MEDYAHOMUNCULUS

ANMAK, GEÇMİŞİ MUTEBER KILMAKTIR (TO ROME WITH LOVE)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Pencereler gri, kuşlar gri, ellerim gri diyerek yağmuru bordo görmemiz mümkün mü? Hiç ummadığımız yerden yakalayan hayatın bizi endişeye sürüklemesi kaçınılmaz olabilir. “Süratli bir yolculukta da sınav olunabilir” diyen kimsenin, yaşamın trajedisini kavrayabilme gücünü sezeriz. Edilgen omurgalarla nereye kadar yük taşınabilir? Bunu biz de bilemeyiz. Ellerimizden müzikler-tabutlar-yazılar kayar gider. Salıncak kurulacak ağacın şımarıklığını özler de geçeriz. Sansürler elimizde patlar, komutları tencereye bırakır, filmler ararız. Şahane olsun gördüğümüz, muhteşem olsun aşklar, kırılmasın camlar. Arabalar yollarda kalmasın, hiç bir kuş ölmesin... Dileklere rast gelmeyen şeyleri hatırlamak istemeyiz. Anmak, geçmişi muteber kılmaktır. Halimizden şikayetçi iken sinema bizim için huzur evidir.

 

At ve karga karışımı bir ruhun sığınacağı bir yerdir filmler. Beynimle görüyorum evet. Dünyaya kapalı bana açık hali hoşuma gidiyor bu sanatın. “Sadece bana”lıyorum. 1935 yılı doğumlu Woody Allen, bir çok filmde “insanı başat kılan düşünce edimini” sunar. 2012’de gösterime giren Roma’ya Sevgiler’le (To Rome With Love) filminde, bir şirkette klasik müzik kayıt bölümünden emekli Woody, kayınpeder rolünde temkinli bir şekilde “biz başka bir aileyiz” tavrıyla kendisine ait olmayan şu sözleri eder:

“Tamam, bak şimdi eğer bir İtalyan ile evlenecekse onun öyle biriyle evlenmesini istiyorum ki sahiplenmeyi istesin,  yatı olsun, Ferrarileri olsun, Sardunya'da villası olsun. Küçük Hayley'mizin Avrupalı bir izbeyle olmasını istemem, anladın mı”

      

Turist de olsanız, hayat sizi yakalar. Yol arkadaşını, adres sorarken yakalayan Hayley ve ailesiyle, Amerika ve İtalya arasındaki kafa yapısını çeşitlilikle izleriz. Dünya içindeki her şey birbirinin kuklasıdır. Michelangelo ve ailesi, dillerin farklılığı, kültür uyumsuzluğu ve yeteneklere açılan yeni projeler arasında, kitlelerin neyden etkilenebildikleri üzerinde çokça düşünürüz. Pordenone’dan gelen bir çiftin Roma’da ki akrabalarıyla buluşacak ve bu çifte yeni imkanlar sunacaklardır. Kaderlerinin başka insanlarla çakışması nedeniyle, insanın içinden konuşan insanı dışarıya fırlayıvermiştir. Milly’nin kuaföre gitme isteğiyle Roma’da kayboluşunu, aslında o sırada insanın kendisini ait hissetmediği her şeyde bir adres telaşı olduğunu da irdeleriz. Milly bilmediği şeylerin içinde ontolojisine uygun imajlar bulmaya çalışır. Telefonunu kanalizasyona düşürür, insanların kısaca hiç bir yeri anlatamadığını görür. O sırada büyülenmeye hazırdır. Çünkü ne zaman kayıplara karışsa insan, bir kutsalın önünde büyülenmek, onun alışılmış tavrıdır. Milly nişanlısını, Roma’yı, düzelecek saçını unutur. Filmlerini hiç kaçırmadığı aktörün etkisi alanına girer. Tasarladığı hayatın direklerini önemsemez, hayalindeki beğenilerine izin verir. “Bir kere yapmakla bir şey olmaz” hükmü her insan için geçilir bir köprüdür. Her şey bir kenara, Milly ve aktör yeni bir oyunun eşiğindedir. Oteldedir. Milly banyoda heyecanının sesini dinlerken, ilk önce hırsız daha sonra aktörün eşi otel odasını basar. İnsan kendisine yakın olan insanları ve hayatına dahil olan hiç bir kimseler arasında yeni kurmacalar üreten bir fil ordusudur.  Milly, bu sefer hırsıza yönelmiş, aktörü unutmuştur.

           

Çekingen olan Milly’nin kocasına da aklını yeniden sorgulatacak güzel bir kadının uğramasıyla “kabuller ve olanlar”, “olacaklara” karşı yeni  bir trafik sağlayacaktır. İnsanın hayat odasına her zaman doğru kişi girmez. “Trastevere” de gençliğinde mimarlık çalışmalarını yapan John Foy’la karşılaşan adam ve onun yaşadıkları, bir erkeğin ve kadının anotomisini modernizm ve postmodernizm açısından sorgulanmaya değer bir açı değişkenliği olarak sunar bizlere. John saklanan gerçeği açık eden bir kara kutu gibidir. İnsanın düşen kimliğinin dedikodusunu apaçık bir biçimde izleyene duyurur.

