KAYIP BAKIŞLAR

‘CHARLIE CHAPLIN'İN SON DANSI’ ÖLÜMÜ GÜLDÜRMEK İÇİN...

Serkan Murat Kırıkcı

@bodakedi

BU YAZIYI PAYLAŞ

‘Neşelenmek o kadar bulaşıcı olduğu hâlde, dünyanın kederli ve ruhen hasta kalması ne kadar şaşırtıcı değil mi?’

Bol pantolonlu, melon şapkalı, büyük ayakkabılı, sürekli bastonunu çeviren ve sakar hareketleri ile gülünç mizansenler oluşturan tiplemesi “Şarlo” ile sinemanın emekleme dönemini seyircilerle birlikte karnavala çeviren ve bugün halen filmlerinden kısa parçalar paylaştığımız Charlie Chaplin’in ölüm yıldönümüydü geçtiğimiz hafta. 25 Aralık 1977’de 88 yaşında İsviçre’de uykusunda son bulan yaşamından geriye eskimeyecek klasikler kaldı.

“Benim düzüm, tersimdir.” diyen Chaplin’in yaşam hikayesi herkesçe bilinen öyküsüne alternatif bir biyografik roman da geçtiğimiz aylarda raflara düştü. İtalyan yazar Fabio Stassi’nin 2012 yılında “L'ultimo ballo di Charlot” adıyla yayımlanan romanı “Charlie Chaplin'in Son Dansı” Ekim ayından bu yana sinemanın doğuşuna ve Chaplin’in yaşamına alternatif bir tanıklık etmek isteyenler için Olasılık Kitap etiketiyle raflarda.

2006 yılında yayımladığı ilk romanı “Flue” ile 2007 yılında Vittorini Ödülü’nü kazanan yazar Fabio Stassi, çeşitli gazete ve dergilerde sürdürdüğü çalışmaların yanı sıra güfte çalışmaları ile de dikkat çekmiş ve katkıda bulunduğu bazı eserler çeşitli ödüllere layık görülmüş bir yazar. Romanlarını Viterbo, Ort ve Roma arasında seyahat ettiği trende yazan Stassi, İtalya’nın en tutkulu ve yetenekli yazarlarından biri olarak kabul edilmekte. “Charlie Chaplin’in Son Dansı” da bu tutkunun zirve noktası olarak yazara Campiello Ödülleri finalistliği ve ayrıca çeşitli yerel ödülleri de kazandırmış. İngilizceye çevrilen ilk eseri olarak adını dünyaya duyururken, 2015 yılını da 19 dile çevrilerek tamamlamış.

Stassi’nin tutkulu kalemi okurunu hem Chaplin’e dair çoğunluğu hayal ürünü bir yaşam öyküsü sunarken, sinemanın icadına da dair de parıltılı bir öykü sunuyor. Sinema aşkıyla dolu herkesi peşinden sürükleyecek ve büyüleyecek bir öykü hem de. Son dönemlerde bütün klasiklere el atıp ters yüz ederek, tarihi akışı değiştirerek yeniden forma sokma modasının herkesi etkisi aldığı hepimizin malumu. Sinemayı da vuran bu etki çoğu zaman hayal kırıklığı yaratıyorsa da Stassi “Bütün hikâyeler bir tutam hüzün kaldırır.” diyerek şenlikli bir hüzün yaratarak abartmadığını gösteriyor. Bir yandan sinematograf’ın ilk icadının peşinde koşarken, Charlie Chaplin’in Şarlo’ya dönüşümünü hazırlıyor.

24 Aralık 1971 gecesindeyiz. 82 yaşındaki bir adam ile bir suret karşılaşıyor. Adamın aklı oğlunun büyümesine tanık olmakta, suret ise onu almaya gelmiş. Chaplin ile Ölüm’ün ilk karşılaşmaları bir pazarlıkla tamamlanıyor. Ölümü güldürebilirse bir yıl daha yaşayabilecek. Dünyayı güldürmeyi başarmış birinin kolayca üstesinden geleceği bir şey bu. Ama yaşlılık önündeki en büyük engel... Filmlerinden numaralar sergilese de düşen bıyığını almak için yere eğilip kalkamayınca güldürüyor ölümü. Mağlup, dermansız ve acı içinde ama bir yıl daha yaşama hakkını kazanıyor. Böyle başlıyor roman ve alıyor eline kalemi Chaplin, oğlu Christopher James’e noel armağanı olarak hikâyesini anlatıyor. Ve elbette bu hikâye, içinde birçok gerçek olay geçse de tamamıyla hayal ürünü.

Hikâyesine çocukluk günleriyle başlayan Chaplin, Amerika’ya gidişine kadar ilerleyen hikâyesinde önemli bir ara durakta bir dedikoduyu anlatıyor. Lumière kardeşlerden veya Max Skladanowsky’nin Film Makinesinden daha önce, aşık olduğu kadının görüntüsünü unutmamak için kendi kendini eğitirken sinemayı icat eden adamın hikâyesi… Chaplin’in bir yandan Şarlo’ya dönüşmek üzere adımlar atarken bir yandan da o dedikodunun gerçekliğinin peşine düşmesi de romanın konusunu oluşturuyor.

