FİLMTERAPİ

BABA OLMA HAKKI (IN THE FAMILY)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

Chip’inin annesi Rebecca, doğum esnasında ölmüştür. Bu durumdan çok etkilenen Cody, mutluluğunu Joey’un yanında bulur. İki genç adam; Joey ve Cody, altı yaşında olan Chip’i gerçek bir aile olur. Chip’inin “ iki babası” vardır. Ama Cody ansızın ölür. Cody’nin kız kardeşi elinde bir verasetnameyle çıkıp gelinceye kadar Joey, çocuğu büyütmeye devam eder. Çocuğu, kardeşinden kalan bir miras olarak gören hala, onu alıp kendi ailesi içinde büyüteceğini ilan eder.

Filmdeki dram bu şekilde örülmeye başlanıyor. Devamında; Joey çocuğun velayetini almaya çalışır. Mahkemeye başvurup bu duruma itiraz etmek ister. Ama hiçbir avukat daha baştan kayıp sayılan bu dava dosyasıyla meşgul olmak istemez. Joey’un emekli bir avukat arkadaşı, arabulucu-uzlaşma toplantısı düzenlemesini önerir: Yasada yer almayan bir Hakk’ı iddia etmek için değil,  yapılan haksızlık karşısında sesini duyurması için. Farklı dramlar sergileyen ne çok film görmüşüzdür; bunu dile getirebilmek bile yeterli dediğimiz, yetememezlik, suskunluk, hangi sözcüğün ne zaman nasıl işe yarayacağını kestiremediğimiz bir şaşkınlıkla izlediğimiz. Doğrusu, filmin tam da bu noktadaki gücünü ve güzelliğini yok sayamayız.

Patrick Wang, taşlarını birer birer sabırla ördüğü, sözcüklerin tam da yerini bulduğu ve o yetememezlik hali içinde, diyaloğun mümkün olduğu adil bir alan, hatta bir tiyatro sahnesi oluşturmaya çalışıyor. Üç saatlik film sürecince sinematografik bir alan oluşturup karakterlerin izleyiciye doğrudan seslenmesini sağlıyor. Sözün özgürleşip önünün açıldığı ve anlatanla dinleyenin gerçek değerini bulduğu, bu hayal ürünü sinema kadrajına, kurmaca denilebilir mi, bilemiyorum. Her ne kadar filmdeki uzlaştırma seansı tam bir uydurmacaysa da, filmde işlenen çatışmalar, uzlaştırma seanslarındaki kadar gerçek.

İyi bir programlamayla; sözün ne zaman kurşun kadar ağır ve dönüştürücü, ne zaman sembolik olabileceğini gösterebilen, izlediğim nadir filmlerden biri bu. Bazı karelerde, bu filmdeki kadar doğru ve yerini bulmuş sözleri ancak kurumlar söyleyebilir sanırız. Oysa kurumlar genelde devlet erkinin ikbali için her zaman yalan söylemeye hazırdır: sözler, kurumların ağzında kolayca yalana, goşizme, öldüren bir insanlıktan çıkışa dönüşebilir. Üstelik o sözün edilebilmesi de, otoritenin iznine bağlıdır. İnsanda, ne kadar zor olursa olsun diyaloğun mümkün olduğu ve ötekini ikna etmek için diyaloğun tek imkân olduğu umudunu çoğaltan bir film. Doğuranın değil, verdiği emek ve sevgiyle bir çocuğu doyuranın baba olma hakkı üzerine izlediğim en güzel filmlerden biri bu. Bunlar filmin olumlu yanları. Birazdan olumsuz olanlara da değineceğim.

