık olmuş. Ayrıca filmin daha birinci dakikasında Antarktika’da Amerikan bayrağının göndere çekilmesi de ezbere ve bayağı bir güç gösterisi.

Hayvanlardan aktör, aktris yaratmak zordur. Bir film için büyük tehlikedir hatta. Ancak dram söz konusuysa köpekler biçilmiş kaftandır. Bakışlarıyla seyircilerin duygu limitlerini zorlarlar kesinlikle. “Burayı terk etme” diye tembihlendiği için kaderini vurulduğu zincire bağlı kalarak bekleyen “Yaşlı Jack” yüzünden üzüntü ‘buranıza kadar’ gelir.  

Lasse Hallström’ün 2009 yapımı sarsıcı filmi Hachiko kadar sert olmasa da göz yaşartıcı bir etkiye sahip Eight Below. Köpeklerin olmadığı bir dünyada yaşamanın tatsız tuzsuz olacağından emin olanlara selam çakıyor. Instagram, Youtube vs. sitelerde bu kadim dostlarımız hakkında izlediğiniz kısa videolarda eksik olan şeyleri tamamlıyor Eight Below.  Dünyada dünya kadar kin ve kavga varken, iki saati, güzelim köpekleri ve Antarktika’yı seyretmeye ayırarak ringin bir köşesine çekilebilirsiniz. Ancak bu mola sırasında duygusal açıdan istilaya uğrayacağınız için köpeklerin mevzusu metabolizmanızı sarsabilir. Maya’yı Max’i, Truman’ı, Yaşlı Jack’i ve takımdaki diğer köpekleri doya doya seyretmenin bedeli olarak alın bunu.

 

 

YORUMLAR [1]

S

Hasan Kılıç02.01.2017 21:00

Güzel bir filmdi. Bugünlerde insanlar arasında eksik olan dostlukların çoğu zaman ötelediğimiz hayvanlarda giderildiğini görüyoruz. Ellerinize sağlık Evren Kuçlu

Yanıtla