MEDYAHOMUNCULUS

ACIKAN İNSANI KANDIRMAK KOLAYDIR (CROW’S EGG)

Ceyda Saliha Şener

@corvusunanamne

BU YAZIYI PAYLAŞ

Doğal istekleri ve onları iştahlandırmayı çok iyi anlayan endüstri sektörü insanları bazen değil, sürekli “av” olarak görür ve görmeye de devam edecektir. Gecekonduların yanına inşa edilen kulelerin tek bir açıklaması vardır: Zamanında masumların elinden ucuza alınan topraklara gasp edilerek çökülmüştür. O yüzden romanlarda ve filmlerde kırık dökük bir çatı ardından okurları ve seyircileri selamlayan plazalar çeşitli kuşkuları üretirler.

Gözlerimi bunaltmayan izlediklerimden birisi de ‘Karga Yumurtası’ (Crow’s Egg) adındaki filmdir. Periya’nın ve Kaaka’nın hayatlarından kesitler sunar. Yönetmeni M.Manikandan’dır. Hindistan, çıplak ayakların, renklerin ve dansın ülkesi olarak kalmıştır aklımızda değil mi? Bir de şöyle bir soru yerleşmiştir zihinlerimizde: İmkansız olanların aklı daha da ‘bilge’ midir? Nedense ebeveyninden sevgi alan ve dürüstlük gören çocuklar hiç de aç gözlü değildir.

Bir kadın, “sessiz ve yanımdakilere yük oluyorum” endişesi duyan yaşlı bir babaanne, biri büyük diğeri küçük iki oğlan çocuğu ve bazen gördüğümüz sürekli hapishanede olan yalvaran bakışlı baba, bu filmde bize önemli gerçeklerden bahisler taşırlar. Bir de çocukların tren yolundan gelirken ya da giderken uğradıkları demir parmaklıklar arasında konuştukları arkadaşları olan zengin bir çocuk dikkatimizi çeker. İzleyenler olarak bu görgüsüz sahtekar çocuğu hiç de sevmedik. Bu tip, kuledekileri tanıyabilmenin başlangıç noktasıdır. Evin ev olabilmesi içen tüten bir ocak elbette lazımdır. Düzenli beslenme akıl gelişimi için mühimdir. Lakin insanlar arası davranışı diğer (öteki) insanlardan öğrenmeye kalkarsanız, yanınızdaki sizi seven elleri -naif babaannenizi, annenizi- dışlar, hapishanedeki babanızı özlememeye başlarsınız.

Günlük ekmek alabilmek için gündelik işçi olan anne dik başlıdır ama kendisinin sınıfı onun çok para kazanmasını bir türlü temin edemez. Yeryüzü, zengini daha da zengin yapar. Ancak Platon’u, Sokrates’i iyi kavramış düşünen insanlardan devlet başkanları olursa bu kuralı -bir nebze de olsa- ortadan kaldırabilir. Böylece fakir kavramı yok olur ve yaşayanlar bu yüzden üzülmez. İnsan acıkır, arzulanır, sevinir, güler. Bir çocuk olmak, evvela insanlara aklını kaptırma yöntemlerinden biraz uzak da olmaktır. Velev ki ‘kurmaca insanların’ yanında olmamış olsunlar. Kendilerine “karga yumurtası” diyen bu iki erkek çocuğun sütannesi, koca bir ağaç ve ona yerleşen kargaların yumurtalarıdır. Buradaki çocuklar şehirdeki çocuklar gibi telefonlarının üzerinde uyanamazlar. Odaları, yatakları, ayakkabıları yoktur. Hatta tişörtleri kendi yaşıtlarının giydiklerinden değildir. Yine de hüzünlü değildirler. “Anneye ve dolayısıyla eve yardım edilmelidir” fikrine bir yetişkinden önce ulaşmışlardır. Kömür taşıyan tren yollarına giderler, düşen yakıtları elleriyle toplarlar. Yalınayak kazanılan ekmek parasıyla geçim sağlarlar. Ekmek gerçekten hangi hayvanın ağzına saklanmıştır?

