MEDYAHOMUNCULUS

BÜTÜN SAKSILARDAN SEN Mİ SORUMLUSUN BAHÇIVAN? (DETACHMENT)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?

Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?

Sevmek için güzele mi bakmalı?

Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?

Hırsızlık; para, malını mı çalmaktır?

Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?

 Öldürmek için silah, hançer mi olmalı?

Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?

Victor Hugo

 

“Kopma (Detachment)” adlı filme düştü içimdeki geyik. Tony Kaye’nin yönettiği Fransa yapımı film 2012’de gösterime girmiştir. Dünyadaki tüm saksılardan kendisini sorumlu tutan bir bahçıvan olabilir mi? Karşılaştığı tüm insanlara elini esirgemeyen Henry, Gloria Kasırgası sırasında tatil olan okul nedeniyle  öğretmenliğe iştahlanıp, ofisteki işini bırakıp, hayatına renk katmak için öğretici olmaya karar veren bir adamdır. Kendisinin de sorunları vardır. Bu durum başka insanlara yardım edişini engellemez. ‘İnsanın bilinciyle karakteri arasında bir paralellik var mı’ sorusuna cevap ararken, esas görünen köye kılavuz lazımmış, bu sonucu izleyici olarak tasdikleriz.

            Henry, Queens'te bir ortaokulda işe başlar. 30 yaşındadır. Bu okuldaki öğretmenlerin bir farklılık meydana getireceklerine inanır. İnsanın zor olan şeyleri öğretebilecek bir yol arkadaşına her zaman ihtiyacı vardır. Bazen dediği “bir dolarlık banknot” gibi insan elinde dolaşır dururuz. Bu bizi kötü duruma düşürmeyebilir. İmge diline sahip bir adamın şu ifadeleri bizi gizemli dağlara çıkarır. “Bir gün dışarı çıkıp bir lamba satın aldım. İçinden bir cin çıkıp yüksek sesle ağladı. Ancak döktüğü gözyaşları, sadece benim içindi. İşte bundan sonra her şey ters gitti.”

            Carol okulun müdürüdür. Ama her şey ters gitmektedir. Dr. Heart’ın okula gelip Carol’a yaptığı konuşma ile okulun eyalet puanının düştüğünü, o yüzden tüm huysuz öğrencilerin bu okula geldiğini öğreniriz. Tüm okullar ebeveynlerin kucaklarından alınıp konulan koca bebeklerin beşikleridir. Henry Barthes kenar mahalle okulunda öğretmenlik yapmıştır. Carol, öğrencilerinin çoğunun vasatın altında olduğunu, onları bunun üstüne çıkarması gerektiğini söyler. Barthes, 11-A İngilizce sınıfına girer, ismini söyledikten  sonra tek bir kuralının olduğunu anlatır. Eğer derse katılmak istemiyorlarsa dersten çıkmaları gerektiğini bildirir. Sınıf ağzı karalarla doludur. Lanet bir homo, lezbiyen sürtük, ahbap, g.. herif  laflarını görgüsüz öğrenciler sınıfta rahatça söylerler. Bir öğrencisinin sınıftan çıkmasını söyler. Bir kağıt çıkarıp kompozisyon yazmalarını ister. Konu şudur: “Öldüğünüzü farzedin, arkanızdan aileniz ya da arkadaşınız hakkınızda ne konuşur.” Ağzı sifonsuz bir öğrenci eğer sorusuna cevap vermezse çantasını paramparça edeceğini söyler ve fırlatır. Henry’nin verdiği cevap mükemmeldir. ‘Çantanın hisleri yok, içi boş. Benim de hislerim yok, beni incitemezsin” der.  Sonra devam eder: ”-Öfkeni anlıyorum. Ben de önceden çok öfkeliydim. Ama bana öfkelenmen için bir sebep yok. Çünkü sana fırsat vermeye çalışan az sayıda bir kişiyim. Şimdi senden rica ediyorum. Yerine otur sana kağıt vereceğim.” Bu sözle öğrencilerin dikkatlerini çekmiştir. Meredith, hocasına şimdiden imrenmeye başlamıştır. Çünkü kötüye alışık olanların bile her zaman kendilerini dinleyen birisine gereksinimi vardır. Öğrencilerin kötü laflarına nasıl aldırmadığını merak eder. Hennry, çoğu insanın öz farkındalıktan yoksun olduğunu, benzer durumlarda bu sözü unutmamasını Meredith’e hatırlatır. Bu arada okula yeni gelen öğretmen bir kişiyi sınıftan attırdı diye, veli öğretmene hesap sormaya gelir. Bayan Madison’la Bay Henry’nin karşılaşması bu tantana arasında olur.