Film iki sorun üzerinde yükseliyor: Aile içi çatışmayı çözebilecek, anlatmaya ve anlamaya yetecek en doğru, en adil sözü bulabilmek. Ve aile kavramına yüklediğimiz “bağı” özellikle de baba-evlat bağını kurabilmek. Çocuk ve eşcinsel bir çiftten oluşan, «iki babanın» olduğu bu aile yaşamında, günlük hayat herkesinki kadar alışılmış ve sıradan. O sıradan olan her şey üzerinde neredeyse ayrıntılarıyla duruluyor. Kameranın ışık tuttuğu her şey sinemanın yarattığı o müthiş illüzyonu daha da güçlendiriyor: Joey’u diğer erkeklerden farklı kılan tek yan; cinselliğini nasıl yaşayacağı konusunda verdiği karar. Bunun dışında o da herkes gibi sabah kalkıp işine giden, sıradan bir evde yaşayan, eve dönüşünde günlük görevleri ve sorumlulukları olan, acısını yaşayan, yasını tutan bir adam. Çocuğun velayeti konusunda Joey’un durumu, oldukça umutsuz. Yasal olarak hiç bir hakkı ve dayanağı yok. Hatta ve üstüne üstlük; eşcinsel bir erkek olduğu için «aile» ve «ideal baba» kavramları içinde de hiç yer almaması gerekiyor. (!) Filmin işleyişi içinde Joey’un eşcinsel olduğu verisi nerdeyse yok oluyor. Geriye; kimin cinselliğini nasıl yaşadığı değil, yalnızca “baba” ögesi kalıyor.

Babanın birinin ölümüyle, hayatta olan ikinci babanın eşcinselliği konusu; bir adamla çocuğun son derece haksız ve acımasızca birbirinden kopartılması ve yasada bu durumu kapsayacak herhangi bir maddenin mevcut olmaması vurgusu içinde eriyip gidiyor. Cody ölünce, Joey Chip ile bir başına buluyor kendini. Her hangi bir çiftin yaşayabileceği bir durum bu. Joey da bu durumu yaşıyor. Fakat eşcinsel olması, bu olağan sayılabilecek durumu; olağanüstü zor ve haksız kılıyor. Genelde olduğu gibi, bu durumda da, toplum kendine benzemeyeni linç etmekten, yok etmeye çalışmaktan kaçınmıyor.

Eşcinsellik, filmin ana verilerinden biriyken dramatik güçlük oluşturduğundan bertaraf edilip berhava hale gelmiş. Eşcinsel bir çift ve eşlerden birinin ölmesiyle, ‘ikinci baba(sı)yla yalnız kalan çocuk’ noktası es geçilmiş. Doğumundan beri o çocuğa emek veren, bakan, karşılıklı bir bağ oluşturan eşcinsel üvey babanın velayet talebi öne çıkarılmış filmde. Joey yalnızca çocuğu görme hakkı ve ilişkide süreklilik değil, aynı zamanda babalığının tanınmasını ve çocuğun tüm velayetini istiyor. Bu nokta, tahliye edilmiş gibi görünen asıl konunun (eşcinsellik), aslında geri planda ama hep merkezde tutulduğu sanısı yaratıyor. Patrick Wang’ın bu bütünlüğü sağlamak için cesurca yaptığı en önemli şey; daha ilk kamera ışıklarında; sabah birlikte uyanan iki babanın birbirlerine günaydın öpücüğü vermelerini görüntülemesi. Bu,  yaratmak istediği film bütünlüğü sanısını oluşturmasına yardımcı ögelerden biri. Geriye kalan her şey; film klişeleri, sahne dekoru, kostümler, saçların kesimi, aksesuarlar bu çifti mümkün olduğunca en normal, geleneksele en uygun göstermeye dönük.

