RETROSPEKTİF

BÜYÜYÜNCE BEN…

Tümay Özokur

@tumayozokur

BU YAZIYI PAYLAŞ

Siz çocukken hangi oyun ve oyuncaklarla oynardınız? İşte sizin geleceğe dair attığınız adımların sırrı oynadığınız oyunlarda gizli… Oyunlarınız, sizin en diplerde hangi duygunuza hitap ediyordu? Keşfetmek, yönetmek, paylaştırmak, birleştirmek, yok etmek, sorun çözmek, eğlendirmek ve aklınıza gelebilecek birçok eylem, sizin gelecekte er veya geç, mutlu olarak yapacağınız mesleğinizin anahtarı… Maalesef eğitim sistemindeki yanlış yönlendirme ile ben gibi bir çoklarımız idealimiz olmayan meslek gruplarına yıllarımızı verdik, çünkü bizim önümüze sadece okunması gereken kitaplar konuldu ve almamız gereken puanlar hedef gösterildi. Kimse bizi yeteneklerimiz doğrultusunda gözlemleyip yönlendirmedi. Ailelerimiz de iyi ebeveynler olarak almamız gereken eğitimlerde her daim destekçimiz oldu ama onlar da bilemediler içimizden çıkmaya hazır cevheri, tıpkı onların da bizimle aynı yollardan ve yanılgılardan geçerek olmak istemedikleri hayata yol aldıkları gibi biz de taktık bileklerimize  altın bilezikleri…

Babam mesleğine 60 yılını vermiş ve hala “mesleğime doyamadım” diyen bir doktor. Ona, arzu ettiği mesleği ile yaşlanabildiği için hayranlıkla bakıyorum. Ben ise tembelliğinden ders çalışmayan, psikoloji okuyacağım diye kendini paralayan ama matematik mezunu olarak sosyal değil, matematik ağırlıklı kazandığı puan ile Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliğini bitirmiş, 1 sene istemeden otomotiv yan sanayiinde Laboratuvar Şefliği yapmış, sonra kendini sektöre ablası Tules Evren sayesinde dar atmış, kimyadan anlamayan bir mühendis menajerimJ Aslında bu mesleği yapacağım o kadar çok belliymiş ki, ipuçlarını takip edebilseydim boş yere yapmayacağım bir meslek için okumazdım. İlkokulda bandonun majörü olmaktan, lise bitene kadar sınıf başkanı olmaya varıncaya dek her daim oyun kurucu olmuşum… Arkadaşlarım cep fotoromanı okurken ben o zamanlardan psikoloji kitapları okumuş “bu insanlar nasıl mutlu olur, ne hisseder” diye duyguya dair her ne varsa kendime dert edinmiştim… İşte bu sebeple yıllardır, binlerce insana yol arkadaşlığı yapmışım… Ben çocukken bayılırmışım puzzle yapmaya, şimdi de bayılıyorum, benim için mükemmel bir rehabilitasyon yöntemi. Parçaları sabırla ve keyifle birleştirirken belliymiş binlerce insanın ajans çatısı altında arkadaş olacağı, evleneceği, halkın sevgilisi olacağı… Birleştirmiş, idare etmiş, kılavuzluk yapmışım ve sadece oyuncaklarımı geçmişte bırakıp bugüne gelmişim.

Yazıma ‘BÜYÜYÜNCE BEN’ diye başlık atarak ne demek istediğimi daha net ifade edebilmişimdir şimdi. Peki bunları neden yazıyorum? Çünkü onlarca doktor, mühendis, avukat, bankacı, memur, işsiz hep bana oyuncu olmak için geliyor, mailler atıyor, seslerini duyurmaya çalışıyor. Aile baskısından ya da yapması gereken sorumluluklardan kurtuldukları an itibariyle hayallerinin ya da içlerinde ukde kalan duygularının gerçekleşmesi için geliyorlar, hem de yaşları kaç olursa olsun...