Bu zorluklara katlanabilmek için çocukça eğlenmeyi de ihmal etmez bu iki kargamsı. Dışarıda gördükleri televizyon ve oradaki karakterleri eve gelip, ev halkına taklit ederler ve bir de ev halkını güldürmek ve neşelendirmek görevini de böylece üstlenmişlerdir. Yani çocukça isteklerini yetişkin yapmışlardır. Gerçi çocuk olmak sanırım böyle bir şeydir. Sürekli komiklik yapmaya çalışarak; anne, baba ve büyüklerinin yıldızlı puanlarını alarak güven dolu bir hayat yaşamayı arzulamaktır. ‘Bir çocuk neye üzülür?’ sorusunu fakir ve zengin çocuğa ayrı ayrı sormamız gerekir.

PİZZA MUHTIRASI

İnsanların eğlenerek hayatta tutunacak bir dal arama ihtiyaçlarından faydalanan kapitalizm, acıkan insana bütün vücudunu uyaran reklamlar yapar. Günlerden bir gün dışarıda gördükleri pizza dükkanına çok sevdikleri bir ünlünün gelmesiyle, çocukların o pizzayı yeme isteği tavan yapar. O pizza yenmelidir. Çünkü o çok sevdikleri insan da oradadır. Ama nasıl alınmalıdır, kaç liradır? Hesap ederler ve evden gizleyerek para biriktirirler. Bir pizza alabilmek için günlerce kömür toplamak zorunda olan karga yumurtaları, tren yolunun oralarda tanıştıkları “meyve suyu” adında saf bir büyük arkadaş edinirler ve onu çok severler. Meyve suyu onlara kıyamaz ve kaçak bir kömür deposunun kapısını açar ve onlara her gün buradan kömür toplayın der. Dedikten sonra da yakalanır. Dost dediğin arkadaşı için fedakar olabilmelidir elbette. Kargalar, tutuklandığını öğrenince çok üzülürler ve özlerler.

Ne yapmalıdır ki? O pizza yenmelidir. Evdeki reklamda da o erimiş peynirle salçanın evliliğini görünce dillerini sarkıtırlar. O sırada annenin “babanızı görmeye gideceğiz” görevine karşı  büyük olan karganın “biz babamızı görmek değil pizza yemek istiyoruz” cevabı bizleri çok düşündürür . Bir gün babaannesi dayanamaz ve ”pizzanın aynısını ben de yaparım”der, saçta ekmek yapar, ilan kağıdının üzerine bakarak domatesi ve biberi aynı fotoğraftaki gibi keser, lakin çocuklar ağzına aldıklarında çok sinirlenmiş ve üzülmüşlerdir, çünkü hiç de ekranda gördükleri pizzaya benzememektedir.