İki adamın karşılaşmaları, çok geri planda tutulmuş: Bir aşk hikâyesinde eşcinsellik tümüyle tesadüfenmiş gibi. Arkadaşlıktan aşka, aşktan ötekini arzulamaya nasıl geçildi? Cody Rébecca’dan Joey’e nasıl geçti? Joey ile karşılaştığında o zaten eşcinsel miydi? İzleyici hiçbir şey bilemiyor. Hatta izleyici bu iki adamın sevişip sevişmediğini de bilmiyor. Her türlü müneccimlikten azade, erotizmden, seksten arınmış son derece “terbiyeli” bir film kadrajında karar kılınmış. Özellikle de erotizmden kaçınılmış: Bunun, “baba” olmaya,” babalık hakkı talep etmeye” engel teşkil edebilecek toplumsal önyargıları fişekleyeceği düşünülerek! (Nitekim halanın yani ailenin avukatı, Joey’u Cody’i ayartan adam olarak suçlamaktan hiç sakınmıyor.) Babalık hakkı filmin öylesine ana merkezinde ki, eşcinsel çiftten hiç söz edilmiyor nerdeyse filmde. Oyuncu portreleri, tümüyle yansızlaştırılmış; her şey tarafsız ve doğal. Ancak Joey’un durumu, birkaç yıl boyunca bir çocuğun hayatında olan, birlikte yaşayan, ayrıldıklarında da her türlü bağın sona erdiği üvey baba-üvey anne-, durumu değil. Evlatlık edinen kişi durumu hiç değil. Filmin hiçbir aşamasında onu evlatlık edinmeyi de düşünmüyor zaten. Joey, Cody’nin eşi ve Chip’i kendi çocuğu gibi seven yetiştiren, bakan kişi. Joey’un durumunu imkânsız kılan tek şey; eşcinsel olması!

Bu nedenle de; Cody’nin ailesi yasal haklarını kullanıp oğullarının ölümünden sonra çocuğu Joey ’den hızla uzaklaştırıyor. Açıkça söylenmemiş her şey zımni şiddet doğuruyor: çocuğu alan aileyi neyin motive ettiğini bilemiyoruz; sergilenen şiddetten utanmış karikatürize bir anne, çocuğu olmayan ve Cody’nin çocuğunu kendine miras sayan bir hala. Kibarlıklar altına saklanmış o müthiş şiddet… Aslında, bir tek Joey’un oğullarıyla eşcinsel ilişki yaşamış olması, tüm ailenin özgül, radikal düşmanlığını doğurmaya yetiyor. Tüm bunlar da filmde, toplum ve toplumun değer yargıları Joey’u dul (eşcinsel) eş olarak kabul etmese de, Joey’un babalık hakkını destekler ve doğrular yönde işliyor. Joey’un ölmek üzere olan arkadaşını (Cody) görme hakkını, o toplumsal değer yargıları elinden alıyor. Hastane sahnelerinde, yok sayılan Joey’a söylendiği duyulan sözler dokunaklı. (Ama bu dokunan şey, yalnızca duyarlı izleyiciye mi yoksa toplumun haksız değer yargılarına da gerçekten dokunuyor mu, düşünülmesi gerek) İnsanlığı, yasaların önüne (iyi ki) geçen bir hemşire, Joey’a arkadaşını görme izni veriyor. Hukuk ve insan olmak arasındaki bu uçurum, Cody’nin ölümünden sonra da Joey’u çocukla ilişkisinde sosyal, hukuksal ve psikolojik olarak tümüyle dayanaksız bırakıyor. Adaletin yalnızca kör değil aynı zamanda sağır da olduğunu her an hissediyor izleyici.

Lakin:

Arabuluculuk uzlaştırma sahnesi önemli: Bu sahnede ailenin avukatı iğrenç. Ne adına niçin ve nasıl onca bayağılaşabildiğini, çizdiği tüm iyi avukat ve iyi aile babası imajına rağmen anlayamıyoruz. Son derece kurnazca, onursuz, sinsi, insanlık dışı, son derece ufuk kapatıcı, insani ve legal olmayan bir konuşma yapıyor. Avukatın gerçekten bir kurumu mu temsil ettiği yoksa her dönem her yerde olduğu gibi kendine durumdan vazife çıkaran herhangi biri mi olduğu net değil. Ama şu çok net: Yasanın kapsamına girmeyen bir konunun yasal prosedürü de olmaz mantıken. Tam bu noktada durumdan vazife çıkaran avukat “sahte bir duruşma sahnesi” oluşturmayı başarıyor ve bu sahte duruşma sahnesinden, asıl vazifesini ifa etmeye geçiyor: Bilindiği gibi; durumdan vazife çıkaran namus bekçilerinin en önemli işi; hayatın ortasında olabilecek en yamuk şekilde durup en doğru ahkâmı kestiğini sanmakla sınırlı değil. Aynı zamanda, yalnızca ötekini ilgilendiren özel konuların toplum adına hâkimliğini de yapmaya çalışmaktır.

