MEDYAHOMUNCULUS

DEVRİM AİLEDE BAŞLAR (TRUMBO)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Sinema olayların hem yaratıcısıydı, hem de belgeleyicisiydi. Okulların, fabrikaların işgal edildiği, grevlerin yapıldığı, politik kafaların karıştığı dönemlerden geçen dünya, 1968-1972 yılları arasındaki film sayısının artışını hayretle izlediler. Bu duruma Roy Armes bile İtalyanları örnek göstererek, onların artık para yiyen filmler çekmek yerine toplumsal konuları o dönemde işlediklerini söylemiştir. Bazı sebeplerden ötürü -ki bu sebepleri tartışabiliriz- yalnızca siyasal sinema ile uğraşanların sayısı pek yoktur. Endüstri, politik sinemanın katili olduğu için, militan sinema oluşmuştur. Dziga Vertov Grubu gibi ödeneklerini kendilerinin karşıladığı militan sinemacılar dünyada yayılmaya başlamıştır. Yalnız burjuvanın imkanlarına ve yöntemlerine başvurmak zorunda kalarak. Nitekim Godard, Filistin üzerine çektikleri filmin maliyetini karşılayabilmek için reklam filmi yaptıklarını ve burjuvaya bulaştıklarını bize söylemiştir. Elbette ki dağıtımdan önce, üretimin ciddiliği gereklidir. Emperyalizme, kapitalizme, iletişim tekeline karşı olabilmek keşke öyle kolay olabilseydi. Bir proleter, kimlerin filmlerini izliyordu ve kendini buluyordu: Amerikan liberallerin, devrimden ödleri patlayan burjuvanın filmlerini. Tabi “Mayıs bize isyanın gücünü keşfettirdi” diyen Proleter Devrimci Sinemacılar da yok değildi.

            Mayıs ayı da bize ‘68 Mayıs’ hareketiyle beraber oluşan ve yayılan öğrenci ve işçi hareketini hatırlatmakla kalmayıp, başımızı yeniden ellerimizin arasına koymamıza neden olacaktır. Tam da adalet kavramının insan üzerindeki bıraktığı soğuk algıları yeniden hatırlamışken, ”Trumbo” adlı film imdadıma yetişti sayılır. Bu kişinin, toplumun küçük bir nüvesi saydığı ailesiyle olan geçimi, insan haklarına tahammül edemeyenlere ders olacak gibi gözüküyor. Sevgi ve barış dolu bir adam olan Dalton Trumbo, inandığı şey için istifini bozmamış ve tebessümünü yitirmeden davranmıştır. 

             Trumbo, Jay Roach tarafından yönetilen ve John McNamara tarafından yazılan Amerikan biyografik drama filmidir. Filmde Bryan Cranston, Diane Lane, Helen Mirren, Louis C.K., Elle Fanning, John Goodman ve Michael Stuhlbarg gibi oyuncular da  oynamaktadır. Birden yola düşülmez, bunu zaman ve hız kavramında becerikli olmayanlar genelde anlayamaz. Bir insanın birçok insana değişik hayatlar sağladığı doğrudur. İnsana inanılsaydı durumlar hayra yorulabilirdi. Filmi dikkatle izlemeniz için fırsat verin kendinize. Hepimizin düştüğü durumları üzülerek seyredeceksiniz.

Film  şu ifadelerle başlıyor: “Yazar haklarının uzun süreli savunucusu, senaryo yazarı Dalton Trumbo bu partiye 1943'te üye oldu, çoğu kişi CPUSA'ya katıldı." (ABD Komünist Partisi). Ancak Soğuk Savaş, Amerikan komünistleri üzerine yeni bir ışık tuttu. “Bir kişiyi imlemek bazen nice toplumların hayatını kararttı. Devletin organları insanını anlamazsa, çıkan çekirdekler bile ağaç olmaktan korkabilir. İnsan olarak aslında hepimizin istediği nedir? Film de cevap şudur: “Ne istiyorsun, Rocco? Hepimizin istediği şeyi. Genç yaşta, fakir ve yalnız ölmemek.” Kitle psikolojisi dediğimiz şeyi anlayabilmek için, insanların algı grafiğini okumayı bilmek gerekir. Yeni kapı yaratmada usta olduğunu zanneden insanın, aslında kafa ayarı her zaman değişken de olabildiği için, insanın ne ile huzur bulacağı tam olarak asla kavranamayacaktır.

