FİLMTERAPİ

12 EYLÜL’ÜN VE YARATTIĞI SAVAŞIN TÜRKİYE'YE DARBESİ (BORNOVA BORNOVA)

Deniz Keziban Çakıcı

adenizk

BU YAZIYI PAYLAŞ

 

Toplumsal terapi olması açısından, görünen ‘resmi özet’e bakmakta fayda var:

  • 300 milyar dolar savaşa pay ayrıldı.
  • 17 bin faili meçhul cinayet işlendi
  • 650 kişi gözaltına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi,
  • 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • 50 siyasi tutuklu idam edildi.
  • 71 bin kişi TCK’nin 141,142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 299 kişi cezaevlerinde yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi kaçarken vuruldu.
  • 95 kişi çatışmada öldü.
  • 73 kişiye doktorların işbirliğiyle, doğal ölüm raporu verildi.
  • 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.
  • 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 300 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
  • 171 kişinin işkenceden öldüğü resmen belgelendi.
  • 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesinin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 59 gazeteci öldürüldü. (1974–2007 arası)
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Binlerce hukuk skandalı yaşandı ve hala da yaşanıyor.

Bu ülkenin çocuklarına ve insanlarına harcanması gereken paralar savaşa ayrıldığı için;

  • 200 bin çocuk sokakta yaşamını sürdürmeye çalışıyor.
  • 15 milyon 70 bin ailenin 3 milyon 600 bini yoksulluk sınırında. 15 yaş altındakilerin, % 27,7’si, (5,6 milyon çocuk) gıda ve gıda dışı yoksulluk içinde yaşamakta.
  • Çocukların % 40,6’sı doğdukları andan itibaren yoksullukla karşı karşıya. 2008 verilerine göre ülkemizde 770 bin çocuk okula gitmek yerine, işçi olarak çalışmakta.
  • 1000 bebekten 29’u bir yaşını tamamlamadan, 37’si beş yaşından önce hayatını kaybetmekte.
  • Dünyada ise; 8,5 milyonu aşkın çocuk cinsel ve ticari sömürünün nesnesi haline dönüştürülmüş halde. Her ülke gibi Türkiye’nin de bunda payı üzerine düşünülmeli elbette.
  • 2 milyon çocuğun da, milyar dolarlarla ifade edilen bir para döngüsü olan seks ticaretinde esir olduğu biliniyor. Bu bilançoya Suruç katliamından beri kaybettiklerimiz dâhil değildir. Ama asıl konumuz, bu bilançoya girmeyen, gözle görülmeyen ya da görülse de, resmi bir toplumsal hasar sayılmayan Bornova Bornova filminde sözü edilen kayıplardır.

 

12 Eylül darbesinin öngördüğü ve toplumsal yeniden biçimleme kapsamında yarattığı şey; emekle bir şeyin kazanılamayacağına inanan bir toplum. 18 yaşındaki gençlerin özgürlüğü, yalnızca kendi istekleriyle sınırlı bir şey olarak algılaması. Statükoculuğun adının demokratlık olması. En önemlisi ise;  toplumsal vicdan kaybının tavan yapmasıdır. Yargısız infazlar yapılıyor, katiller sokaklarımızda dolaşıyor, mahalleli alkışlıyor ama hiç kimsenin vicdanı sızlamıyor. 1908 yılında Jön-Türkler hareketinin II. Abdülhamit'i tahttan indirmesinden sonra, 60 ihtilalı, 12 Mart, 12 Eylül ve diğer tüm (sayılabilen 24 darbe girişimi var ve askeri-sivil sayılamayanlar da) girişimlerde, toplumsal vicdanın sistemli olarak öldürülmesi. Ama asıl 12 Eylül,  bu ülkede vicdanı yok eden, öldüren en önemli talan gücü oldu.

 

Bornova Bornova,  bugüne kadar pek değinilmemiş bir alana değiniyor. 12 Eylül 1980 darbesine; darbenin tasarladığı yeni toplumsal yapı, bu toplumsal yapının yansıma ve sonuçları, özellikle de, darbenin en tehlikeli kesim ve günah keçisi olarak addettiği gençler üzerinden bakıyor. İzmir Bornova’da yaşayan bir grup sıradan insanın hayatını mercek altına alarak yapıyor bunu. Sakatlık nedeniyle futbol kariyeri bitmiş işsiz Hakan, onun sevdiği liseli kız Özlem, Mahalle bakkalının önünde günlerini geçiren mafya özentisi Salih, hayatını erotik fanteziler yazarak kazanan felsefe bölümü doktora öğrencisi Murat.