Joey’un eşcinsel olması nedeniyle sapık olduğunu, dolayısıyla baba olmaya layık olmadığını kanıtlamak için o "sahte duruşma" sahnesini tam bir psikolojik ve ahlaki sorun duruşmasına çeviriyor avukatımız. Eşcinsel Joey’un, babalık becerileri var mıdır? Eşcinseller baba olmayı hak ediyor mu? gibi son derece belden aşağı vuran ve yasanın öngörmediği bir konuda kendini hem yasanın hem yargının yerine koymakta bir beis görmeyen avukat, izleyicinin ve filmi çekenin işini kolaylaştırıyor. En azından izleyici Joey ile kör sağır yargı ve kendine benzemeyeni linç eden kesimin temsilcisi olan avukat karakteri arasındaki korkunç farktan, kimin daha iyi bir baba olabileceğini çok iyi görebiliyor.

Joey uzlaşma seansı konuşmasında, ideal baba olacağını garanti ettiğini gösteren verileri sunduğunda, bunca naifliğe gülümsüyor izleyici. Hele de avukatın edep dışılığı filme bunca dağılmışken. Joey’un Chip ’in iyi, mutlu ve başarılı bir hayatının olması için sunduğu tüm garantiler aslında sunduğu şeylerin ötesinde bir arzuyu talep ediyor: Evlat sahibi olma arzusu! Yani, yasal olarak mümkün olmayan bir arzu… Daha da ötesi; varsayalım Joey’un umut ettiği gibi ona bu hak verilse de, tüm o vaat edilenlerin ötesinde olan bir durumu düşünmeden edemiyor izleyici: Bir çocuğa ata olmak ve o çocuğu eğitmek; bir görev, bir iş, bir egzersiz değil. Tüm imkân ve araçları olsa da, çocuk yetiştirmenin, öz ana babaları da çoğu kez aşan bir başarısızlık olmasının her zaman çok muhtemel bir durum olduğudur bu. Kimi kez karşı karşıya kalınan imkânsızlıklarla çok iyi bir ürün elde edilebilirken, kimi kez de en iyi imkânlarla çok kötü sonuçlara ulaşılabildiği aşikâr. Belki çocuklara, onlara ait olmayan bir kader yazmaktan vazgeçmek gerekiyor öncelikle: su akıp yolunu buluyor çünkü eğer minimum insani değerler sunulmuşsa.

