OYUN VE BÜYÜ

DALGA... (DIE WELLE)

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

Amacın meşruluğu, yöntemi otomatikman meşru kılmaz. Bu bir yanılgıdır. “Yol” anlamına gelen “tarikat”ın da “Hangi yol?” olduğunu sorgulamazsak, Reiner Hoca’nın peşine takılıp, faşizmin kötülüğünü öğrenmek için bir faşiste dönüşebiliriz. Lokman Suresi 33. Ayetteki “Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!” uyarısı bize öğretiyor ki şeytanın asıl hilesi bizi amaçtan değil, yoldan saptırmaktır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman toplumunda, ırkçılık ve faşizmin bütün günahlarının üstlerine atılması sonucu ortaya çıkan travma, çeşitli sanat ürünleriyle kendisini her zaman gösterdi. “Vallahi artık öyle değiliz” şeklinde bir ispat çabasını, doğuda ve batıda hangi “günahsız” topluma göstermeye çalıştıkları ayrı bir yazı konusu. Ne demiş Napoléon Bonaparte: “Tarihi kazananlar yazar.” Kaybedenler de günah çıkarmak zorunda kalır, diye ekleyeyim ben de. Ama biliyoruz ki bir kişinin günah çıkarması, pederi günahsız yapmaz. Her neyse…

Die Welle / Tehlikeli Oyun (2008), yine bu tipik “Ben o eski ben değilim” temalı filmlerden biri, ancak anlattığı şey bu cılız öz savunmadan daha güçlü. 2008’de Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü”nü de alan Die Welle filmi; demokratik toplum seviyesine ulaşmış bir ulusun, otokrasiye evrilemeyeceğini düşünen öğrencilerine, her zaman için bu tehlikenin var olduğunu anlatmayı amaçlayan bir öğretmenin, başlattığı deneyi konu alıyor.

Aslında bu deney, 1967 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki  Cubberley High School’da yapılmış ve  “Üçüncü Dalga” olarak adlandırılmış gerçek bir deney. Hatta bu deney sadece bu filmde değil 2011 tarihli  “Lesson Plan” isimli bir belgeselde de ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Ron Jones isimli bir tarih öğretmeni, Alman toplumunun soykırıma nasıl göz yumduğunu anlatmak yerine, öğrencilerine deneyimlemeyi seçti ve “Üçüncü Dalga” isimli bir hareket başlattı. Öğrencilerin üyesi olduğu bu hareketin amacı demokrasiyi etkisiz hale getirmekti. Kısa sürede öğrencilerin otokratik bir yönetime rıza gösterdiği, dahil olduğu, sahiplendiği ve kendisi gibi düşünmeyen, kendi grubuna dahil olmayanları aşağılayarak, baskı yapabildiği gözlendi.

Öğretmen Ron Jones, okyanustaki en güçlü dalganın “üçüncü dalga” olduğu yönünde bir hurafe ortaya atarak, grubunun isminin “Üçüncü Dalga” olmasına ön ayak oldu. Grubun hareket noktası da şu cümleydi: "Disiplinden, birlikten, hareketten ve gururdan gelen güç."

Bu disiplin, birlik ve organize hareket etme yeteneği, öğrencilerin gerçekten somut bir güce ulaşmasına neden oldu. Hamaset ve hurafeyle beslenmeleri de onlara diğerlerinden farklı olduklarını, daha güçlü olduklarını hissettirdi. Kontrolden çıkabilir korkusuyla deney dört gün sonra durduruldu.

Aslına bakarsanız, “Şüphesiz ki insan kendi kendine yettiğini sandığında azar.” (Alak Suresi 6-7) ayetinin bir tecellisiyle sonuçlanmıştı deney. Alman toplumunun ve diğer faşizme geçit veren bütün toplumların başına gelen de bu ilahi kanunun hayata geçmesinden başka bir şey değil. Bu kanun bireyler için de toplumlar için de bugün ve insanlığın son saatine kadar geçerli. Yani yeniden bir Hitler’in ortaya çıkmaması, bir Musollini İtalyası’nın oluşmaması, bir Firavun toplumunun doğmaması için hiçbir sebep yok. Yeter ki koşullar buna müsait olsun. 

Filmimizin öğretmeni Reiner Wengel, tıpkı Ron Jones gibi bir sosyal deneyim yaşatmaya başlar öğrencilerine. Önce dağınık sıra düzeneğini değiştirir. Sonra belli kalıplar koyar, en son tek tip üniforma temsili olarak beyaz gömlek giydirir. Kısa zamanda gerçek deneyde gözlemlenen şeyler, filmimizin öğrencilerinde de görülmeye başlar. Faşizmin tekrar hortlama potansiyelinin, sıradan, kendini demokratik, modern, hümanist vb. tanımlarla ifade eden insanlarda da var olduğunu tanık oluruz.