 

Filmin girişinde Kenan Evren’in 12 Eylül’de yaptığı konuşmadan bir alıntı var: ‘Gençlerimizin şöyle yetişmemesi için çalışacağız’ tarzında. Bu dediklerinde de, çok başarılı oldukları tartışma götürmez. İstisnaları ayırarak söylersek; sormayan, sorgulamayan, köşe dönme ya da herhangi bir anlamda ve yerde gerekirse cinayet işleyerek köşe olma hırsından başka fikri olmayan, bunun için de her şeyi mubah sayan zekâsı kendisiyle sınırlı iki nesil yetiştirmeyi başardı bu darbe. Koca bir ülkeyi lümpenleştirdi. Tüm değerlerden arındırıp kimliksizleştirdi. Film 12 Eylül ile gelinen bu yeri anlatıyor.

 

Bornova Bornova, seviyesizleşme konusuna yaklaşımıyla yerleşik bir fikri yıkıyor. Aslında bu seviyesizleşmenin çoğunlukla varoşlarda, yoksul kesimlerde yaşandığı tezini yerle bir ediyor. Bir salgın gibi bu seviyesizliğin orta ve üst sınıfları nasıl işgal ettiğini gösteriyor.

 

Hayatta bir şey olmak isteyen ama bunun alt yapısının sunulmadığı sıradan insanların bilincine, özellikle 1980’li yıllarla birlikte şu sicilli “küreselleşme” sayesinde de, hızla ‘köşeyi dönme’ kavramı ve isteği yerleştirildi. Filmdeki Salih, Murat ve Hakan karakterleri bu tanıma çok uygun. Bir şey olmak isteyip olamamış, kendilerine ne sosyal ne ekonomik bu alt yapı sunulmamış. Bu fırsatı bir biçimde yakalasalar da, 12 Eylül’ün, toplumun bilincine hızla kazıdığı ‘o işi yapsan ne olur ki? Millet şunu bunu yapıp köşe dönüyor’ tepkileriyle yeniden ve yeniden biçimlediği beyinler çıkmış ortaya. Ya da 12 Eylül’le birlikte, devletin bir yığın başka alandaki plansızlığı gibi eğitim-öğretim alanındaki plansızlığı sonucunda, filmdeki gibi üniversite mezunu mahalle bakkallarımız çoğalmış.

 

Darbenin,  toplum ve gençlik üzerinde yarattığı en olumsuz etki ise adalet duygusunu yok edip silmiş olması. Adalet mekanizmasındaki kronik bozuklukların giderek ağırlaşmasının yanı sıra, her gün en az sekiz-on adli-hukuki skandalla karşılaşmaya toplumun bağışıklık kazanması. İyi bir avukat, denildiğinde ilk aklımıza gelecek şeyin rüşvet konusunda etkin ve yaygın davranış becerileri olan kişi’ olması, normalleşmiş değerlendirme sayılır oldu. Hayatımıza, mahkemeyi ayarlamak gibi deyimler eklendi. Gözümüzün önünde işlenen sokak cinayetlerini, yargısız infazları, iç savaş provalarını alkışlayan ve hiç vicdanı sızlamayan mahalle ve kentlerimiz oldu. Özellikle siyasal davalarda yargının tarafsızlığı gibi bir ilkenin asla olamayacağını artık bebelerimiz bile biliyor. Cezaevlerinden esrarengiz biçimde kaçırılan veya cinayet dosyaları kayboluveren, milliyetçi seri katillerimizin bolluğu da, o ‘tarafsız’lığın özel bir yansıması elbette. TSK’ya ait savaş uçaklarının Roboski’de 19’u henüz reşit bile olmayan, 34 sivili bombalayarak katletmesinin üzerinden dört yıl geçmesine rağmen hiçbir failin bulunamaması, Kobanê’nin hemen Türkiye tarafında; Şanlıurfa-Suruç’ta, 32 genci katleden IŞİD’li Şeyh Abdurrahman Alagöz'ün kimler tarafından kullanıldığının belirlenememesi, Hırant Dink davasının komediye dönüşmesi de, bu ülkedeki ‘adalet önünde herkes eşittir’ ilkesinin ve ‘kanunlar herkese eşit ölçütlerle uygulanır’ kuralının en son yüksek örneklerindendir. Ve tabi son HSYK kararını ve yaşanan traji-komik görevden alma görevde kalma savaşını da, yok edilen adalet duygusuna ve öldürülen vicdan hanesine eklemek gerekir. (Sıradan vatandaşın hukuk dramına hiç değinmiyorum.) Bunların tamamı, darbelerin bu ülkeye hediyesidir. İster devlet eliyle, ister grup eliyle yapılmış ya da yaptırılmış olsun;  katilin milliyeti, uyruğu, dini, dili, boyu, posu, amacı, hiçbir şeyinin değiştirmediği tek bir şey var: katil katildir! Bornova Bornova, toplumsal resmi hasara dâhil edilmeyen bu yüzü açık ediyor. Adalet duygunuz bol ve vicdanınız hayatta olsun.

YORUMLAR [0]