Joey’un konuşmasındaki argümanlar rakiplerini ve seyircileri ikna etmeye dönük ve fazla inandırıcı sayılmaz. Ve asıl soruna yine teğet geçiyor konuşmalar; sanki iyi baba ne demek bunu gerçekten ölçebilen bir hassas terazi varmış gibi. Sanki iyi bir baba olmak kanıtlanabilen bir şeymiş gibi? Bunun gerçekten ne olduğunu tanımlayabilen kaç kişi vardır gerçekten? “Benim yaptığım en doğrusu” egoizminden çıkıp bunu sorgulayabilen kaç kişi vardır? Bazen başarı gibi gördüğümüz çok şey, gerisinde büyük başarısızlıklar saklıyor olamaz mı? Joey da toplumun genel geçer yargılarına düşüyor ve savunmasında (zaten kendini, iradesiyle yaşadığı, çok özel bir durum için savunmak zorunda kalması başlı başına korkunç); iyi bir baba olabileceğini çünkü iyi bir babadan, kendi babasından bu yetiyi edindiğini söylüyor. Bu konuşma doğal yollardan baba olamayacak ama yasal yollardan baba olabilecek birçok kişinin işini de zorlaştıran bir konuşma. Filmi çeken ve Joey, konunun “yasada mevcut olmaması” dolayısıyla böyle bir hakkın söz konusu bile olamayacağını o anlık unuttuklarından, haklı ve legal çerçevede kalmayı sürdüremiyorlar. Yalnızca Joey’un iyi bir insan olması iyi bir baba olmasına yeterliymiş gibi bir yanılsama oluşuyor. İzleyici hangi soruyu yöneltirse bu imkânsız durumdan çıkacak doğru sözü etmiş olur, düşüncesi beliriyor: Üvey anne ve babaların, öz ebeveynin ölümü durumunda çocuklar üzerindeki hakları nedir mi? ya da Joey’un eşcinselliği nedeniyle babalığa layık olup olmadığı mı? Hangi eylem hangi kurum bu haksız durumdan çıkışın ve bu sembolik babalık durumunun garantisi olabilir mi? Doğru olan söz ve sorunun çıkışı işaret ettiği kesin ama o hangi söz ve hangi soru? Bu, film çıkışı izleyicinin evine taşıdığı ve Patrick Wang’ın unuttuğu kısım bence.

Cody ve Joey hiçbir mühre, evlilik tapusuna ihtiyaç duymadan yaşıyorlar ilişkilerini. Ama ikisi de hayattayken meşru (Avrupa’da en azından) olan bu durum eşlerden birinin ölümüyle meşruiyeti ispat edilemez hale geliyor. Biz istesek de istemesek de toplumda varsa -ki var-, benzeri bir ilişki için; yasa yapıcının ve yasanın görevi o var olan durumu yok saymak mıdır yoksa kendi çerçevesi içine almak mıdır? Elbette ikinci seçenek olması gereken: çünkü biz yok saydık diye yok olmuyor o durum. Tam tersi toplumun değişim ve dönüşümüne uygun değişip dönüşemeyen hukuk da, hukuk olmaktan çıkıyor.

Cody ve Joey’un birlikteyken önemsemedikleri, bu işi sembolleştirme kısmını, yani tapulu mühürlü bir çift olma kısmını unutmaları, kurdukları doğal, sevgi-saygı içinde yaşayan ailenin de, adalet ve de kamuoyu önünde hiç bir anlam ve resmiyet taşımamasının sebebi oluyor. Var olmaları yetmiyor. Var olduklarını kamuya tescil ettirmeleri gerekiyor.

(Bu dediğimiz, en azından bu resmiyete izin veren ülkeler için geçerli. Yasalarında henüz eşcinselliğin e’sinin bile okunmadığı, dünya sağlık örgütünün tüm ısrarlarına, resmi yayınlarına rağmen; eşcinselliği hala hastalık kategorisinde değerlendirmekte inat eden ülkelere hiç değinmiyoruz bile)