Dün olduğu gibi bugün de dünyada en popüler meslek oyunculuk… Herkesin egosunu okşayan, içinde hapsettiği duyguları bir şekilde dışarı çıkartmaya aracı olan, ifade edemediği ne varsa ifade etmek adına kalbine ses olan, cinsel kimliğinden öfkesine, acısından utancına, bedeninde geçici hissettiği kimlikle deşarj olmasını sağlayan, farklı ve ayrıcalıklı meslek: oyunculuk…Yetenek ve emek isteyen, çok zor olup kolay zannedilen, aslında çok önemli bir meslek olmasına rağmen hobi olarak yapılabilme imkanı olduğundan zaman zaman hak etmediği değere maruz kalan, “benim neyim eksik” duygusu ile kariyer ile hayal arasındaki dengeyi kuramayıp nice hayalleri hayal kırıklıkları ile noktalayan, yokken öyle bir var eden ama o varlığın baş edilemeyen egosu ile yönetilemediği takdirde hayatları söndüren, “ben neymişim” dedirtip hayatın akışını değiştiren ve mutluluğu yere göğe sığdıramayan bir başarı ya da başarısızlık yolculuğunun kısa adı “OYUNCU” sıfatını taşıyan “OYUNCULUK”…

“Benim çocuğum güzel taklit yapıyor” diye başlıyor her şey… Oyunculuk, içinde o yeteneği barındırıyor olsa da elbet taklit yapmak değil… Çocukların bazıları oyuncu olmak istemiyor; anne baba istiyor, bazen çocuk istiyor ama büyükler asla diyor! Her iki durum da içinde kocaman riskler barındırıyor, çocuk istemiyor ve zorlanıyorsa sağlıksız gelişim gösteriyor ve mutsuz büyüyor. Yıllar sonra her iki durumda da; sağlıksız bireyler toplum içinde asık suratları, sevgisiz yürekleri ile yanımızdan geçiyor.

Olayın önemini anladığınıza eminim. Ben yıllarını bu mesleğe vermiş ve tecrübelerini heybesine hiç fire vermeden katmış bir menajer olarak insanların hayallerini gerçekleştirme yolculuğuma, içinde oyunculuk ukde kalan mutsuz insanların yüzlerini güldürebilmek adına, oyunculuk atölyesi kurarak devam kararı aldım. 1 seneyi geride bıraktığımız atölyemizde elbette tiyatro oyuncusu yetiştirmiyoruz, 2 aylık bir süreçte tiyatro oyuncusu yetiştirdiğinizi iddia etmek tüm konservatuvarlarda eğitim veren eğitmenlere ve eğitim alan oyunculara saygısızlık olur. Biz sektöre “DONANIMLI OYUNCU ADAYLARI” yetiştiriyoruz. Bizim verdiğimiz eğitim, sektöre yeni başlamak isteyen oyuncu adaylarının yanı sıra konservatuvardan mezun olan arkadaşlarımızı da çok ilgilendiriyor, zira biz konservatuvarda verilemeyen eğitimleri veriyoruz. Onlar için hazırladığımız ayrı bir kur ve eğitim söz konusu. Atölyemizde 3 ayrı kurda verilen eğitim programımız katılımcıların alt yapıları ve tecrübelerine göre belirleniyor. Şimdilerde oyunculuk eğitimi almak isteyen genç arkadaşların kafası çok karışık çünkü eğitim veren ya da verdiğini iddia eden kurumların sayısı her geçen gün artıyor. Bizim atölyemiz de dahil olmak koşuluyla eğitim almak isteyenler, önce eğitim programını, ardından eğitmen kadrosunu, peşi sıra içerik ve kurum kalitesini göz önüne alarak karar versinler, her kurs ya da atölye yazan kapıdan içeri girmesinler çünkü kimsenin ne sokağa atılacak parası ne de boşa harcanacak zamanı var.

