TEK KİŞİLİK KARNAVAL

BU ŞEHİR BİZİ YUTAR! (SHAUN THE SHEEP)

Dilan Salkaya

@leblebikola

BU YAZIYI PAYLAŞ

TOY STORY’DEN BUGÜNE

 

1995 yılında Pixar’ın ortaya koyduğu Toy Story ile bilgisayar destekli animasyon fimlerine ilgi artmış, animasyon sektöründe bir atak yaşanmıştı. Pixar’ın bu başarısının ardından birçok bilgisayar animasyonu vizyona girmiş; Shrek, Monsters, Jimmy Neutron: Boy Genius, Ice Age, Brother Bear, Finding Nemo, Cars, Monster House, Happy Feet, WALL-E, Up, Brave, Frozen, How to Train Your Dragon gibi hepimizin adına aşina olduğu, izlemekten keyif duyduğu onlarca animasyon peşi sıra hayatımıza eklenmeye başlamıştı. İçimizdeki arsız çocuksuluğu harekete geçiren animasyonlar; yaş sınırı tanımaksızın içerdikleri ince esprilerle, özgün senaryolarıyla ve bir drama sinomatografisine yaklaşan anlatılarıyla “çizgi film” mantığını yerle bir etmişlerdi. Japon anime ustası Hayao Miyazaki ile tırmanışa geçen sektör; Akademi Ödülü’nü ilk kez İngizlice olmayan bir filmle (Spirited Away – 2011) Miyazaki’nin alması üzerine geleneksel duruşu ve algıya da yıkıma uğratmıştı. Akademi’nin, farklı kategoriye ait olmasına rağmen ödüle lâyık bulduğu bir başka animasyon da kil tekniğiyle gerçekleştirilen, DreamWorks imzalı Wallace&Gromit: The Curse of the Were Rabbit’ti. (2005).

 

İşte teknolojinin hız tanımadan sürekli bir basamak yukarı çıktığı ve bu sayede bilgisayar destekli anmiasyonların gitgide gerçek sinemaya yaklaştığı bir zaman diliminde yaşıyoruz. 2016’yı, getireceği yeni filmlerle büyük bir heyecanla beklerken; 2015’in en sevdiğim animasyonu olarak Shaun The Sheep’i ilan ediyorum. Filmin, ilk kez 1989’da Aardman Animations  tarafından yaratılan Wallace&Gromit’ten esinlenilerek yapıldığını söyleyebiliriz. Şaşkın mucit ve onun sadık köpeğinin maceraları şeklinde ortaya konulan Wallace&Gromit serisi, birbirinden farklı filmlerle çoğalır. Shaun the Sheep’in başkarakteri koyun Shaun, ilk kez Wallace&Gromit’te görülür ve aslında Wallace’ın bir mekanizmanın içine düşüp koyuna dönüşmesiyle doğar. Koyun Shaun’un ticari başarısı onu günden güne popülerleştirirken 2015 yılına geldiğimizde, Shaun the Sheep’te diğer koyun arkadaşlarıyla birlikte tekrar karşımıza çıkar ve yepyeni bir macera başlar.

 

KÖYDEN ŞEHRE İNMENİN DAYANILMAZ ÇARESİZLİĞİ

 

Film, çiftlikteki rutin hayatından sıkılıp mola verme kararı alan Shaun’un şehre doğru yaptığı maceralı bir yolculuk olarak özetlenebilir. Shaun ve arkadaşları, el birliğiyle sahiplerini uyutup köyden kaçacakken olayların seyri bekledikleri yönün aksine doğru sürüklenmeye başlar ve koyunlar kendilerini şehirde bulurlar. Üstelik bir zamanlar rahat nefes almak için kurtulmak istedikleri sahiplerini ararken ve tekrar çiftliğe dönme hayalleri kurarken.

