5. SAYI

EDİTÖR

Kavafis ‘Sevinçtir ve yaşamın ıtırı/İstediğim gibi tutabildiğim hedonizmin saatleri ve anısı…’ dizeleri ve daha niceleriyle 1911-1929 yılları arasında hedonizme güzelleme yapadursun, o felsefenin anısı hala sıcak… Oysa, en büyük haz ruh dinginliğiydi ve bu dinginliğe bedensel dürtüleri bastırarak değil, bilgelikle varabilirdik. Fakat sinema, hazza gönül düşürmüştü bir kere. Biz de Sinema Terspektif’in Mayıs sayısında; haz bağımlısı, içimizi kaldıran, ruhumuzu deşifre eden ve ardından bizleri onaran filmleri kaleme aldık. Sinemaya sıkça malzeme olan gizli-aşikar hazzın tezahürlerine değinmeliydik, öyle de yaptık. Hedonizm mahkûmu bedenlere ‘What We Do In The Shadows’ filmi ve hazcılığa sinema ile pedal çeviren aykırı yönetmen ‘Catherine Breillat’ın filmografisi çerçevesinde yaklaştık. Buz gibi bir büyüme hikayesi olan ‘Plemya’, ten, kalem, kağıt, şeker ve gölgenin buluşmasını anlatan ‘Je, Tu, İl, Elle’ mercek altına aldığımız filmler arasında. Yine dergimizde; istemediğimiz hayatları bir şekilde kustuğumuz ve arınma dileğimize gönderme olmasını umduğumuz ‘Como Agua Para Chocolate’, hiçliğin içindeki çokluk üzerine izleyicisine kavuşmayı bekleyen ‘Nothing’ ve birbirlerini düşürmek yerine birlikte doğrulup hayata tutunanların hikayesi olan‘Ensemble, C'est Tout’ var. Hollywood’daki gözle görülür değişimin derinlemesine analiz edildiği bu sayımızda, Mayıs’ta gösterime girecek olan ‘The Good Lie’ filmi ışığında batı duyarlılığını(!) hatırlattık. Noktayı da; belki gökyüzü kadar kırmızı bir şey daha yok diyen Rosso Come il Cielo’ ile koyalım dedik. Sümeya Kökten’in ikinci filmi ‘Son Bir Dans’ın arada kalan kadını Hilal Sönmez, kısa filmin değer görmediği ülkemizde, kısa film adına önemli adımlar atan yapım tasarımcısı Mustafa Ziya Ülkenciler ve yapımcı, yönetmen ve kameraarkası.org sitesinin kurucusu Hayri Çölaşan Sinema Terspektif’in bu ay ki konukları… İyi okumalar, iyi seyirler…