Stassi’nin Chaplin’i tüm filmlerindeki o unutulmaz sahnelerden esinlenerek yaratılmış. O sahnelere zemin hazırlayan arka planlardan. Bu yüzden Chaplin’i sevenler için harika bir bulmaca, oyunbaz bir metin sunuyor roman. Boks salonunda çalışıyor, bir matbaada çıraklıktan dizgiciliğe kadar ilerliyor ve bu süreçte tüm klasikleri neredeyse ezberliyor Chaplin. Sonrasında sinema stüdyolarına ilk adımını da title card yazarı olarak atıyor. David Copperfield uyarlaması ile yönetmenliğe de geçiş yapıyor. Sinemayı icat eden adamı aramak için gittiği kasabada Türk zannedildiğini de ekleyeyim küçük bir anektod olarak. Tüm filmlerinden izler taşıyan Chaplin’in öyküsü Şarlo’nun ilk çıkış anını taçlandırmayı da ihmal etmiyor.

“1914 yılının o yağmurlu öğleden sonrasında ve Keystone stüdyoları soyunma odalarının erkek bölümünde, çekeceğimiz bir sahne için kostüm arıyordum; zihnimin en tepesinde de Fred Karno’nun bana söylediği bir söz vardı: ‘Bütün hikâyeler bir tutam hüzün kaldırır. Hüznü bulmak benim için hiç de zor değildi. Onu zaten gözlerimde, ellerimde, kanımda taşıyordum. Kadınların söylediğine bakılırsa belimde de bir miktar hüzün taşıyordum ama bu onlar için her zaman bir cazibe kaynağı oldu. O gün, bir komediye bir parça hüzün eklersem herkesi baştan çıkarabileceğimi düşündüm. Buradaki numara, uyumla ilgili olarak herkesçe benimsenen algıyı alt üst etmekti. Böylece, biçimsiz bir pantolon seçtim, fazlasıyla dar bir yeleği ve ceketi ilikleme mücadelesi verdim, büyük mü büyük bir çift eskimiş ayakkabı giydim. Aynada kendime baktım: İçim hiç bu kadar rahat olmamıştı. Kostümüm, tam bir itaatsizlik eylemiydi. Saçlarımı karıştırıp kafama bir melon şapka, elime bir baston, boynuma bir papyon ekledim. Tek bir nihai ayrıntı eksikti: Dar bir siyah bıyığı burnumun altına yapıştırdım ve hayatımda ilk defa... Kendi yüzümü tanıdım.’

“Charlie Chaplin'in Son Dansı”, son gösterisini ölümü güldürerek bir yaş daha koparmak için yapsa da, sirk ortamından sinema stüdyolarına doğru uzayan hikâyesiyle okuruna sinemanın icadına dair keyifli bir masal anlatarak içindeki sinema tutkusuna bir ömürlük katkı yapıyor. Bu eşsiz noel gecesi pandomimlerinin tadına doyarken komedinin formülünü vermeyi de ihmal etmeyerek son sözü söylemekle de kalmıyor, cevabını bulamadığımız o soruyu yineliyor... “Numaram hep aynı kaldı: Dünyanın altını üstüne, önünü arkasına getirecek beceriksizlikler yapmak. Komedi mekanizması, insanların doğru bildiğini sarsan, yıkan, tahrip eden şeylerle çalışır. Eğer bir dev her yolu deneyip de bir kapıyı açmayı başaramaz ama hemen arkasından bir kedi, bir çocuk, zavallı bir berduş veya yaşlı bir adam hiçbir çaba harcamadan kapıyı açıverirse buna güleriz. Komedi bir parendedir, tepetaklak olduktan sonra ayağa kalkan bir veya her an düşecekmiş gibi olduğu hâlde asla düşmeyen bir adamdır. Komedi benim gibi solcudur. Frank Capra’nın söylemeyi pek sevdiği gibi: Zorbaların suratına kapı kapatır; zayıf ve savunmasızlara ise –sadece küçük bir tebessüm kadar bile olsa- kapı açar. Ve bizi gözlerimizden yaşlar akıtana kadar güldüren şey, beklentimizin tersine dönmesine inanamayışımızdır. Ta en baştan beri, daha annemin yerine Jack Jones söylediğim zamanlarda bile, kahkaha ve gözyaşını kışkırtmak isterdim; Çünkü bu benim, yoksulluğa, hastalığa ve aşağılanmaya karşı çocukça itirazım, insan ilişkilerini biçimlendirmekten asla vazgeçmeyen yıkıcı alışkanlıkları ve nefreti reddedişimdi. Neşelenmek o kadar bulaşıcı olduğu hâlde, dünyanın kederli ve ruhen hasta kalması ne kadar şaşırtıcı değil mi?”

 

Charlie Chaplin'in Son Dansı / Fabio Stassi

Orijinal Adı: L'ultimo ballo di Charlot

Çevirmen: Zeynep Ünalan

Yayınevi: Olasılık

Türü: Kurgu / Edebiyat

İlk Baskı: Ekim 2015

Sayfa: 238

Fiyatı: 19 TL

 

YORUMLAR [0]