     

Cazibe ve yalan,  insanı tutsak eden bir efendidir. İnsan güçlünün önünde eğilmeye, “bir sağanak halde” ıslanmaya alışıktır. Yeats'in şiirlerinden “İşkence Denizi”ne vurgu yapan ve her konu hakkında entelektüel birikimi varmış gibi yapan Monica, geçiçi olarak harcayacağı insanları edinirken, ellerini Monica’ya veren kişiler onun kelepçelerini elmas künye zannediyorlardı. Jack sevgilisi Sally ve Monica arasında içgüdünün bedenlerinde nasıl da direktör oluşunu bu filmde görürüz. İnsanın bu karışık halini seyretmek bize yasaklı bir şeyi anne-babamızın odasından dinliyormuşuz hissini verir.

      

Gelelim başka bir ‘ki’iye. Sofia’nın hiç te yakışıklı olmayan normal bir işçi statüsündeki kocası Bay Pisanello’ya ‘medya’nın “sana aşık olduk şimdilik biz” demesiyle hayatı tamamen değişir. Kameralar, arabalar, stüdyolar, çekimler, sorular, hayranlıklar, kızlar arasında Sofia bile galalara gitmeyi, kocasını herkesle paylaşmayı göze alır. ”Şöhrete ulaşmış bir kişi topluma mal olmuştur. Ailesi eğer engellemeye kalkışırsa, bu toplumun hakkına girmek olur” fikri etrafta göbek atar.  Pisanello verdiği aptal cevapların bu kadar önemsenmesine bir türlü alışamaz. Lakin medya, insanı bir çırpıda tüketir. Pisanello’ya doğru gazeteciler koşarken, o sırada aniden başka bir ilginç buldukları bir adama yönelirler. Pisanello rahatlar ailesiyle pizza yemeye gider. Ama Pisanello ünlü olmaya alıştığı için, sokakta birden hasta rollerine girer. İç çamaşırını herkese gösterir, adını bağırarak ‘hatırlamadınız mı beni’ der. Aslında ilgi ve alaka göstermek insana çok bulaşıcıdır. Lakin kimse Pisanello ve eşini tanımaz. Bir zamanlar Şöföru olan Roberto’dan en önemli lafları duyar. Sessizliğe gömülür. Kapitalizm insan yer.

      

Rigoletto eseri icra eden bütün karakterleri fare kostümünde yapan emekli baba, şimşekle ölmek isteyen arkadaşa sahip Monica, ünlü olmanın şamarını yiyen Pisanello, daha tam da ne aradığını bilmeyen Milly, etrafta gördüğümüz ya da kitaplarda okuduğumuz karakterlere benzeyen örneklerdir. Ya bir cenazeci olan Giancarlo’ya ne demeli. Duşta söylediği şarkıları dinlerken sesini keşfeden müzik kayıtçısının, gerekli kişileri ayarlamasıyla duştan dünyaya, opera türüyle konuşulmuş olur. Gerçi “Crème de la crème'ler” önemli işadamları arasında yetenek ve zeka ne kadar barınabilir bilinmez. Filmin 01:19’uncu dakikasında “Sizce ünlü olan herkes, ünlü olmayı hak ediyor mu?” sorusuyla tüm izleyicilere “kimler yüzünden hayatınızı karartttınız” ağaç kakanı armağan edilir. 01.23’te ise büyük bir aldatmacanın temel cümlesi zihinlere iade edilir: “Dinle. Hayat kısa. Ve bazı anlar yıldızlarla gökyüzüne yazılır”. Yani insan önemsediği her şeyi her an bırakabilmelidir, çünkü yıldız kimin cebinde bunu bilemeyiz(!).

      

Los Angeles ve Tokyo'da çekilecek bir filmde kendisine verilen rolle Monica’nın kandırma oyunu biter. Tabi Jack için bu hiç te kolay olmayacaktır. İnandıran için terketmek kolaydır. Çeşmenin önünde olacak bir evlilik sözleşmesiyle filmin sonuna ineriz. Hayalin gerçekle yüz göz olması ancak bu şekilde olabilir. En son Roma’ya açılan balkondaki adamın şehre doğru şu sözleriyle film biter. “Roma'yı en iyi ben bilirim, trafik polisi ya da bir başkası değil. Her şeyi buradan görüyorum. Romantizm, öğrenciler... İspanyol merdivenlerindeki aşıklar. Bir dahaki gelişinizde de birçok hikaye olacak.” Buradaki yapılmak istenen şey, yaşamda her şeyi kuşatan bir üçüncü gözün tepeden bakışına tüm insanlar muhtaçtır. Yazar, şair, senarist, sanat yönetmeni, filozof hep bu üçüncü gözden, insanları yakalayan kişi gibi yazabilmeli, onların filmini çekebilmelidir. Bu film, aklımı yeniden mi süpürdü nedir? Gizli hücrelere dalan bir böcek gibiyim.

 

“Bazen yıldızları süpürürsün, farkında olmadan

güneş kucağındadır, bilemezsin

bir çocuk gözlerine bakar arkan dönüktür

ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın

koca bir sevdadır yaşamakta olduğun,

anlamazsın uçar gider, koşsan da tutamazsın”

 

William Shakespeare

 

 

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)