Filmin sonuna yaklaşırken; Joey’un tüm o dediklerinin içinde hangi sözün harekete geçirici ve işlevsel özellik taşıdığını keşfedemiyoruz. (Bu benim çalışırken de sıkça üzerine düşündüğüm bir konudur: niçin bu söz değil de öteki söz katalizör oldu? Niçin bu suskunluk değil de öteki konuşma etkili oldu?) Joey’un dediklerinde de, çözücü, ikna edici olan hangi sözdü, bilemiyoruz ama konuşmasının etkisiyle aile, yaklaşımlarındaki saçmalığın farkına varıyor. Doğru zamanda doğru sözcüklerin kullanımının yeterli ve ikna edici olduğunu izleyicinin, görmesi isteniyor. Psikologların magazin sayfalarında anlattıklarının değil, kendi hayat dili ve yoluyla buldukları gerçek dilin; ötekinin bakış açısını ve mutlak doğrusunu değiştirebilecek belki de tek şey olduğunu hissetmesi bekleniyor sanki seyirciden. Bir kez daha farklılık, çoğunluktan başka olma noktası ustalıkla atlanıyor. Söz sahibine aittir, duygusuyla kalıyor izleyici. Asıl sorunu irdelemek zorunda kalmıyor. Söz yerini bulduğunda, nasıl radikal hale gelebildiğini ve güçlü bir dogmanın ya da kurumların o söz karşısında nasıl dehşetengiz bir suskunluğa gömüldüğünü bilmeyenimiz yoktur. Wang’ın filminde böyle bir yerini bulmuşluk söz konusu değil. Doğru soruları yönelttiği de söylenemez. Daha çok duyguya boğma hali var. Yasal haklarından emin, kararlı, yasanın kendisini koruyacağına güvenen yani zaten güçlü olan ötekiyle karşılaşma anında, gerçek bir iletişim için gereken asıl sözcüklerden kaçınmak, ekonomi yapmaya çalışmak, ancak tuzağa düşürebilir bizi. Wang da “öteki”ne dair geliştirilen tüm nefret söylemlerini, tavırlarını ve yasal yapılanmayı atlayarak, bu tuzağa düşmüş ve izleyiciyi de o tuzağa düşürmesi çok muhtemel.

Filmin retoriğinde endişe verici,  asıl gerçeği bertaraf edişinde rahatsız edici, çoğunluğun fikrini cezbederek tiranik bir biçimlemeye çalışma, mevcut olmayan yasanın yerini almaya uğraşan bir şeyler var. Görsel alanda oynanan, doğrudan izleyiciye seslenen, toplumun sembolik kutsallarına hiç dokunmadan izleyeni etkilemeye çalışan, güçlü olanla sessizce imzalanmış bir anlaşma gibi.

In The Family’de ki arabuluculuk ve uzlaşma sahnelerinin, sınırları belirlenememiş. Çok kötü bir çerçevede gerçekleşiyor. Uzlaşmanın gerçekleştiği yerin, kurumun, kişilerin, statüsü, gücü nedir? Neye karar verme yetkileri var: Adalete, ahlakın ne olup olmadığına, birilerinin ötekilere sempati beslemesine? Avukatlar hangi hâkim için konuşuyorlar: Aile mahkemesi hâkimi mi, idare mahkemesi ya da ceza mahkemesi hâkimleri mi? Bu "çerçeve"de filmdeki “aile uzlaştırma” sahnesinin son derece gerçekdışı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kurgu, ütopyayı gerçeğe dönüştürebilmek için çok gerekli bir şeydir. Hele de henüz mevcut olmayan bir yasa nedeniyle ihlal edilen bir hak söz konusuysa. Hukuk ve insan, adalet ve kanun arasındaki uçurumu gösterebilmek için çok güçlü bir araçtır kurgu. Sahte ve toplumun kutsal sembolikleriyle el sıkışan bir uzlaştırma sahnesini filmin ortasına yerleştirmek değil mutlaka. Hukuk ilkeleri yokluğunda, hukuk çerçevesinde kalabiliyorsak adaletli davranabiliriz. Duygusallığa boğan bir yaklaşımla her şeye rağmen güçlünün yanında kalarak değil. Politik bir konumlanmayla, doğru kurgu, gerçekten doğru bir film retoriği oluşturulabilirdi.

Eşcinsel ebeveynlik hakkı konusunu yok sayarak, Joey babalığa layık mı değil mi, gibi son derece sığ ve duygusal bir düzeyde kalıp siyasi çatışmadan kaçınarak Patrick Wang aslında kendi filminin hipotezine de haksızlık etmiş maalesef. Henüz mevcut olmayan bir yasanın ve toplumun sembolik kutsallarının, toplumun gidişatının çok gerisinde kaldığını örtemese de, herkesin mutabakatını alabileceği, çocuğun Noel hediyesi olarak babasının kucağına sevinçle atladığı, herkesi mutlu edebilecek bir Hollywood filmi sonu hazırlamış.

Türkiye'de gösterime girebilirse, iyi seyirler...

 

YORUMLAR [0]