MEDYAHOMUNCULUS

ASIL MESLEĞİMİZ ‘CAKA SATMAK’ (SOCRATE)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Kuşlara peksimet mi yedirmişler, bugün sesleri gırıltılı. Pençeler ve dallar aleminde işler nasıl acaba? Sahi sizin aranızda da işgüzarlar ve bilgeler var mı? Kim canlı yayın yapmak ister benimle? Yaşantımız pek birbirine benzemiyor. Ama sizi anlamak için elimden geleni yapacağım. Mesela sormak istediğim bir soru var. Yerden alacağını alıp, gökyüzünde salınmak,  “Deus Amoris/Tanrı sevgisi” yüzünden mi? Bir şeyleri biliyorsanız, bizlerden neden saklıyorsunuz? Sır tutmanızı kim sizden istedi? Yeryüzü çok mu daraltıcı, ondan kaçıyor musunuz, yahut neyin nakliyatçısısınız? Ah bir anlayabilsem. Bu arada size dair imge ve göz dilinde çok laflar dönüyor benden söylemesi. Bir de insanlar simüle ederek ‘twitter’lıyorlar artık. Siz böyle susarsanız, sizin olmadığınız haller size aitmiş gibi çok dönecek daha. Sahi sizin aranızda da cast sistemi, derebeylik var. İktidar ve özne arası yine karışık. Ben sanmıştım ki, varlığın toprağa bağımlılığı daha çok kaosun şiddetini getirir.

Bizleri soracak olursanız, gün geçtikçe daha çok didişiyoruz işte. –Mış gibi gözükmeye pek meraklıyız. Asıl mesleğimiz; caka satmak. Burunlarımızı ve ayaklarımızı çok seviyoruz. Böyleyken bir de sanatsal aidiyetten, senaristlerin zorbalığından, giyimsiz kuşamsız dolaşan “rüküş”lerden, arada sırada -“sahaf kitap aldım, bizim antika dolaba çok yakıştı” demekten kendimizi alamıyoruz. Aklımızdan geçen “Arjantin”adlı belgeseli Filmekimi’nde izleyince, Mercedes Sosa’nın “Todo Cambia-Her şey değişir, benim değişmem de garip değil” parçasını bu halimize uydurmak mümkün değil.

Pek de değişmeden, aldığı kararlar doğrultusunda yaşayanlar da var elbet. Bunlardan bir tanesinin hayatını merak etmiş, öğrencisi tarafından yazılan kitabın ilk baskısına yakın olan sahafını, dolabım için almamış, gözlerime sarmalamıştım. İşte “Sokrates” adlı filmi bir iştahla isledim. Diğer sesleri susturarak, görüntüleri karartarak.

Socrate - Sokrates  adlı film 1971 yılında gösterime girmiş. Bilgenin nasıllığı hususunda işaretleri alırız bu filmden. Halkının hırsı ve bencilliği, hiç bir şey bilmediğini söyleme cesaretinin sadece bilgelerde olabileceğini göstermiştir bize. Sakin kuğular gibi, ruhun ne ile huzur bulacağının işaretlerini o sevgili merakıyla anlamaya çalışmış bir tatlı babanın, pek muhterem bir eşin hayatını izleriz yıl 2015’de. Arada böyle güzel işler yapabiliyoruz, tüylü çapkınlar. Bunu yeryüzünde “bugün yine uçtum” diyerek anlatıyorlar. 

Bu adamı nasıl sevmeyeyim? Filmde de geçen sözlerine baksanıza: "Dağlardan ve düzlüklerden yıldızları izlerken, onlara yaklaşamayacağımızı bilmemiz, keyfimizi kaçırmaz. Hakikatler de yıldızlar gibidir. Onları görmek için yakından bakmaya gerek yoktur."

Gençlere bilginin öğretilmesi üzerinde oldukça  düşünen Sokrates, açlığı ve parayı önemsemeden içindeki flütü susturmayan, göksel müziği duyan ve bu sesi Atina’da karşılaştığı her gence iletmeye çalışan nadide bir insandır. “Ölümlü” tabiri yakışmaz bilgelere. Öyledir de. Hala “Sokrates’in Savunması” erdem ve yalan üzerine güçlü deyişler bırakır.

Hukuk okuyanların elbette Sokrates’i tanıması, ayrıca “retorik”le uğraşanların onu iyi bellemesi gerekir. “Hakikati Aramak” kendisinin gerçek işi olanlar keşke bizim de dostumuz olsa. Beraber gezinsek kayalık ya da otlarla çevrili toprakta. Biraz daha meraklansak ve içimizde kıpırtılı bir bebek sesi işitilse. Sonra Tanrılara horoz kurban edenlere beraber kahkahalar atsak. Sezginin aritmetiğine “şerefine” desek, midemiz ve bedenimiz biraz uyusa. Susmanın anotomisi bizi beslese. Varsa kuşlar gönderin bize.

Şu ifadesi Atina’lıları gerçekten gıcık etmiştir. ''Atina uyuşuk bir at, ben de onu uyandırmaya çalışan canlandırmaya çalışan bir at sineğiyim''. E ne diyeyim; herkese eklem bacaklı olmak nasip olmaz. Hele acıtarak sokmak işlemi aranılan bir melekedir. Genelde “günümüzde huzur veriyormuş gibi yavaşça yayılan öldürmeler” bu kadar yaygınken.

Sokrates ironi ve maiotik /düşünce doğurtma yöntemiyle sözlerini söylerken, Delfi Tapınağı’nda ki pitaların onun hakkında ‘en bilge insan’ demesi işe yaramamış, Greek uygarlığından gelmiş olması vicdanını yasalardan aşağı tutmasına sebep olamamıştır. Tümevarımlı usa vurma yöntemi, entellektüel ve ahlaksal düzenin temini için gösterilen bir çabaydı. Şu sözü var ki, "araştırılmayan, soruşturulmayan bir hayat yaşanmaya değmez". Dogmatik kavramını yerle bir eden düşüncesi, kendisine bir sürü nefret eden insanları biriktirmiştir. Martin Luther King “nefret taşınmayacak kadar ağır bir yüktür” der oysa.

Marcel Proust’un “Kayıp Zamanın İzinde “ kitabında insanın nefretle ilişkisinin üstüne cümleler bulabilirsiniz, benden söylemesi. Sokrates’in, M.Ö. 400'lü yıllarda; "dini inanışa aykırı davranmak ve gençleri yoldan çıkarmak" suçundan ölüm cezasına çarptırılmış olması sadece “bilginin iyiliği”ni anlatan bu kişiye ve erdemli insanlara, belki de kuşlara karşı çok ayıp olmuştur. Hanımı ve çocuklarına karşılık, halkını da unutmayan Sokrates, tutuklanmış ve o kalplere nüfuz eden son savunmasını Atina’lıların önünde yapmıştır.

Halk bazen kendi bilgelerini kara gürültüye yedirir, duydunuz mu beni kuşlar? Hiçbir şey bilmediğini ve bilginin, ‘bilmeklik’ eyleminin erdem olduğunu söylediği için, yan yatarak hayvan yiyen insanlar çekememişlerdir. Baldıran zehri son yemeğidir. Herkes ağlar. Metin bir şekilde ölümün korkulacak bir şey olmadığını, boyun eğmemenin ölçüsünü gelecek nesillere de göstermiştir.

Bu arada filmin teknik olarak kusurları yok mu? Var. Ama sözlü metninden, görüntüye geçemedim ki ey kanatlılar.

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)