- Bu adamlarla savaşmazsak belki hepimizin istediği uzun ve mutlu hayata kavuşursun.

- O zaman neyin kavgasını veriyorum?

- Dünya barışı, insanlığa karşı iyi niyet.

- Bunu yapamazsın, burası Amerika.

- Pekiala. Ya seks ve para?

- Şimdi oldu. Herkesin sevdiği iki şey.

            Yazarlar, sanatkarlar dünyayı canavar zannettiler. Bilemediler neyin kendilerini incittiğini. İnsanın huzursuzluk vermekte eli boş durmuyordu. Adalet için grev yapanların sayısı azalmıyor, maval okudu zannedilen yazarlar tutuklanıyor, sanatkarlar öldürülüyordu. Toplulukları “sürekli güneş ve eğlencenin olduğu yere” götürerek uyutuyor, rahatsız eden şeyleri fütüristler listeler halinde değil, sinema filmleriyle etrafa dikte ederek kabul ettiriyorlardı. Bu arada radikallerin kendi aralarında inançlarının etkisinde kalarak yaptıkları işler oluyordu. “Yürüyüş, çabucak şiddete dönüştü. Çünkü bu yürüyüşler aslında tehlikeli radikallerin işiydi!” Hepsi, film ekiplerinin maaş artışı için grev gözcülüğü yapmak üzere birleşti. İşte, ‘Çifte Tazminat’ filminden aktör Edward G. Robinson. Ve bu da, yazar Dalton Trumbo. Kendisi de tıpkı o grev yapanlar ve onların destekçileri gibidir: Tescilli bir komünist. Komünizm, şimdiye uzak bir tehdit değildir. En tehlikeli temsilcileri de burada. Radyo dalgalarını ve film bantlarını kontrol ediyor, çalışanları birliklerine alıyorlar. ‘Düşman’ olarak tanımlanmalılar.”

Ah, insanlar yalanı, dedikoduyu, şiddeti çok sevdiler. Çalışmayı, sevmeyi, gözleri sevmediler. Dil, insanlara bela oldu. Göz, onun kölesi olarak kullanıldı. Sinema hem dili olanı hem gözü olanı, kodlu bir mahkum olarak kullanmaya devam ediyor. Çünkü bir meseleyi en kolay sinemada yanlış anlatabilirsiniz.

 

“Komünistlerin amacı, dünyaya hükmetmek. Onlar, Soğuk Savaş denen yeni bir tür savaşın cephe hattı. Demokratik değerleri yıkmaya çalışmakla beraber, bu ulusu devirme peşindeler.” Tehlikeli miydiler? Bunu baba ve kızın arasında geçen konuşmada gördük.

-Sen tehlikeli bir radikalmişsin baba. Öyle misin?

-Üzerime kola fırlatanlara karşı… Ülkemize aşığım. Ayrıca iyi de bir hükümetimiz var. Fakat, iyi olan her şey daha da iyi hale gelebilir. Annen sana sevdiğin tostu yaptığında, sınıfında aç birisini görürsen ne yaparsın? Ona % 6 faizli kredi önerip, gidip iş bulmalarını önlemekle onu görmezden mi gelirsin? Ekmeğinin yarısını paylaşmak insanı komünist yaparsa hepimiz öyle sayılabiliriz.

Bu durumda komşusu açken tok yatanı hangi insan türüne sokalım? Ağzımızı çamurlamaya çok mu alıştık? Her olamadığımız karaktere saldırmak gerekiyor mu? Burjuva neden bu kadar korkuyor, çizmesi delik ama yürümeyi bilmeye yemin etmiş hareketlerden? Sadece dert dinlemek de neyin nesi! Çözüm üretiyorsa bazıları -kimseye zarar vermeden- onlara ‘komünist, demokrat, paranoyak’ demek ne kadar tuhaf. İnsanların çoğu orman meydana getirmek  değil, buldozer almak istiyor. Filmin de üzerinde durduğu gibi; ‘belirsiz, korkutucu, maliyetli’ olduğu için savaşa bayılanlarla dolu dünya. Destekleyenler kahraman, karşı olanlar ise hain. Olay sadece filmlerden ibaret sanıyorsanız, gerizekalısınız!