Yine beklediğimiz naif konuşmaları dinleriz.

“Aklımdan ne geçerse geçsin hissettiğim şeyle aynıdır. Kendime karşı samimiyim. Genç ve yaşlıyım. Alındım ve satıldım, hem de defalarca. Çoğu kişi beni göremez. Ben yokum. Tıpkı senin gibiyim”

            Bir filme doktora gider gibi gireriz. Kendimizin tüm ayıplarını, yaralarını, sevinçlerini aktarırız. İnsan sadece mesleği kadar mıdır? Bu mümkün mü? Sorumlu olduğumuz bir çok yakınımız vardır. Çok seveceğiniz öğretmenin güzelce ilgilendiği dedesi vardır. Bakıcı olarak tuttuğu Rita hastaneden arar. Sevgili dedesi geceleri fenalaşıp, unutkanlaşır ve yardıma muhtaçtır. İşe gidecek gibi giyinmiş ve banyoda kendini kilitlemiştir. Sürekli  “Patricia” diye bağırmaktadır. Henry koşarak gelir. Yorgun olduğunu, dinlenmesi gerektiğini söyler. Dedesi ise; “Bazı ihtiyarlar, ölmeden önce çok fazla uyuyorlar” der. Aslında ölümün her kişiye gelecek bir bariz konuk olduğunu düşünürsek, hakikaten insanın uykuya muhtaç olması yaşamın çeyreğinde iskonto yaptırıyor. Üzücü bir durum bu. Ama bir de uyuyamama hastalığı var, aynı cümleyi ona kursak kimbilir neler söyleyecektir. Dedesinin bakımını ihmal eden Rita’ya Henry’nin şiddetli bağırışını görünce, bazı şeylerin yumuşak sesle söylenilmemesinin gerekliliğini de düşünürüz. Henry otobüste bir duruma şahid olur. Bedenini satan kıza parasını vermeyen adam ona vurur. Henry otobüsten inince kız da iner ve onu takip eder, Henry’ye neden adamın kendisine vurmasına izin verdiğini söyleyince, Henry; “kaç yaşında bu duruma düştün bilmiyorum ama sorunun cevabı ben değilim” der. Kız asalak gibi davranırken bazı gerçekleri ona söyler. Senin derdin benden çok gibi. Evine gidelim! Henry defolmasını söyler, kız acı içindedir. Henry’nin genel tavrı şudur: “Vaktimin çoğunu beladan uzak durup, sorumluluk almamak için harcıyorum.”

27.dakika da ufaklıkla Henry’nin karşılaşma sahnesi vardır. Kızı doyurmak ve yıkamak için bir sokak kedisi gibi eve götürür. Artık Erica’yı hayata bağlama işine de sahip olacaktır. Sınıfında ilgilenmek istediği Meredith’in babası ise erkeklerin ilgisini çekecek bir kız özlemini hayalinde kurmuş olmalı ki, kızının yeteneğini gereksiz ve çalışmalarını boş buluyor. Meredith okuldan eve gitmek istemiyor. Kim kötü ağırlanan yere doğru yürümeyi ister ki? Ayrıca çalışkan ve sanatçı Meredith, Henry’in dediği 1984’ü sınıfta okuyan tek kişi.

Filmde denildiği gibi; “bu hayat resmen angarya mıdır?” Peki Steinbeck ve Faulkner'ı, zorunlu okuma listemizden çıkarmaya çalışmalı mıydık? Bu ne işimize yarardı?

