TERSPEKTİF ANALİZ

“COOL” AKTÖRÜN ELLERİNDEN BİR HAPİSHANE EFSANESİNE: COOL HAND LUKE

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

Brubaker (1980), The Amityville Horror (1979), The Pope Of Greenwich Village (1984) ve The Drowning Pool (1975) gibi hatırı sayılır filmlerin yönetmeni Stuart Rosenberg’in, başrolünde efsanevi oyuncu Paul Newman’ın rol aldığı bir hapishane klasiği “Cool Hand Luke” 1967’den beri bir klasik olarak epey göz doldurdu.

Keskin yeşil gözleriyle parkmetrelerin kafasını uçuran işgüzar bir adamın, polisler tarafından enselenmesiyle başlayan film, daha ilk sahneden seyirciyi kendisine bağlıyor. Ardından kahramanımız Luke’un (Paul Newman) alabildiğine geniş ve yarı çorak arazi üzerine kurulu bir hapishaneye getirilişine tanık oluyoruz. Hapishane şerifinin tetikçisi Boss Shorty (Robert Donner), görmeyen gözlerini kamufle eden gözlükleriyle mahkumlar üzerinde adeta Panoptikon etkisi yaratmaktadır. O güne kadar mahkûmluğunu içine sindiremeyen bütün mahkûmları, kendine has aşırı yöntemleriyle sindirmeyi başaran Boss, yöntemlerinin beş para etmeyebileceğini Luke’nin kendisine karşı vereceği sinir savaşı sonunda anlayacaktır. Parkmetrelerin kafasını kopararak can sıkıntısını gidermeye çalışacak kadar önemsizleşen, itaatsizliğin anlamsız bir anarşizme dönüştüğü hayatında Luke, dışarıda bulamadığı saygınlığı hapishanede kazanmakta fazla güçlük çekmeyecektir. Özellikle George Kennedy’nin canlandırdığı Dragline’la arasındaki sürtüşmeyi mutlak bir barışla sonlandıracağı müthiş boks maçı, işini fazlasıyla kolaylaştıracaktır. Yediği sayısız yumruğa rağmen ayağa kalkarak iri kıyım rakibinin pes etmesini sağlayan Luke, bu sahneden itibaren hem seyircinin hem de mahkûm arkadaşlarının ilgi odağı olmaya başlar.

Kumar ve bahis işlerinde oldukça maharetli olan Luke, bu tutkunun fantezisi olarak elli yumurta yiyebileceğini iddia eder, bununla da kalmaz, hem kendisine hem seyirciye yaşattığı çileli dakikalardan sonra iddiayı kazanır. Neredeyse bütün anormal girişimlerinden akla yakın sonuçlar çıkaran Luke, hapishanenin yeni gözdesidir. Onun mahkûmlar arasındaki bu hızlı yükselişi, yıldızı parlayan her mahkûmun elindeki fırsatları yok etmekle görevli hapishane yönetimini, birçok hapishanede olduğu gibi, huylandırmaya başlar. Luke'un hapse atılışının tek sonucu yönetimi tiye almakmış gibi gözükürken, günler ilerledikçe işler ciddileşir ve Luke, hapishane yönetimin sertleşen uygulamalarıyla sindirilmek istenir. Hapishaneyi ilk terk etme girişiminden bir ölçüde başarı sağlayarak dönen Luke, maruz kaldığı onca işkencenin izleri hala üzerindeyken deyim yerindeyse bir kaçağa dönüşmüştür. Kaçış denemelerine hazırlık yaparak izleyiciyi kalbinden vuran Luke, son denemesini yapmadan önce, tam anlamıyla, sindirilmiş mahkûmların en sindirilmişi durumundadır.

Yönetmenine ve senaristine öfkelenmeye başladığımız ve içten içe kahramanlığın "buraya kadar mıymış?" diye sinirlendiğimiz ve nihayet defterimizden silmeye başladığımız Luke, ona biçtiğimiz sonu kabullenmeyerek bütün çelimsizliğine rağmen göz dolduran bir hamleyle son kaçış denemesine girişir. Böylelikle hem gönlümüzü bir kez daha fetheder hem de arkadaşı Dragline’ye firar için ilham verir. Hapishaneden bir kamyonetle uzaklaşarak ağaçlık bir alana vardıklarında hava kararınca arkadaşı Dragline’a kısa bir “yollarımız burada ayrılıyor” konuşması yaparak onun yanından ayrılan Luke, hapishaneye atılışının anlamına varamamışken şimdi kaçışını anlamlandırmaya çalışmaktadır. Kaçış esnasında yol üzerindeki bir kiliseye girer ve tanrıyla eksik bıraktığı hesaplaşmasını tamamlamaya çalışır.

“Dönüş tanrıyadır” fikriyle başladığı konuşmasını asi bir yüz ifadesiyle yapar. “Beni ben yapan sensin” derken her şeyden tanrıyı mesul tutar. Gene de ona güvenmek istemektedir. Bu güven arayışı esnasında, kaçarken yakalanan arkadaşı Dragline’nin bir sürü polisi peşine takarak kiliseye kadar getirmesi tanrıyla arasının düzelmeyeceğini Luke’a bir kez daha hatırlatır. Kilisenin önüne toplanmış birkaç polis arabasını görünce yüzündeki alaycı ifadeyle “burada karşılaştığımız şey iletişim eksikliği” diye başladığı konuşmasını, hapishane şerifinin kör tetikçisi Boss’un tüfeğinden çıkıp şah damarına değen bir kurşun böler.

Cool Hand Luke başından sonuna içimizde kalan kırık dökük bir şeyleri hatırlatıyor. Luke’ye bakıyorsunuz; patronlar, şefler, kurallar odanıza girmesin diyor. Karşı çıkılacak şeylerin hesabını kendi adına tutan, heyecan verici bu filmi en az bir kez izlemelisiniz.

 

YORUMLAR [0]