 

AİLE ELİNDEN TUTARSA, HER SORUNUN ÜSTESİNDEN GELİNİR

 

Dünyayı satın alanlar, filmlerden korkuyor. Filmdeki şu cümle çok önemlidir. “Sinema, şu ana dek icat edilmiş en etkili güçtür. ”Mahkemeler başlar, iftiralar, basın tarafından düzenlenen kampanyalar. Trumbo ve arkadaşları tutuklanır. İşlerinden ailelerinden olurlar. Acı ve sabır devri başlamıştır. Bu sırada gammazcı korkak arkadaşları kimmiş onu öğrenmiş olurlar. Trumbo hapishaneden çıkınca, ailesine yaşam borcu olduğunu düşünerek, gizliden adını hiçe sayarak el altından senaryolar yazar ve başka kişilerin isimlerini filmlerinin altına yazdırır. Artık 18 saat çalışmaktadır. Her yönden tedirgin oldukları için, ailesine temkinli olmayı öğretir. Evlatlarıyla ekip olarak çalışırlar. İnsanların seveceği film isimleriyle piyasaya esrarlı bir şekilde sızarlar. Bu durumu devrimsel sürece aykırı gören arkadaşları da olsa Trumbo yaşamayı unutup, küvete bile yazı masası koyup saatlerce yazı yazmaya devam edecektir. Ama bilinmelidir ki: “Hayal gücünün büyüyle getiremediği şeyi, gerçekler omuz silkerek teslim eder.” Belki de ‘sadık olan kimdir’ sorusuna, sadık olanların cevap vermeyişi yüzünden burjuva devrimcilerle bir türlü anlaşamamıştır. “Dünyada bir sürü kızgın ve cahil insan var. Sayıları da giderek artıyor gibi. Orduya nasıl tuvalet kağıdı gerekiyorsa, onlara da senaryo gerekiyor.” İşte bu yüzden adını koyamadığımız karıncalar hep iş başındadır.

“Bir filmin sanatsal hırsları olmadığında, 1 haftada rafa kalkacağını sanırsınız.

Fakat sürünen iki eski tüccarı sürekli memnun eder ve onları yüksek kademelere çıkarır.”

O yüzden her zaman film çekenler olacaktır. Öyleyse filmin sürekliliği belki de engellenemez bir devrim hareketidir. Büyük gişe yapan filmlerin konusu; tecavüz edilen kızı kurtaran, zenginler tarafından yönetilen bir köylü işçi olabilir. Ya da eski bir arabada mücevherleriyle yaşayan ve dünyayı dolaşan bir kadının güya ‘yaşamak için şöhretini terketti’ filmini bize sevdirerek izletebilir. Lakin; kazanmayı istemekle, değişim yaratmayı istemek aynı değildir. Bütün bunları yaşarken, iyi yürekli dostlarını ve aileni üzdüğün olur. Ayrıca daha fazla para kazanmak için seni terkeden arkadaşların da olacaktır. Trumbo hiç durmaz, çalışır, uyumaz, sevilmez, sevilir. Sonunda “Exodus” romanının uyarlamasını Otto Preminger’la yapacaklardır. Trumbo sever Otto’yu. Otto’nun öğrettiği bir husus vardır. Bu bütün film sektöründeki kişileri düşünenleri ilgilendiriyor: “Her sahne dahiyane olursa filmin müthiş

monoton olur.”

Başkalarının iyiliği için kendi egolarını ikinci plana atan, erdemli biri çıkar bazen. Lakin filmin de dediği gibi; kahraman ve cani aramanın anlamı yoktur. Sadece her halükarda kurban olanlar vardır. Trumbo filmi çok şey öğretti. Öğrendiklerimi tazelendirdi. Onun kıymetli sözleriyle bu yazıyı bitireceğim. Yoksa bir dergi, sadece bu filmle ilgili olabilir.

“Söylemeyeceğimiz,  yapmayacağımız şeylere zorlandık. Aslında birbirimize yapmak istemediğimiz yaraları açtık ve yara aldık. Her şeyi bir arada tutan karım beni hayrete düşürüyor. Kimseye zarar verme niyetinde değilim. Zarar görenleri iyileştirme niyetindeyim. Yıllar boyu birbirimizde açtığımız yaraları iyileştirme niyetindeyim. Ve en çok da kendimizde açtığımız yaraları.”

 

Not: Trumbo, 3 yaşından beri bazı bilgileri saklamak zorunda kalan kızına Oscar’ı vermek isteyen bir babaydı. Ödülü verirken şu sözleri söyledi: “Artık altında boğulmaman gereken tek bir sır var. İsmimizi geri aldık.

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)