Henry ikna edince bazen küçük toplulukların da değişebileceğine inandığından, başlar konuşmaya: “Assimilate ne demek? Bir şeyi benimsemek, özümsemek."ubiquitous assimilation" ne demek? Her zaman, her yerde, her şeyi özümsemek. Başımızı çaldılar. Doğru olmadığını bildiğiniz halde yalanlara kasten inanmak zorunda bırakıldık. Aynı anda iki zıt inanışı benimsemek bize öğretildi, mutlu olmak için güzel olmam lazım. Güzel olmak için estetik yaptırmam lazım. Zayıf olmam, ünlü olmam, şık olmam lazım. Delikanlılar, günümüzde, size kadınların o... olduğu söyleniyor. Kadınlar bir pazarlama kurbanı. Her gün 24 saat, hayatımız boyunca, bazı güçler, ölene dek bizi aptallaştırmak için sürekli çalışacak. Bu yüzden kendimizi savunmak ve bu saçmalığı beynimize sokma girişimleriyle mücadele etmek için hayal gücümüzü canlandıracak, vicdanımızı ve inanç sistemimizi geliştirecek tarzda okumayı öğrenmeliyiz. Zihnimizi savunmak ve korumak için okuma alışkanlığı kazanmalıyız.

Okula gelen yöneticilerin ağzından “mülk, gelir sağlar” ifadesi dökülür. Gelişmekte olan mülkiyet değerleri, bu okulun kazanç kaynağı olacak” ifadesiyle konuşma perçinlenir.

Ve ağzını tam da benim istediğim şekilde tutamayan bir öğretmenin o nadide sözleri şöyledir: “- Afedersiniz, test materyalleri satmak için mi buraya geldiniz, yoksa mülk sahibi olarak endişelerinizi ortaya dökmek için mi? Baksanıza... Merak ettim de, pazarlayacağınız şu pisliğin yanı sıra patlamış mısır da veriyor musunuz? Buradaki öğretmenler, hayatlarını kitap sayfalarının arasında geçirdi ve sizce mesleğimizin amacı, yeniden satış değerini yükseltmek mi?Para ile düşünce aynı koltukta yemek yemez. O yüzden de, insanı insana yem etme kurumları da kurulmuştur.

 “Hissiz olmak, kolaydır. Bir şeyi önemsemekse cesaret ve ahlak ister.” Bir çocuğun anlayışlı kalbi, en karanlık yerlerin gizemlerini kavrayabilir. O yüzden hiçbir şekilde önyargı ile yüklü olmadan sakince yaklaşmalıyız limanımızdaki her kişiye. Mesela Meredith; hayata öğretmeniyle tutunur. Boş bir odada yüzsüz bir adam resmi yapar Meredith. Henry’e vermek için getirir, okuldan onun gitmemesini söyler, ona sarılır ve ağlar. Sözüm ona Henry’e ilgi duyan bayan öğretmen ise onları görünce Henry’ye taciz iftirası atar. Henry sinirden sandalyeleri fırlatır. Doğru insanı en yakınları bile anlayamayabilir. İntihar etmek, geçici bir sorun için kalıcı bir çözümdür, derler. Meredith dediği gibi yapar, kendi yaptığı zehirli siyah kekin içinde boğulur. Ya Erica’nın sözleri: “Sen şimdiye kadar sahip olduğum tek ailem gibisin.” Yüreğiniz acır. Boynunuz bükülür. “Karmaşa ve gerçeklerden bizi uzaklaştıracak bir şeye ihtiyacımız var. Hiç kimse bunlar hakkında düşünmek istemiyor. Hiç kimse, bir birey olmak için vermeleri gereken mücadele hususunda, hepimizin kurtulmak zorunda olduğu acılardan nasıl kurtulacağı hakkında düşünmek istemiyor. Gençlerimize rehberlik ederek onları umutsuzluğa kapılmaktan, kendilerini değersiz hissetmekten, yanlış yola sapmaktan koruma gibi bir sorumluluğumuz var.”

Film hepimize sıkıştırılmış hayat dersleri verir. Ve sonunda omuzlardaki ağırlığın farkına varanlara, Poe’nun yıllar önce kaleme aldığı "Usher'ın Evi” başlıklı yazısında, bu okula ve yaşanmışlıklara dair izlerle öğrencileri eşleştirir. Çünkü bu okulun duvarlarında herkesin kendini evinde gibi hissettiği bir ruh dolaşmaktadır. Filmin gagaladığı sözlerle sizi düşünmekliğinize bırakıyorum: “Hayallerinizi başkaları veriyorsa, herhangi bir şeyi nasıl hayal edebilirsiniz?”

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)