SİNEPOEM

ÇOK KATMANLI KIRILGAN NOKTALARIN FİLMİ (CAOS CALMO)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

BAZEN ANNELER OLMADIĞINDA BABALAR DAHA BÜYÜLEYİCİ…

 

Güzel bir yaz günü Pietro ve erkek kardeşi Carlo, plajda iki kadının çığlıklarıyla denize atlarlar… Evet, iki kahraman vardır karşımızda, fakat sadece biz biliriz ve takdir ederiz. Aynı kahramanlığı karısı için gösteremez Pietro zira eve döndüğünde eşini düşerek ölmüş bulur.

 

Başarılı ve hayatı yolunda giden, en azından öyle görünen bir adam ve 10 yaşındaki kızı…  Merak ettiğim, adamın geçmişi oldu film boyunca, ete kemiğe bürünen gerçek bir karakter gibi orada durup beynimi zorladı. ‘İnsan sevdiğinin ölümünü diler mi’ sorusu gelip yerleşti aklıma. Evet, bazı şeylerin geri dönüşü varken bazı şeylerin geri dönüşü yoktur. Bir ölüm ve kaçınılmaz son ‘ayrılık’ vardır… Peki başından itibaren soğukkanlılıkla karşılanan bu ölümde baba mı kızına yoksa kız mı babasına sığındı?

 

Bir yok oluş varoluşa gebe her an… Nihayetinde safralardan kurtuluyorsunuz. Oysa böyle zamanlara en iyi eşlik eden ‘yas’rotası, bu rol sizin. Bir süre uyuşukluk içinde ayrılığın yası vardır hücrelere sinen, uyuşturur. Halbuki devasa bir şeyin içinizi tekmelemesi için afyon çekmeniz gerekmez… Bir zaman sonra uyuşan yerlere kan hücum eder.

 

Bir hayat kurtarırken eşini yitiren Pietro’nun yaşamı tam da o gün değişti aslında. Gelecek dediğimiz zaten tek bir günden ibaret değil mi? Küçük kızını her gün okula götüren Pietro, ilginç bir karar alarak okulun önüne adeta kamp kurar. Şirketin birleşme sürecinin sancılı geçişlerini okulun önündeki parkta takip eden Pietro, karısının kardeşi, hayatını kurtardığı kadın ve iş arkadaşları arasında sesli-sessiz kaosuyla sıkışıp kalır. O süreçte kahramanımızın biraz olsun soluk almasına vesile olan ise parktaki rutinleri gözlemlemesi ve o hayata katılması… Fanusun dışında yer edinen Pietro, iş hayatının entrikalarını, boş ve genel geçer sorunları, aşkı, herkesin hikayesini işte tam da o parkta fark eder.

  

Sahneler son derece duygulu, bazen acınası ama asla ağlak değil. İtalya'nın en iyi yönetmenlerinden Nanni Moretti'nin bu kaosu usta bir oyunculukla yansıtması, takdiri fazlasıyla hak ediyor. Film boyu içinden sonsuz listeler çıkarma fikri ise çok zekice. Bu arada hep böyle olmuyor biliyorum ama bazen anneler olmadığında babalar daha büyüleyici…

Geçmişin şimdiye dokunmadan geçip gitmesinin imkanını sorguluyor bu kareler. Ve evet yine adı gibi sessizce diyor ki; geçmiş, -bilgisayarda tek tuşla seçip sildiğiniz maillere benzemez- geçmiş bazen şimdiyi siler ya da yeniden inşaa eder.

 

Varlığı baskılayan gölgeler, gölge adamlar burada da var. Ölü ya da diri, yakında ya da uzakta ve baki olan hep ‘gölgelerden kurtulma’ arzusu. Bu gölge figürler, tam nerede olduğu anımsanmayan hastalıklı algılara dönüşüyor. Hayatı kurtarılan bir kadın tam olarak ilk ne zaman Pietro’nun aklına ve bedenine düştü ki? Uzun, biraz sert ve hınç dolu bir sevişme sahnesi getirip koydu önümüze yönetmen filmin sonlarına doğru, tam da Pietro’nun bir daha gidilmeyecek listesinde yer alan yazlık evinde. Travmasıyla yüzleşmek için oradaydı Pietro, karısının öldüğü evde…

 

Elegy filminde geçen bir cümle bu filmin bu karesinde kendini öylesine doğruladı ki. Pietro, ‘biriyle seviştiğinizde hayatta sizi alt etmiş her şeyden intikam alırsınız’ sözüne olan hayranlığımın temellerini attı, sessizce sevişirken… Kırılgan bir noktada; sevdiği tarafından ölümü dilenen ve sevdiğinin ölümünü dilemiş iki insanın dengede durmak için hırsla birleştikleri ama aslında ayrıldıkları bir sahne… Derin bir yarayı açık eder gibi, boyun eğerek, sarsıcı bir sessizlikle…  

 

Antonello Grimaldi'nin yönettiği Caos Calmo (Sessiz Kaos), Sandro Veronesi'nin 2007 yılında yazdığı aynı adlı çok satan romanından uyarlama bir film. Filmin senaryosunu başrolde izlediğimiz Nanni Moretti ile birlikte Laura Paolucci ve Francesco Piccolo yazmış. Filmin birbirinden etkileyici müzikleri ise Radiohead, Stars gibi gruplara ait. ‘Sessiz Kaos’ adını taşıyan ve 2008 İtalya David di Donatello Ödüllerinde En İyi Parça ödülüne layık görülen müzik ise Paolo Buonvino'nun.

 

Detaylı ve ince işçilikle çalışılmış bir senaryo duruyor karşımızda. Pietro yol bilgisayarına teşekkür ededursun ben raflardaki onca film arasından bu filmi seçtiğim için kendime teşekkür ettim. Kusursuza yakın bir kurgu ve tümleyen eşsiz müzikler… Stars’tan ‘your ex lover is dead’ı bir kez daha dinlerken, babanın kızına uzaktan bakıp empati yoluyla ‘eğer bana bakmazsa ona yardım etmek için bir şey yapamayacağım, bana bak hadi’ diyerek içinden seslenmesi yüreğimi burktu. Sevdiklerimize yeterince bakmadığımızı, yitirdiğimizde duyulan o ezikliği, hayatımızdaki nice insana ve olaylara teğet geçtiğimizi ayrımsadım. Ah Rainer Maria Rilke…   

 

‘…Ben babayım; ama oğul daha fazlası,

her şey, bir babanın olduğu ve de

olamadığı, serpilip büyümeli onda;

o bir kucaktır, o bir umman…’

 

Ne Pietro’nun eşinden önce eşinin kız kardeşi ile aşk yaşaması, sonra ablasıyla evlenmesi tesadüf… Ne o gün o plajda o kadının hayatını kurtarması, kızıyla içinden yaptığı gizli anlaşma ve işe gitmemesi… Parkta geçirilen onca saate sığan hikayeler ve bir gün küçük kızın ‘arkadaşlarım alay ediyor baba, artık gelme’ deyişi ve yasın sona ermesi bir tesadüftü.

Her şey bir tevafuk ve bir tek ölüm açıklanamayacak kadar gerçek…

YORUMLAR [0]