İki kardeş, zengin ve tombul arkadaşlarına pizza almak istediklerini söylerler. O da kendi oyuncaklarından kargalara gösterir ve kendisinin de o pizzadan tabi ki yediğini söyler. Bir gün onlara size bir sürprizim var diyerek saklama kabının içinde kendi yiyemediği ısırılmış didiklenmiş pizza dilimlerini uzatır. Karga abi, bu adice tavrı görünce çok sinirlenmiş ve diğer küçük karganın o dilime uzanmasıyla köpürmüş ve koluna vurmuştur. Zengin olan kesimde ahlaki bölüm zayıf mıdır? Çürük ve eski olanı “yardım yapıyoruz” diyerek neden fakirlere dağıtırlar ki? Hiç mi utanma melekeleri yoktur. Dini bayramlarda bile kurtlu tahıl ürünleri, paketlerde güya –kardeş- dedikleri insanlara az verilmemiştir. Büyük karga kafaya koyar. Biraz daha fazla kömür toplayacak ve pizzacının kapısına efeler gibi gidecek ve kendi alın teriyle o pizzayı alacaktır. Lakin sınıflar arası ayrım, onu alacak imkanın olsa bile başka engeller koymaktadır. Pizzacıya giderler, güvenlik görevlisi onları kovar, çünkü bizim kargaların üzerlerindeki kıyafet yeni değildir ve yalınayakdırlar. İçeriye bakan çocuklar, yeni giyimli bir anne ve onun erkek çocuğunu görürler. Bu sefer de  ‘pizza alabilmek için iyi kıyafetlerimizin olması gerekir’ derler ve yeniden kömür ticaretine başlarlar. İyi kıyafet satın almak için şehre gidiş yolunu öğrenirler fakat bu kez de alışveriş mağazasından içeri alınmazlar. Bu sırada mağaza zincirinden zengin bir çocuk ve babası çıkar. Zengin çocuk babasına ”-sokak arabasında satılan şu kızarmış şeylerden istiyorum” der. Babası da onlar mikroplu diyerek kızar ve “-nasıl bir çocuksunuz bir sürü kıyafet aldım hala suratınız asık” der. Çocuklar da “giysi istemiyoruz, şu kızarmış şeyi yemek istiyoruz” derler. Büyük karganın kafası bir daha çalışmıştır ve babası mağazaya bir şey için geri gittiğinde karga birden çocuklara teklifini sunar. “O yiyeceği alabilmek için nakite ihtiyacınız var, bize torbadaki kıyafetleri satın, böylece siz de o adamdan yiyecek alabilirsiniz” der. Böylece mağazaya girmeden alışveriş yapmanın yolunu bulmuşlardır, sevinerek bir yıldız gibi pizzacıya doğru omuzlar kalkık bir şekilde ilerlerler. Asıl bilmece burada başlar.

Formasını düzeltse de pizzacının kapısındaki güvenlik çocuklara sert davranır. Müdürü çağırır, müdür büyük çocuğu tokatlar. Güçlünün belini de yine teknoloji kırmıştır. Nasıl mı? Dalga geçen arkadaşları kötü bir telefonla bu durumu gizlice videoya çeker. Kurnaz fakirlerin eline bu kayıt düşer ve bir plan yaparlar. “Pizza zinciriniz ve marka yüzünüz etkilenmemeli, satışlarınız düşmemeli” diyerek, şantajla bu çekimi satarlar. Pizza sektörü iflas kaygısıyla yaptığı hatayı “yanlış” olduğunu kabullenmeden, durumu yalancı tavırlarla düzeltmeye kalkışır. Bu arada kaydı satarken iki arkadaşın arasının para yüzünden açılması bize yaşadığımız ülkedeki birçok olayı hatırlatır. Ancak hızla çoğalan kayıt, kopyalanmıştır ve diğer arkadaşı çoktan sosyal medyada bu videoyu paylaşmıştır. Yani iletişim çağı insanın elinden “güven” kavramını çalmıştır. Pizzacılar çıldırır. Değişik kandırma yöntemleri bulurlar ve bu iki çocuğu aramaktadırlar. Gururu incinen bu iki güzel kafa evlerinden kaçmışlardır.

Yakalanma korkusuyla uzağa giderler ve bezgin bir mutsuzluk yaşamaktadırlar. Babaanne ölmüştür. Hem de çocuklar pizzanın peşinden giderken. Pizzacılar, çocukları bir devlet başkanı gibi alırlar, medyayı da çağırarak “bakın biz ne kadar iyi insanlarız” derler. Haber yapılması için bütün medya çağırılmıştır. En büyük pizzaları karga yumurtalarının önüne koyarlar. Çocuklar birbirine bakarak peşine düştükleri şeyin aslında ucuz bir tat olduğunu işte o anda anlarlar. Burada özellikle altı çizilen mevzu şudur: Satın alınabilecek bir mutluluk yoktur. Herkes samimi olan şeyleri ailesinde çoğaltmalıdır. İnsan kendi beğendiklerine saygılı olmalıdır.

