MEDYAHOMUNCULUS

ÇALINIYOR ADALET, VURUN DUVARLARI (THE HANDMAIDEN)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

Hayat, bilmediğimiz oyunlara karışır ve kurnaz akıl ehlileşir, beton duvar çiçek açar… Sook-Hee, Mirasçı Lady Hideko’nun evine yerleşmiştir. Hideko, teyzesinin intiharını evinin bahçesinde görmüş, eldivenleri bol, asil bir kızdır. Hizmetçisi ile arası öylesine ilginçtir ki, Fujiwara, Sook-Hee’yi yankesici iş ortağı olarak o eve yerleştirip kendisini de evin hanımının eşi olarak kurgulamış ve bu oyunu gerçekleştirmiştir. Hideko, Kouzuki ile teyzesinin gözetiminde yetişmiş ve aslında Kouzuki’nin kayıp kitaplarını kopyalayan bir sanat taciridir. Sook-Hee, Hideko’yu teyzesinin kopyası gibi olmaktan kurtarmaya çalışır. Aslında çapraz kader -bazı insanlara- aksine giden bir huydur. Çünkü Tamako bu iş için düştüğü evde gerçekten seveceği, himayesine almak istediği bir prensesle karşılaşır ve ona aşık olur. Ama birdenbire Sook-Hee tutuklanır ve her şey tersine döner. Bu sefer yankesiciliğine şükrederken şimdi de tutulduğu, insandan uzak kaldığı için üzülür. İnsanın keşke dediği anlar, çaresizliğin ulumasıdır. Aslında Kouzuki gizli karakterdir ve asıl kötü gözüken dolandırıcı Fujiwara’yı ilerde işkenceye tabi tutar. Yani dolandırılan dolandırılır. Hayatın şaşırtması bitmez.

Park Chan-wook ve  Chung Seo-Kyung’un senaryosunu yazdığı, Park Chan-wook’un yönettiği 2016 yapımı The Handmaiden (Ah-ga-ssi/Hizmetçi), insanın gizli kapılarını ve akıl rötarlarını da göstermiş oldu. Bir etkin saldırı halinde olan kimlik bunalımı, gelişmiş esrarlı düzenbazlara ders göstermeye başlar hale gelir. Şu insanın merdivensiz haline kulebaşlar tükürünce, içinden çıkılmaz saklambaçlar başlar. Herkes barbunya yiyemez doğrudur. Ama saray ahlakı birçok kişiye ağır gelir, bu da doğru. Kitaplar, yılan, erotizm, intihar, hırs, hüzün, çığlık, eldiven ve daha neler neler, hepsi bu filmde koltuk üstünde beraber kahve içme halindedir.

 

İNSANIN KEŞKE DEDİĞİ ANLAR, ÇARESİZLİĞİN ULUMASIDIR

The Handmaiden, Sarah Waters’ın ‘The Fingersmith’ adlı romanından uyarlanmıştır. 1930 yılında Japon işgali altında yer alan Kore’yi anlattığı için mi bilinmez, Japon bir kadını ele geçirmeye çalışan Koreli iki kişi vardır eserde.

Koca kiraz ağacında aklını yitiren bir kadın üzerinden, mavi kuşa genzini dolduran kokuyu sordurur. Nesnenin özünü görmeyi, şeftalinin içindeki suyu görmekle anlatan sırlı bir anlatımı da vardır. Güveçte mantar için, kırlara fırça ve resimle hayata inen bir tablo gibidir…

49. dakikadaki uyarı ise her insan türü için sayılmalıdır:“Kızı korkutursan istiridye gibi kendini kapatır.” Öyledir de; eleştirinin ve şiddetin fazlası, uygulanan insanı mezara koyar. Malikanenin tepesi mi, dünyanın diğer yerleri mi görülmeli? Hayatı, diğerlerinin dilleriyle tercih ederseniz, özneler nesne olur, dikkat edelim. “Güzelliğin doğasında gaddarlık vardır” düsturuyla da “Yankesiciyi kışkırtan zengin, suçludur” önermesini akıllara yerleştirir film. Tersine dünya bu olsa gerek! Çalınıyor adalet, vurun duvarları. Böylece tüm suç işleyenlere güneşten bir para verildi.

 

KİM BU DÜNYANIN HİZMETÇİSİ?

Senarist, gözün çekirdek bünyesine inanmış olmalı ki; “Gözlerinde arzudan eser yok. Bu da demek oluyor ki, ruhu ölmüş” cümlesini kullanır. Hatta “Ben ateş değilim. Suda yüzen bir kuş kadar soğuğum, Lord Hazretleri” ifadeleriyle şiirsel sinemaya çoktan girmiştir. Taş fener, ırgat, dil ve dışkı, ağaç ve evlilik kelimeleri arasında kafamız bir beşik ararken, “evlilik esaret demektir” sözüne elbisesini taktırır, birden aklımız yırtık fistanıyla ekranın karşısında kalakalır. İşte Hideko’yu kirazsız, ağaçsız bir şekilde asan cümleler: “O kitaplardan fazla okumuşsun. Peşinde olduğum bir şey varsa hanımefendi... O da gözlerin, ellerin ya da popon değil. Sadece ve sadece parandır. Sahip oldukların arasında en güzeli paran…”

Rüyadan bahçeye, sandıktan doğaya, karından gölgeye koyuyor insanı The Handmaiden. “Ne zaman Kont'u görse gözleri âdeta şöyle diyor: Senden iğreniyorum.” Gözlerin konuştuğunu söylerken bu filmi yazan, ‘gözden sese, insanı yine göz hapseder’ de demek istemiştir sanki. Her şey sussa, gözlerin dil bilgisi bitmez. Ve birden keman sesi sonuç cümlelerine şaşırır: “Aynı hikâyeyi tekrar dinlerken bile, insan hayalinde farklı şeyler canlandırıyor.”

Bu filmi bir daha izlemeliyim, Sook-Hee’nin “Benim geldiğim yerlerde saf olmak suçtur” sözünü bir daha düşünmeliyim. Aldanmamak için maske uzmanı olmak, çağımızın değil dünyanın biricik mesleği sanırım. O zaman soruyorum? Kim bu dünyanın hizmetçisi?

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)