OYUN VE BÜYÜ

APTALLAR TARAFINDAN SEVİLMEK ZOR İŞ (CHARLIE HEBDO)

Hamit Uğur

droidyan

BU YAZIYI PAYLAŞ

SAVUNMAK İÇİN ANLAMAK GEREK. ANLAMAK İÇİN BİLMEK. YASAKLA, ŞİDDETLE NELERİ ÖĞRENDİĞİMİZ ORTADA. BU KATLİAMDAN BATI DÜNYASININ NASIL GÜZEL YARARLANACAĞINI HEP BERABER GÖRECEĞİZ.

 

    Charlie Hebdo katliamını öğrendiğimde aklıma gelen ilk şey “Aptallar tarafından sevilmek zor iş” (C’est dur d’être aimé par des cons / It’s Hard Being Loved By Jerks) oldu. 2008 Fransa yapımı bu belgesel “Charlie Hebdo dergisinin Müslümanlara karşı Fransa'nın fikir özgürlüğü adına kahramanca verdikleri hukuk mücadelesini” konu alıyordu. Charlie Hebdo diye bir derginin var olduğunu, peygamberimle dalga geçen bu adamların ne menem bir şey olduklarını, bize nasıl baktıklarını, ne düşündüklerini ve nereden saldırdıklarını bu belgesel sayesinde öğrendim. 28. İstanbul Film Festivali kapsamında, festival kataloğundan özenle seçip izlediğim bu filmi beraber izlediğimiz azınlık dışında pek kimse izleyip yararlanamadı. Çünkü sinemanın aldığı tehditler yüzünden gösterimden kaldırıldı.

 

    Anlamak, savunmanın ilk şartıdır. Anlamak için bilmek gerek. Tam da bu sebeple biraz daha anlamak için bu belgeselin varlığını bilmenizi istedim.

 

    Yönetmenliğini Daniel Leconte'un üstlendiği belgesel, Hollandalı Yönetmen Theo van Gogh'un Müslüman bir fanatik tarafından öldürülmesi haberiyle başlıyor. Danimarka'da yayınlanan ve büyük bir krize yol açan 6 karikatürü Charlie Hebdo yöneticilerinin Şubat 2006 sayısında kendi ekledikleri karikatürlerle birlikte yayınlama kararıyla devam ediyor. Belgesel, ismini de bu sayının kapağındaki karikatürden alıyor; saldırıda öldürülen karikatüristlerden Jean Cabu'nun Hz. Muhammed'i resmettiği ve eklediği  konuşma baloncuğunda yazan cümleden: Aptallar tarafından sevilmek zor iş!

 

    Sonra? Sonrasında elbette Müslümanlar'ın nasıl “aptalca” savunma yaptığını; demokrasi, ifade özgürlüğü savaşçısı ve Fransa'nın özgürlük kalelerinden biri olan Charlie Hebdo çalışanlarının nasıl da karizmatik, kıvrak zekalı ve cesur olduğunu görüyoruz. Yönetmenimiz bunu yaklaşık iki saatlik bir sürede mahkeme süreciyle, röportajlarla ve aptalca davranıp hırçınlaşan Müslümanları izleterek gözümüze sokuyor. Maalesef belgeselcilik açısından gerçekten başarısız bulduğum ve iyi manipülasyon bile olmayan bu yapım, şimdi bir terör saldırısıyla değer kazandı. Tıpkı haftalık tirajı 60 bin olan kıytırık bir derginin neredeyse kapanacakken 3 milyon basılıp satılmasına yol açması gibi. Çünkü normalde unutulup gitmeye mahkum olabilecek bir iş; bilinçli bir algı yönetimiyle, “Fransa'nın 11 Eylül'ü” olarak adlandırılan saldırının başlangıç noktasına ışık tutar hale geldi. Çünkü belgeselde, öldürülen tüm karikatüristleri, hatta 40 ülkenin devlet başkanını bir anda toplayabilen François Hollande'ı ülke değerlerini savunurken görebilirsiniz.

 

    Çünkü; Paris Büyük Camii, Dünya Müslümanlar Cemiyeti, Fransa İslami Örgütü dava açmakla harcadıkları enerjilerini Maide Suresi 32. ayeti anlatmak  ve yaymak için kullanmadılar: İşte bu yüzdendir ki İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara apaçık deliller getirdiler ama bundan sonra da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı gitmektedirler.