Yönetmen Dennis Gansel, mümkün olduğunca bu tehlikenin altını çizmeye çalışarak aktarmaya çalışmış filmini. Bizim lise dizilerini aratmayan bir oyunculuk, senaryo ve kurgusu olmasına rağmen ödüller almasını filmin marifetine değil, dikkat çekmeye çalıştığı konu sebepli olduğunu düşünmek yanlış olmaz sanırım. Faşizmin ne denli insanlık dışı bir şey olduğunu vurgulama üzerine seçmediğimiz bu filmde bizim dikkatimizi başka bir şey çekiyor. Öğretmen kahramanımız Reiner, son derece özgürlükçü, anarşist ve iyi niyetli bir karakter. Kendisinin gerçekten nefret ettiği otokratik, baskıcı yönetimin nasıl bir illet olduğunu öğrencilerine aktarmayı gerçekten istiyor. Amacı son derece yerinde ve güzel. Hatta işler biraz yoldan çıkmaya başladığında ve uyarıldığında bile bunu doğru bir amaç için yaptığını ısrarla savunuyor. Çünkü öyle.

Üçüncü Dalga deneyimini gerçekten yapan Ron Jones da filmimizin kahramanı Reiner Wengel de bir noktayı göremiyorlar: Amacı fazla kutsadıkları için amaca giden yöntemin ne denli önemli olduğunu unutuyorlar. Amaca ulaşmak için çok tehlikeli sulara bile dalmanın “caiz” olduğunu düşünüyorlar. Halbuki iş öyle değil. Toplumları ve bireyleri kandırmanın en güzel yöntemlerinden biri, bir ülkü oluşturmak ve bu ülküye ulaşılacak her yöntemi, asıl niyet o amaca ulaşmak olduğu için, kabul edilebilir saydırmaktır. Eğer biraz hamasetle destekleyerek kişi ya da toplumu bir amaca yöneltebilirseniz, o kişiye istediğinizi yaptırabilir, o toplumla istediğiniz savaşa girebilirsiniz. Bu bilgi, belki bugün insanların “Alahuekber” diyerek nasıl kafa kesebildiğini daha kolay anlamanıza yardımcı olur. Allah’ın lütfunu kazanmak gibi bir amaç verilmemiş olsaydı yani “Allah için” olmasaydı, kimseye bir karıncayı bile ezdiremezlerdi. Bu, geçmişte Ari ırkın hakimiyeti ülküsüyle Hitler, Amerikan halkının güvenliğini garanti etmek için atom bombası, Fransa için Cezayir katliamları gibi türlü şekillerde karşımıza çıktı, çıkıyor, çıkacak.

Machiavelli’nin “Amaca ulaşmak için her yol yasal ve ahlakidir” ilkesi, öğrencilerine otokrasi ve faşizmin zararlarını anlatmayı amaçlayan Reiner’in de yanılmasına yol açıyor.  Doğru amaç için yanlış yöntem kullanıyor. Sonra da bunun bedelini ödemek zorunda kalıyor. Kurduğu küçük grup/çete/tarikat/hareket/cemaat vs. kutsal bir amaç için olabilecek en kestirme, en sapkın yolları meşru görmeye başlıyor. Çünkü, “Her ne yapılıyorsa, doğru bir şey için yapılıyor”

Peki bu amaç ve metod bağlantısına biz nereden bakmalıyız? Allah bize amacı verdikten sonra buna ulaşılabilecek yöntemleri de veriyor ve yalnızca kendisinin gösterdiği yolla sonuca ulaşılabileceğini söylüyor. Neredeyse Kur-an’ın bütününde anlatılan metodları görmezden gelip de “Tamam senin istediğin yere varacağım ama kendi bildiğim yoldan giderek.” artistliğine girdiğimizde sonumuz Reiner Hoca’mıza benziyor. Fatiha Suresi’nde “Bizi dosdoğru yola yönelt” diye dua ederken uzaktan kumandayla yönelmeyi düşünmüyorsak bu yola sadece Allah’ın gösterdiği metotlarla girilebileceğini biliyoruzdur.  “Sıratı müstakim” denilen bu tek yol, öyle bir yoldur ki şeytan bile insanları saptırmak için başka bir yola gidemez: Şeytan dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.” (Araf Suresi 17. Ayet) 

Amacın meşruluğu, yöntemi otomatikman meşru kılmaz. Bu bir yanılgıdır. “Yol” anlamına gelen “tarikat”ın da “Hangi yol?” olduğunu sorgulamazsak, Reiner Hoca’nın peşine takılıp, faşizmin kötülüğünü öğrenmek için bir faşiste dönüşebiliriz. Lokman Suresi 33. Ayetteki “Şeytan sizi Allah ile aldatmasın!” uyarısı bize öğretiyor ki şeytanın asıl hilesi bizi amaçtan değil, yoldan saptırmaktır. Bilir ki Allah’ın yolu dışındakiler zaten çıkmaz sokağa çıkar. “Amaç”ı peşinden gidilecek bir havuç olarak kullanır sadece. Reiner Hoca, istemeden de olsa “antifaşist gençler yetiştirebilme” amacını havuç yapar. Üstelik kendisini de bu havucun peşine düşmekten alıkoyamaz. Çünkü metodu küçümseyerek sadece amaca odaklanmıştır. Bu kadar çok amacın ve yolun olduğu bir dünyada, insanların bu kadar kolay bir şekilde kullanılabilmesine şaşırmamak gerek. Die Welle gibi filmler izlediğinde insan kendisine sormadan edemiyor:  Peki biz nasıl sıyrılacağız bu işin içinden?

“Sen sana vahyolunana tutun. Muhakkak sen doğru bir yol üzerindesin’’ (Zuhruf, 43)

                                                                                             

YORUMLAR [0]