TERSPEKTİF ANALİZ

CARLITO’NUN CARLITO’YA ETTİĞİ (CARLITO’S WAY)

Evren Kuçlu

@evrenkuclu

BU YAZIYI PAYLAŞ

“Kararı mutlaka tanrı verir; fakat bu, tanrının insanların kararıyla ilgilenmediği anlamına gelmez.” Eski bir Eskimo sözü.

Yeni Hollywood jenarasyonunun öncüsü olarak üne kavuşan Brian De Palma, gerilimi zirvede bırakabilen sayılı yönetmenlerdendir. Esas karakteri ne pahasına olursa olsun kahramanlaştıran Palma, seyirciye göndereceği mesajları bu kahramana taşıtmakla kalmayıp birtakım pis işlerini de ona yaptırır. Böylece bir süre sonra filme ve kahramana kendisini kaptıran seyirci empati yerine sempatiyi kullanmaya başlar. Örneğin Scarface’de, şiddeti Montana’nın (Al Pacino) merhametine bırakan Palma, karakterin kaderiyle sürekli oynayarak izleyiciye “şiddete hayır” dedirtirken kahramanla seyircinin diğer karakterlere karşı kurduğu barikatı aşmaya da uğraşmaz.

İşte o Palma’nın 1993 yapımı efsane filmi Carlito’s Way, bize şiddetten çok öte şeyler sunan şiddet aleyhtarı bir kült. Filmde Porto Riko’lu mafya üyelerinden Carlito Brigante (Al Pacino) hapse düşmüş sonra avukat dostu David Kleinfeld (Sean Penn) sayesinde hapisten çıkmıştır. Hapiste geçen günler onu suçtan soğutmuş, nispeten daha sade bir vatandaş yapmıştır. Örneğin filmin bir sahnesinde küçük kuzeninin teslimat yapacağını öğrenince ‘Beni bu işlere bulaştırma’ diyerek tavrını belli etmesi temiz bir hayattan yana oy kullandığını açıkça belli eder. Böylelikle biz de izleyici olarak Carlito’nun seçimini iyice anlamış oluruz.  Ama bu tür örgüt-suç ilişkisi üzerine kurulan filmlerde genellikle eski suçlardan kopmak kolay olmadığından Carlito’nun belanın koynuna girmek üzere olduğunu sezmeye başlarız.  Bela, onu avukatı ve aynı zamanda dostu olan Kleinfeld aracılığıyla bulur. Kadim dostuna minnet vorcunu ödemek ve dostluğunu bir kez daha göstermek için, başına kötü şeyler getireceğini sezdiği halde, bu suç davetine iştirak eder.  Bu arada, hapisten çıktıktan sonra eski sevgilisi Gail'le (Penelope Ann Miller) arasını düzeltmek isteyen Carlito, sevgilisinin suçtan uzak durması isteği/koşulu ile avukat arkadaşının yardım talebi arasında bir karar vermek durumunda kalır. Beklenen olur ve Carlito, hem izleyiciyi hem sevgilisi Gail’i üzecek olan kararı alır. Kararı sevgilisi Gail’e açıkladığında ondan duyduğu sözler kaderinin haritası gibidir.

—Bu hayalin nasıl sona ereceğini biliyorum. Cennette değil. Seni gecenin üçünde Sutton acil servisine taşırken sona erecek. Ben orada dikilip enayi gibi ağlarken, ayakkabılarına kan dolacak ve öleceksin.

 Brigante’nin bu dramatik konuşmaya cevabı sevgilisi Gail’in sitemini karşılıksız bırakacaktır.

 —Dave, benim dostum. Ona borcum var. Ben böyle bir adamım işte. Doğru ya da yanlış…

Bu andan itibaren kurgusu açısından geride neredeyse hiç boşluk bırakmayan film, Carlito’yla fikir birliği etmiş izleyiciye ve tabii kendisine acı bir son yaşatmaya hazırlanır. Filmin final sahnesinin en başta gösteriliyor oluşu, seyirciye spoiler olarak görünse de, yaşanılan gerilimi azaltmıyor. Palma’nın The Untouchables (1987) filminden bir sahneyi de hatırlatan Grand Central Station'daki kovalamaca sahnesi, seyirciyi aradığı şeye, özellikle aksiyon açısından fazlasıyla doyuruyor.

Carlito’s Way, gangster filmlerinin en çarpıcı örneklerinden biri olarak sinema tarihine geçti. Mafya filmlerini yönetmedeki başarısı herkesçe bilinen Palma’ya Al Pacino ve Sean Penn muhteşem oyunculuk performanslarıyla eşlik edince bizden iyi film soranlara gammazlayacağımız bir başyapıt ortaya çıktı. Filmin son sahnesiyse bir son için yeterince tahrip edici ve özel. Aşağıdaki replik, mükemmel finalde Carlito Brigante’nin dudaklarından dökülüyor.

—Kusura bakmayın çocuklar, artık hiçbir doktor bu vücudu toparlayamaz. Uyu. Uyu artık. Beni 109. sokaktaki Fernandez Cenaze Evi’ne götürecekler. Sonumun orası olacağını hep biliyordum; ama bir sürü insanın sandığından çok daha sonra olacaktı güya. Mo-rikanların sonuncusu. Eh, belki de en sonuncusu değilimdir.

YORUMLAR [0]