SİNEPOEM

BU DANS SENİN… (LA NOVIA)

Esma Belgin Özdemir

@ebelginozdemir

BU YAZIYI PAYLAŞ

Gerçek tutkuya nadir rastlanır. Belki de var olmayanı hissettirmek için yapılır o düğünler, şenlikler. Kimbilir? La Novia, var olmayanı bir hamlede öldürüp, var olanı korkunç bir silah gibi başımıza dayayıp soruyor: Yarım kalmak mı, hiç’e razı olmak mı?

 

Issız bir atmosfer, tanımlanmayan bir zaman dilimi, ihtirasın kölesi aşıklar… Zencefil kokan hikayenin en başında; Leonardo (Alex Garcia), isimsiz gelin (Inma Cuesta) ve saygın bir damat olan Novio’nun (Asier Etxeandia) çocukluk arkadaşı olduklarına şahitlik ediyoruz.

Ölümlerin gölgesi sürerken; Leonardo, gelinin kuzeni ile (Leticia Dolera) evlenir ve mutsuz evliliğinin penceresinden aşkını izlemeyi sürdürür. Güzel gelin ise diğer çocukluk arkadaşı Novio’ya çevirmiştir bakışlarını. Bu soylu adamla evlenecektir ve mutlu olacaktır, olmalıdır.

 

Ve başlar belirgin bir psikoz, yanıp söner kalpte tiz bir savaş. Cinsiyet ve kuşak çatışması da gelir beraberinde, damadın annesi oklu mesajını yollar geline:

 

  • Evliliğin ne anlama geldiğini biliyor musun?
  • Evet hanımefendi…
  • Bir koca, çocuklar ve diğer her şeyle arana iki metre kalınlığında bir duvar!

 

Ustaca ve lirik bir dille sorguların filizlendiği topraklarda, gelinin aynadaki yansımasına bakarsınız. Kendi imgesini yücelten bir kadın, neden kalbini ve bedenini öldürsün ki? Sokrates boşuna öğrencilerine sık sık aynaya bakmalarını öğütlememiş. Ayna bir büyüdür. Bir kadın, hayatının bir kesitinde donup kalmış, sıkışmış bir varlık olmaktan çıkıp sonsuz bir devinime dönüşebilir. Hayatın akması gerektiğini iletme işlevini ayna üstlenir.

 

Düğüne saatler kala, gelinin karabasanları ve imgelerin saldırısı artar. Fakir babanın bir sürü masraf yaparak düzenlediği törenin bozulmaması iliştirilir gelinin kulağına. İki erkeğin de gözlerine baktığı kadın, dans ederek kaybolur övgüde. Şarkılar söylenir aşkın çıkmazına:

‘Ay bir bıçak bırakıyor havada terk edilmiş.

O bıçak bir tehdit, ızdırap peşinde koşturan’

Gelinin kuzeniyle evlenen Leonardo’nun veda cümlesi delici bir ağrı bırakır ruhumuza: ‘Evlendikten sonra gece gündüz kimin hatasıydı diye düşündüm. Ve her seferinde suçlu olan değişiyordu. Ama suç hep vardı. Zamanın ilaç, duvarların kalkan olacağını düşünüyorsun. Doğru değil.’ Değildi. Leonardo için olmamıştı, kadın için de olmayacaktı.

 

La Novia (Gelin) Federico Garcia Lorca'nın ‘Bodas de Sengre’ (Kanlı Düğün) adlı oyunundan yeni bir uyarlama… Carlos Saura'nın 1981 sürümünü modernize eden Paula Ortiz'in dekoratif, kaybetmeyi anımsatan materyallerin cümbüşü ile döşeli kan yolu, şiir ve sembolik alt metinlerle çok görkemli. O kısacık saatler, romantik çatışmalı düğün günü, zamansız-mekansız aşk üçgeninin damarlarının sürekli kan pompaladığını seyrettiriyor gözlere. Tabi dünyaca ünlü müzisyen Shigeru Umebayashi’nin eşsiz müzikleri ile… Filmdeki dilin kullanımı da, zarafetin ve büyünün gizli kanıtı aslında.

 

‘Bu dağların gelini güçlü olmalıdır. Dizinin dibinde uyuyup, rüyalarını seyredeceğim. Bu kollarımda ölen vals senin…’ Bu sözlerle yaşadı ve yaşlandı gelin. Övgüyü de sövgüyü de kabullenerek. Ben ise bir düğüne katıldım. İçinde; bir gelin, iki aşık adam ve sonsuz bir yasın olduğu… Bir şiir seyrettim.   


YORUMLAR [0]