 

Filmin, şehir hayatından bunalıp oksijen özlemiyle köye dönmek isteyen günümüz insanını, koyunlar üzerinden aktardığını söylemek yanlış olmaz. Ancak Shaun’un, mecburiyet sonucu kendisini şehirde bulması, göç eden ve bir türlü tutunamayan insanın da bir sembolü olarak tanımlanabilir. Koyunlar, çiftlikteyken sahiplerinin onları yoğun tempoda çalıştırmasından bitap düşerler; şehrin kaosuna bulanıp ayakta kalacak güç bulamayınca ise kurtuluşu yine o yoğun tempoya dönmekte ararlar. Çünkü sevginin gücü ve alışılmış hayat, onlar için yeterli bir sebeptir. Sahipleri onları çalıştırmış, uykusuz bırakmış ancak sevmeyi, bağrına basmayı da ihmal etmemiştir. Sahiplerini şehirde bir kuaför dükkânında koyun kırpar gibi saç keserken bulan koyunlar, ondan bekledikleri ilgiyi ilk etapta göremezler. Büyük şehir onu değiştirmiş, iyilik ve merhamet duygusunu sindirmiştir. Esasen şehir bir insanı almış, boyayıp makyajlamış, öz kimliğinden uzaklaştırmış ve kendi bünyesine ait kılmak için elinden geleni yapmıştır.

 

Film, para ve şöhret yüzünden değerlerini kaybeden insanı, insanı değersiz kılan ve kapitalizmin kölesi hâline getiren parayı mizahi bir yolla eleştirir. Koyunlar türlü tehlikeyi atlatıp sonunda sahiplerini köye döndürdüklerinde, gerçeğin farkına varmasını da sağlarlar. Namıdiğer Mr. X, eski yaşamına hemen adapte olur, koyunlarını tekrar bağrına basar. Şehir, insanı kendisi olmaktan çıkarır; doğa ise özüne dönüp iyilikle ve sevgiyle dolmasını sağlar. Yıpratmadan, yorsa da nefret ettirmeden. Filmde aynı zamanda entel geçinen şehirli takımıyla köyden gelip bir anda şehirli olmaya çalışan kesimin çatışması da popüler bir üslupla ortaya konulur. Şehirde ayakta kalmaya çalışan koyunlar, farklı kılıklara girerek bir maske takmak zorunda kalırlar. Kendileri olamamanın dayanılmaz çaresizliği etraflarını sarar. Köylerine döndüklerindeyse her şey yerli yerindedir ve doğa, sorgulamadan onları kucaklamıştır.

 

Shaun the Sheep, aslında “köyden indim şehre” şeklinde bir genel başlık altında kurulan, köy hayatına uyumlu oldukları için büyük şehirde kaybolan ve türlü aksilikler yaşayan koyunların absürt deneyimlerinden oluşan maceralı bir seyirliktir. Stop-motion tekniğiyle 354 hamur kuklayla ve yaklaşık 550.000 kareyle oluşturulmuş bir emek yumağı olduğunu da söylemek gerekir. Onu bu kadar eğlenceli ve izlenilir kılan, Pixar yapımı Inside Out (2015) ile yarıştıran ancak bana göre bir adım daha öne çıkaran yönü ise, art house filmlerde görmeye alışkın olduğumuz çok katmanlı kadrajlarıdır. Diğer ayrıksı özellikleri ise filmin tamamının diyalogsuz olması, keyifli müzikler üzerinden akması, sözle değil müzik gibi her evrende geçerli bir lisanla evrensel bir anlatı yakalamayı başarmasıdır.

 

2015’İN TEK KİŞİLİK KARNAVALI

 

Yönetmenleri Richard Stakz ve Mark Burton’un ilk yönetmenlik denemesi olan Shaun The Sheep, titiz bir çalışma sonucunda ortaya çıkan, beklentiyi karşılayan, temposunu bir an olsun yavaşlatmayan ve yüksek nabızla finale dek takibi mümkün kılan renkli bir animasyon. Eğer 2015 bir animasyon film olsaydı Shaun the Sheep olurdu diyor; filmi izlerseniz pişman olmayacağınızın teminatını bir bilet olarak elinize tutuşturuyorum.

 

YORUMLAR [0]