MEDYAHOMUNCULUS

AYNALAR ARASI DEDİKODU (LA DOUBLE VIE DE VÉRONIQUE)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Adımı başkası vermiş, evimi de, elbette ipimi de. Bir talih kursiyerinin, demirden raylara çiçek ekme fantazması bu. Ellerin çok parmaklı oluşundan -kinaye ile- sanırız ki özgürüz. Bilememek kelepçe kırıyor sadece bu.

Yine aynalar arası dedikoduya davet ediyor beni bu film. Aynaya bakarken bir ağaç gibi karşımdaki görüntüme değil, gözlerimi de alıp çıkıyorum gökyüzüne. 1991’de gösterime giren bu filmin yapımcısı Krzysztof Kieslowski olması hasebiyle “La Double Vie de Véronique”ya (Véronique'in İkili Yaşamı) doğru bir yolculuğumuz merakla başlar. Zbigniew Preisner’in müziklerini dinlerken acı ile hüzün arasında kendiliğimizle biraz daha vakit geçiririz. Sözlerini Dante’den alıp, "Verso il Cielo" parçasını yapmıştır.

Durumumuzun karışıklığı bazen bir yaprağa, bazen de halıya düşmüş bir ipliğe uzunca dalmamızı sağlar. Bakarız ama gördüğümüz yerde değilizdir. Uzamsal savrulmalarımız bizi olduğumuzdan daha da büyükmüşüz gibi bir algıya dönüştürür. Yani arada kalmalarımızla oldukça kudretli miyiz? “La Double Vie De Veronique” adlı filmi izlerken, Polonya ve Fransa arasındaki hallere göz veren bizlerin, insanı değiştiren asıl şeyin mekan değil, insan olduğunu fark ederiz.

Piyano sınavlarına giren, teyzesi hastalandığında yanına giden bu kız, sanki dünyada yalnız değilmiş gibi hisseder. Arkadaşı Marta’nın provaya çağırmasıyla, sesi oradakiler tarafından fark edilir ve sınavlarda birinci olur. Dans etmek isteyen bir dansçının kutuda ayağını kırmasıyla kelebeğe dönüşmesini anlatan kuklacının hikayesinde ‘İsteklerimizi bazen sonlandıracak yeni yaratılışlar olur’ mesajı da izleyene aktarılır. Öyledir, sürekli birimizden ikiye, üçe, beşten dokuza kadar iletiler gezinir durur. Bir resmin içinden geçirilir halk. Yokuşun kenarlarındaki evler bize sürekli gözüken toplumsal malumatı, en sonundaki kırmızı tuğlalı kilise ile de bilinmez çelişkiye hep düşeceğimizi söyler.

Bir saati yirmi dört dakika geçince filmin baş cümlesi yanağınıza dokunur : “Hayatım boyunca aynı anda iki yerdeymiş gibi hissettim, burada ve başka bir yerde anlatması zor.” Kuklacı da elindeki oyuncaklardan iki tane yapıyor, gösteride çabuk parçalanabiliyor diye. Kırılganlıklarımızda hazır tuttuğumuz bir başka aynımız daha var mı? Bilmiyorum.

23 Kasım 1966 yılında iki farklı kıtada gece saat üçte doğan iki insanın yaşam benzerliğine karşılık, başa gelen kader aynı olmamıştı. Birisi elini yakarken diğeri yakmadı, biri genç ölürken diğeri yaşadı.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Aydınlık yitiverir yeryüzü yalnızlığından asu asu, seni senin karanlığın sever ancak” dediği ana kucağımız kim ve neresi acaba? Dante’nin bahsettiği bütün ellerin uzandığı o tatlı meyve ne ve niye herkesten saklamalıyım? İki’nin biri, acıyı varoluşuyla beraber hissetmesi, ölen Veronika’nın yasını tutmak istermiş gibi hüzünlü duruşu, korodaki Veronika’yı yani umut ve direnişi geri çağırmasını izleyenlere hatırlatıyor.

Birçok tarafımızı kaybettik ve hemen ağıda başlamak değil, yaşamak gerek. Korkularımızın çabuk oluştuğu doğrudur. İstediğimiz şeyleri yapmak için harici bir hüzün meydana getirmek yerine,  içimizde hissettiğimiz renkleri ve coşkuları azaltmamalıyız.

Kelebek olmadan kutudan çıkmaya doğru...

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)