 

    Belgeseli izlediğimizde Müslümanlar'ın neye, neden karşı çıktıklarını anlamanın bile güç olduğunu görüyoruz. Bir şeyler söylüyorlar ama ne dedikleri belli değil. Yine öldürülen karikatüristlerden “Charb” lakaplı Stéphane Charbonnier  (sanki olsa uyacakmış gibi) “Kuran'da peygamberin resminin çizilmemesine dair bir emir yok” diye savunma yaparken, derdimizin şirkle mücadele etmek olduğunu, inancımızda peygamberimizin ikonlaşmasının şirk olacağını ayet gösterip savunamıyorlar bile.

 

    Yönetmen Daniel Leconte, elden geldiğince karşıt görüşleri bir araya getirmeye çalışmış ama elbette ki taraf olmaktan geri durmamış. Fransa'da yaşayan Müslümanlar'ın, istemeseler de ülkedeki ifade özgürlüğünden nasiplerini almalarının kaçınılmaz olduğunu anlatmaya çalışmış. Zaten karikatüristlerden biri de özetle şöyle diyor: “Ben bir ateistim. Yahudilerle, Hristiyanlarla dalga geçebiliyorken neden Müslümanlar bunun dışında kalsın? Onların ayrıcalığı ne ki?”

 

    İslam, yeryüzüne indiği andan beri resullerimizle alay ettiler. Daha da çok alay edenler olacak, alay ettikleri şey de onları kuşatacak. Nerden mi biliyoruz? En'am Suresi 10. ayetten: And olsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi.”  

 

    Allah'ın kuşatma vaadine güvenen Müslümanlar olarak bizler ne yapmalıyız peki? Onları öldürmeli miyiz? Buyrun Furkan 10: Rahmân'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara laf attığında (incitmeksizin) «Selam!» derler (geçerler)

 

    Ve yine buyrun Nisa :140  O (Allah), Kitap'ta size şöyle indirmiştir ki: Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini yahut onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar bundan başka bir söze dalıncaya (konuya geçinceye) kadar kâfirlerle beraber oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Elbette Allah, münafıkları ve kâfirleri cehennemde bir araya getirecektir.’

 

    Bu ayetler yokmuşçasına,  öldürülenlere “Oh olsun!” diyerek bir de onların değerlerine saldırıyoruz ki Allah buna da izin vermiyor:Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.’ / En'am 108

 

    Biz onların demokrasi, ifade özgürlüğü derken ikiyüzlülük yaptığını zaten biliyoruz. (Herkesle dalga geçebileceğini savunan Charlie Hebdo dergisinde bir çalışan, antisemitist diye işten kovulmuştur.)  Açın bakın Al-i İmran 118 ve 119 ve 120. ayetleri Allah kullarını ne güzel uyarıyor.

 

    Biz Müslümanlar  her zaman kışkırtmalara maruz kalacağız. Bu kışkırtmalara  nasıl cevap vereceğimizi de Allah bize öğretirken “öldürün” demiyor.  İşte Allah'ın ayeti, Ali İmran Suresi 186 : Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey işiteceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.”  

 

    Neden sabredip takvaya sarılırken artı değerler üretmiyoruz? Eline kamera alan iki kişi bir araya gelip aleyhimize filmler çekerken bizim sucuk tüccarı yapımcıların  ürettiklerine bir bakın. Adamlar bize karikatürle, sinemayla, belgeselle sataşırken neden şiddet dışında bir cevap veremediğimizi düşünmemiz gerekmiyor mu? Ya da en uysal cevap olarak yasaklamayı seçtiğimizi…

 

    Savunmak için anlamak gerek. Anlamak için bilmek. Yasakla, şiddetle neleri  öğrendiğimiz ortada. Bu katliamdan batı dünyasının nasıl güzel yararlanacağını hep beraber göreceğiz. Charlie Hebdo dergisi, katliam sonrası ilk sayısında  gözü yaşlı şekilde "Je Suies Charlie" dövizi taşıyacak şekilde peygamberimizi çizerek kapak yaptı ve 3 milyon adet basıldı.   Devamı da gelecek. Üretilecek filmleri, kitapları, belgeselleri yine yasaklayacak mıyız yoksa artı değer üreterek cevap mı vereceğiz?  Düşünün ki bir belgeselde, yukarda sıraladığım ayetleri gösterip Charlie Hebdo katliamını yorumlamak isteyen bir batılı “Daha sizin kendi kitabınızdan haberiniz yok.” dese ne diyeceğiz?

 

   

 

YORUMLAR [0]