Oyuncu adayı yaşayacağı her türlü durumun farkında olsun, algısı açık olsun, detayları atlamasın, bilmediği püf nokta kalmasın istiyoruz. Sete sevgili getirmesinin yanlışlığından, ‘showreel’ı doğru hazırlamasına, geçmişten bugüne kendini ifade sorunu varsa açmazları tespit etmesine, nasıl dövüşeceğinden, sosyal medyayı doğru kullanmasına, bedenini doğru tanıyarak görüşmelerde fiziki ve prezantasyon anlamında kendini doğru konumlandırmasından, senaryoyu doğru okuyup yorumlamasına, hukuki ve mali haklarını bilip risksiz yaşamasından kariyerini doğru yönetmeye varıncaya kadar öylesi detaylarla eğitim başlıklarımızı hazırlıyoruz ki bu, oyuncunun önündeki sis perdesini kaldırıp bilinçlenmesine vesile oluyor. Şöhreti yakalayıp, kariyerini yönetmeyi bırakın; röportaj veremeyen oyuncular için basının çeşitli kollarından uzman kişilerle “oyuncu-basın” ilişkisi hakkında ayrıca eğitimler veriyoruz. “Önce İnsan, Mutlu İnsan” sloganımızla hayata tutunmak adına nefesten aile dizimine, NLP’ den ‘Ben Kadınım’ başlıklı eğitimlere varıncaya kadar uzayan bir eğitim programımız var.

Oyunculuk kimsenin tekelinde değildir, tabii ki herkes oyuncu olabilir. Manken de, doktor da, avukat da sonradan hayatına oyuncu olarak devam etmek isteyebilir önemli olan bu işe emek vermek, işin kolayına kaçmamak. Yetenek, şans ve doğru kılavuz ile buluşursa başarı kaçınılmaz olur. Oyuncu olmak isteyenlere önerim; kiminle yola çıkacaklarını, kimin kendilerine kılavuzluk yapacağını doğru belirlemeleri çünkü çok menajer, çok ajans ve çok fazla kurum var. İyi araştırsınlar, her ‘menajerim’ diyen her ‘ajans sahibiyim’ diyen insana güvenmesinler. Menajer, dünya standartlarındaki oyuncuların vazgeçilmez kılavuzları ve arkadaşlarıdır. Bizde ise menajer, sanki sadece komisyon alan kişi olarak görülüyor, bu yüzden maalesef yanlış bir tanım içerisindeyiz. Elbette bunun sebebi, mesleğini doğru yapmayan kişiler. Oyuncular da bu yüzden seçimlerini doğru yapmalı.

İnsan önce kendini doğru tanımalı, hedefini doğru belirlemeli, hedefe giden yoldaki sorumluluklarını yerine getirmeli ve sabırla sonucu beklemelidir. Önemli olan, kişinin öz benliğine aykırı yaşam biçimini tercih etmemesidir. Hayatta, ruh sağlığından önemli hiçbir şey yok, ruh yoksa beden de yok! Bu sebeple oyuncu adayları şu soruların yanıtlarını dürüstçe verebilmeli… Ben ne istiyorum? Amacım ne? Meslek mi, para mı,  şöhret mi? Şöhret olursam yaşayacağım gerek güzel gerek kötü duyguları hazmedebilecek miyim? Egomu yönetebilecek miyim? gibi daha birçok soru… Bu, olayın psikolojik boyutu. Çünkü ben o kadar çok depresyona giren arkadaş görüyorum ki, buna gerçekten çok üzülüyorum. Vefasızlık görmek istemiyorlarsa, vefasız olmasınlar. Unutmasınlar ki; inerken mutlaka çıkacaklar, çıkarken mutlaka inecekler. İyi oyuncu olmak yeterli değil, iyi ahlaklı oyuncu olmak önemli… İşte biz “Tümay Özokur Atölye”de oyunculuğa ve hayata dair her ne varsa hepsini işinin uzmanı eğitmenlerle anlatıyoruz. Babamın söylediği bir söz vardır: “Hayatta en kolay şey sıradan insan olmaktır. Siz, siz olun hiçbir şeyin kolayına kaçmayın.”

Aralık ayında satırlar arasında görüşmek üzere sevgiyle kalın…

YORUMLAR [0]