 

 

YORUMLAR [0]

DİĞER YAZILARI

Çalınıyor Adalet, Vurun Duvarları (The Handmaıden)

Hep Ağlıyordu Gemiler, Hep Uçak Olmak İstiyorlardı (The Great Wall)

Birbirimizde Zuhur Ediyoruz (Stranger Than Fıctıon)

Ölüm, Ölür Müsün Başımda, ”Şah” De Hadi (The Seventh Seal)

Gardırop Akıl, Ayna Şehrine Yaklaşırsa… (La Notte)

Kader, Genel Bir Mülkiyet Midir? (The Man Who Wasn't There)

Ölü Yazar Olmadığı Gibi, Ölü Oyuncu Da Yoktur! (Look Who’S Back?)

Şiddet Kullanan Eş, Nasıl Eşses Olabilir Ki? (Arretez Moı)

Acıkan İnsanı Kandırmak Kolaydır (Crow’S Egg)

Her Kitap Anne Değildir Ya Da Bazı Kızlar Yanlış Kitap Seçer (Madame Bovary)

Aynalar Arası Dedikodu (La Double Vıe De Véronıque)

Sine-Retrospektif (Bronenosets Potyomkın)

İnsanı İnsana Yasak Kılamazsınız (Pleasantvılle)

Kitle, Geleceğin İntihar Bombacısı Olmamalıdır (The Man Who Knew Infınıty)

Çamura Ruh Veren Elma (Camılle Claudel)

Lanetli Hayalin Tekamülü (The Wınd Rıses)

Mülkiyet İle Onur Kavramını Evlendirene Yazıklar Olsun! (Marına)

Sadece Konuşan Bir Hayvan Değildik… (Twelve Monkeys)

Devrim Ailede Başlar (Trumbo)

Bütün Saksılardan Sen Mi Sorumlusun Bahçıvan? (Detachment)

Ağlayacak Çok Şey Var, Bari Buna Gülelim (Çingeneler Zamanı)

Çiçeklerin Kokusunu Çoktan Çaldılar (La Maman Et La Putaın)

İnsan, Sadeleşemeyen Bir Oyuncudur (The Danısh Gırl)

Yetişkin İnsan Asla Doğmamıştır (Crımes And Mısdemeanors)

Anmak, Geçmişi Muteber Kılmaktır (To Rome Wıth Love)

Ruhuyla Oynayan Aktörler, Zinciri Kıran Kitleleri Büyütürler (Lısten To Me Marlon)

Dil, İradenin Hıçkırışıdır (Wakıng Lıfe)

İnsan Bazen Akıl Oyunlarında Ray Değiştirir (Irratıonal Man)

Asıl Mesleğimiz ‘Caka Satmak’ (Socrate)

Bazı Filmler Passiflora/Çile Çiçeği Etkisi Veriyor (Tımbuktu)

Benden Başka Bir Beni Sevdim (The Royal Tenenbaums-5 To 7)

Hüzün Yol Kesicidir ((As Good As It Gets)

Bir Sinema Filmi Kaça Ayrılır?

Hayat Senaryosunun Adı ‘Hepsi Birarada’Dır… (La Cıocıara)

Tanımlarımız Hangi Kişilerin Gardrobundan?

Yasakçı Mı, Özgürlükçü Mü Filmler Çekilmeli?

Bazen Katırlara Kelebek Banyosu Uğramaz

Dil Bilmeyen İnsanı Müzik Konuşturur (Almost Famous)

Yalnızlık İstenen Bir Rica Mıdır?

Yarınlarımızı Hormonlarımıza Bırakırsak, Kaos Anne Doğmaz Mı?

Kuşların Da Yürüdüğünü Biliyor Ahtapotlar (Vıvre Sa Vıe )

Sadece İlaçların Yan Etkisi Yoktur! (Je, Tu, Il, Elle)

Huzursuzluk Evlerdeki Yersiz Ejderhalardır

Uğraşılarımıza Örümcekler Oda Kiraladılar (Requıem For A Dream)

Kadınlar İkiye Değil, Nara Ayrılır

'Umut Yok, Korku Yok'

Aşk Cadı Elması Mıdır?

Sinemanın Dili Boğazına Kaçmadı Değil Mi?

Hayatın Çocuğu (Faust)

Sinema İmgelerin Hacimsel Hareketidir (Le Chef)